|
Kıbrıs'la ilgili gelişmeler, ardından Lokmacı Kapısı'nın açılması derken, dostlarımızın gönderdikleri yazıları da ihmal ettik. Kusura bakmasınlar. Özellikle emekli Trafik Müdürü Özdemir Uzuner ile yine emekli Trafik Müfettişi Hasan Çerkezoğlu dostlarımızın yazılarından söz etmek istiyorum.
Gündem ne denli yoğun olursa olsun, arada bir okuyucudan gelen yazılara da göz atmak gerek. Bugün Sn. Uzuner'in "Trafik karmaşasının önüne neden geçilemiyor?" başlıklı yazısı ile Hasan Çerkezoğlu'nun 'Süratle yitirdiklerimiz" başlıklı yazısını sizlere aktarmak istiyorum. Şöyle diyor Uzuner:
"Uzun bir aradan sonra yine bir şeyler yazmak zorunda bırakıldım. Tenkit etmenin kolay olduğunu bildiğim halde, gelinen şartlar ve bence bilinçli yapılan hatalar beni yine tenkit etmeye zorlamıştır. Kendilerine göre aldıkları önlemlerle trafik karmaşasının daha da karmaşık hale gelmesi, kazalardaki artışların devam etmesi ve ondan sonra tesadüfen 2006 yılına nazaran bir eksik ölümle 2007 senesini kapatmasını başarı kabul edip, bunu övünerek medya vasıtası ile ilan etmeleri beni çileden çıkaran etken olmuştur. Alınan önlemler ise en pahalı önlemler ve cezaların gelişigüzel artırılmasıdır.
Trafikte uzun vadeli çözüm arayışlarının neticesi, ancak bir-bir buçuk yıl sonra isabetli olup olmadığını ortaya koyar. Hiçbir veriye dayanmıyorsa, alınan önlemler sonuçsuz kalır.
Halbuki özellikle trafik konusunda sağlıklı netice alabilmek için, her türlü istatistiki bilgi ve veriler mevcuttur. Bu hususta yıllarını trafiğe çare bulmak için özveri ile çalışan vatanperver insanlar olduğu halde, nedense bunlardan yararlanma gereği duyulmamaktadır.
Yıllardır trafik kazalarının asgariye indirilebilmesi için her türlü medya vasıtası ile kurulmasını önerdiğim tarafsız ve uzman kişilerden oluşacak 'Trafik Kaza Nedenlerini Araştırma Komisyonu' neden hala kurulmadı?..
Bunun maliyeti ise, alındığı iddia edilen önlemlerin maliyetinden çok daha az olacağı gibi, önlenen kaza hasarlarından gidecek kaybımız da daha fazla getiri sağlayacaktır.
Trafik düzenlemesi yapılırken, hem maliyet, hem pratiklik ve hem de kullanılabilirlik yönünden daha uygun olan düzenlemeler yapılmalıdır. 'Ben yaparım olur' zihniyetinden vazgeçmemiz gerekmektedir.
Devlet, yaptığı trafik düzenlemesinin ne kadar yerinde olduğu, trafiği kullananların düzenlemeye riayet edip etmeyeceklerini, edilmediği zaman yanlışlık olup olmadığını araştırmalı ve eğer gerçekten doğru bir düzenleme
ise, o zaman en ağır yaptırımı uygulamalıdır. Ancak yapılan düzenleme, hiçbir veriye dayanmadan yapılmışsa, bu da riayetsizlik doğurur ve zamanla da alışkanlık haline gelir. Nitekim de son zamanlarda bu yaygın hale gelmiştir.
Peki; sürücülerin hiç mi hatası yoktur diye sorulacaksa, bunun yanıtı 'var, hem de pek çoktur" şeklindedir. Araç sürerken, sürücülere tehlikelerin nasıl oluştuğu bilimsel olarak kendilerine izah edildiği halde, yine de cep telefonu ile konuşmaya devam etmektedirler. Özellikle çemberlerde ve kavşaklarda."
SÜRATLE YİTİRDİKLERİMİZ
Hasan Çerkezoğlu da şunları vurgulamaktadır:
"İnsan psikolojisini anlamak çok derin bir bilgi ve araştırma istemektedir. Ancak bunun yanında bireylerle ilgili zahiri bazı gerçekler de bulunmaktadır. Bu gerçeklerden biri de tüketimdir. Kapitalizmin etkisi ile gelişen ve önü alınamayan tüketim çılgınlığıdır. Tabii bu tüketim çılgınlığı kişilerin daha büyük, daha gösterişli ve daha hızlı araçları satın alma isteğini de kapsamaktadır.
Elbette bu taleplerle doğru orantılı olarak otomotiv sektörü de günden güne gelişerek daha hızlı, daha gösterişli, hatta su altında giden araç üretme çılgınlığına kadar ulaşmıştır. Tüm bunlarla birlikte hızlı araç sayılarının artışı da tehlikeleri beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda da her ülkede zorunlu olarak belirli yollara belirli hız limitleri koymak durumu hasıl olmuştur. Pek çok istatistik değerlendirmelerin sonucunda meydana gelen trafik kazalarının genellikle hız sonucunda kontrolün kaybedilmesi ile meydana geldiği saptanmıştır. Böylece kazaları önleyici her tedbir ve önlem, hız artışı ile paralel olarak başarısız olma gerçeğinden kurtulamamıştır. Hızın artışı ile birlikte durma mesafesi de uzamaktadır. Sonuç olarak da öndeki aracı takipte ve aracı zamanında durdurmakta sıkıntılar yaşanmakta ve çarpma şiddeti kuvvetlenmektedir. Satın alınan bir aracın 170-220 km oluşu her ne yaparsak yapalım, aracın hızlı gitmesini engelleyememektedir.
Karayollarının hız kısıtlamaları bu noktada pek bir işe yaramamakta ve çözüm olarak da ülkeye getirilen araçlara hız ve motor gücü sınırlaması acil olarak getirilmelidir. Bunun yanında hayatımızda büyük önemi olan kitle iletişim araçlarını da kullanarak kısa filmler, broşürler, posterler ve radyo yayınları ile bireyler uyarılmalı ve okullarda verilen trafik eğitimi günümüzde artık müfredatın bir parçası olmalıdır.
Ülkemizde 1 Ocak 1996 tarihinde araçların cinsine göre hız sınırlamaları getirilmiş, bu sınırlar salon araçlar için iskan edilmiş bölgeler dışında 100 km olarak belirlenmiştir. Fakat hız sınırlarının nasıl kontrol edileceği konusunda herhangi bir tüzük ya da yönetmelik geliştirilmemiştir.
İstatistiklere bakıldığında ise bu hız sınırlamalarının ölümlü kazaları engellemekte bir yarar sağlamadığı, yaşanan kazalar ve kaybedilen kişi sayılarından her geçen gün artış olduğu bilinmektedir. Ülkemizde 2008 yılında, geride kalan üç ay içinde14 ölümlü kazada 18 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunun yanında yaralanan, ya da sakat kalanların sayısı ise tam olarak bilinmemektedir. Kazaların pek çoğu hızdan dolayı kaybedilen kontrol sonucunda meydana gelmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı sürat kontrollerinin bir tüzükle belirlenerek, bu esaslara göre yapılması gerekmektedir. Aksi halde çok daha kötü sonuçlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır. Herkese kazasız günler dilerim."
|