|
Öyle anlaşılıyor ki, bu günlerde Kıbrıs üzerine büyük oyunlar oynanıyor. Hem Türk tarafı, hem de Rum tarafı üzerinde. Dahası Türkiye ve Yunanistan üzerinde de!..
Bir yerlerden düğmeye basıldı. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose-Manuel Barroso, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki konuşmasında, "Kıbrıs'ta bölünmüşlük bizim için kabul edilebilir değil" diyor. "Kıbrıs konusunda tarihi bir fırsat yakalandı. Bu konuda gerekli adımların atılacağını biliyorum. Ama bu süreçte Türkiye, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmalı" diye de ekliyor.
Bir mesaj veriyor Ankara'ya. "Türkiye'nin Kıbrıs açılımlarından çok memnunuz, yanınızdayız" okşalaması yanında, oba altından sopa gösterme politikası da sırıtmıyor değil!.. "Bu süreçte Türkiye, Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmalı" sözü, bir yerde direktif niteliğinde.
Yani burada bir dayatma olduğu da gözlemleniyor. Buna karşılık Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Barroso'ya, Kıbrıs'ta çözüm için hep bir adım önde olacaklarını her zamanki gibi yineliyor.
Bu günlerde Kıbrıs'la ilgili olarak Lefkoşa, Atina ve Ankara'yı ziyaret edenler sıraya girmiş vaziyette. BM'den tutunuz da, AB'ye, ABD'ye, İngiltere, Almanya, Fransa ve Rusya'ya varıncaya kadar!..
Bunlar hem görüşme, hem de 'baskı unsurları' yaratmaya yönelik.
Örneğin Rum tarafının 'Lokmacı Kapısı' ile istekleri, daha doğrusu ısrarları pek de işe yaramış değil. Türk tarafı da o konuda geri adım atmış değildir. Buna rağmen Hristofyas direnmeye devam ederken, kendisine Kosova olayını anımsattılar. Dediler ki, "sen, amacının taksimi önlemek olduğunu söylememiş miydin, o halde gel ve Ledra Kapısı konusunda fazla detaya girme!.."
Bunlar söylendi Hristofyas'a ve bu günlere geldik.
Ardından Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve birkaç gün sonra da Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un ziyaretleri, çeşitli yorum ve değerlendirmelere neden olabilir. Ancak asker işini her zamanki gibi iyi ayarlamakta, bu tür mutad ziyaretlerini aksatmamaktadır.
Tabii ki, buraya kadar gelmişken, askeri açıdan da mesajlarını vermektedir. Nitekim Başbuğ, bunları daha net ortaya koymuş, BM çerçevesinde kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için Rum yönetiminin 59-60 anlaşmalarına dayalı kurulan 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olmadığının benimsenmesi ve KKTC'nin varlığının kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir.
Bir yerde AB Komisyonu Başkanı Barroso, Türkiye'nin Rumlara limanlarını açması gerektiğini savunurken, Kıbrıslı Türklere verilen sözlerden ve izolasyonlardan hiç söz etmemiş, AB'nin bu konudaki yükümlülüklerini kamufle etmiştir. En azından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuda duyarlı olduğunu ve bunu Barroso'ya hatırlattığını tahmin ediyoruz.
Neyse ki bir anımsatma da Orgeneral Başbuğ'dan olsa, kıyamet mi kopar?.. Başbuğ, bugüne kadar KKTC'nin iyi niyeti, barışçı ve uzlaşıcı yaklaşımlarının Rum tarafından herhangi bir karşılık görmediğini, KKTC'nin uzlaşmadan ve çözümden yana tavır almasına rağmen, Avrupa Birliği izolasyonları ile karşı karşıya kaldığını söyleyerek, bu durumun güveni sarstığını kaydetmiştir.
Farkındaysanız, bir süreden beri başta Hristofyas olmak üzere; Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ve 'ötekiler' "Ne gereği var Türkiye'nin garantisine, AB garantisi size yeter de artar bile" gibisinden bir politika üretmekte ve bunu da KKTC ve Ankara'ya yönelik bir 'alıştırma egzersizi' olarak ağızlarında çiğnemektedirler. Yani kendilerini 'allame-i cihan' sananlar, Türkiye'nin ve KKTC'nin üye olmadığı bir örgütü 'garantör' yerine koymak istemektedirler.
Türkiye'nin askeri açıdan bu konuya bakışını Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ izah etmek durumunda kalmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bakış açısından, Kıbrıs'ın önemi iki temel esasa dayandığını belirten Başbuğ, bunların birincisinin TC'ye garanti antlaşması ile yüklenen Kıbrıs Türk halkına sağlamak zorunda olduğu güvenlik sorumluluğu; diğerininse, ittifak antlaşmasında ifade edildiği gibi, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin güvenliği açısından taşıdığı stratejik rolün önemi olduğunu söylemiş ve bu iki hususun da Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'de istikrar ve dengeyi sağladığını ifade etmiştir.
Yüzlerce kilometre uzaklıkta olan Falkland Adaları, İngiltere için bir şeyler ifade ediyorsa, Irak'taki petrol yatakları ABD ve İngiltere için bir şeyler ifade ediyorsa, elbette 40 mil ötedeki Türkiye için de Kıbrıs bir şeyler ifade etmektedir.
İlla ki bunu Başbuğ'dan duymak gerekmez ki!..
Dedik ya, bu günlerde öyle oyunlar oynanmaktadır ki, akıllara hayret!..
Bu durumlardan dolayı acaba Talat'la Hristofyas da "İki arada bir derede kalmış olabilir mi?" diye sormadan da edemiyoruz.
|