|
Dünyada, küresel ısınmanın etkileri ve de boyutları her geçen gün biraz daha kendini hissettirmektedir. Buzulların dahi artık erimeye yüz tutması ve yaşanan iklim değişikliği, kuraklığın kapıyı çalması, su konusunun ne denli önem arz ettiğinin göstergesidir.
Hani derlerdi ya; 'bundan sonraki savaşlar petrol yatakları için değil, fakat su konusunda çıkacaktır' sözüne hak vermeye başlıyoruz.
Çünkü su hayattır ve su olmaksızın da yaşamı idame ettirmeye olanak yoktur. Su olmayan bir hayat, ölü bir hayattır. Bu, insan için olduğu kadar, hayvanlar ve doğa için de geçerlidir. 'Orman fakiri' bir ülkede, varsın alçak orman arazileri hala daha peşkeş çekiledursun, esas su kaynaklarının kurumasıyla nice projelerin duvara toslayacağı gerçeği de göz ardı edilmemelidir.
Her tarafı denizlerle çevrili bir adada yaşamamıza rağmen, bu mevsim yaşanan kuraklıkla su sorununun ne kadar önemli olduğu beyinlere çakılmaya başlanmıştır. Bakanlar Kurulu, su konusunda bir takım önlemler almış bulunmaktadır. Suyun israf edilmemesi yönünde halkın bilinçlendirilmesi konusunda çabalar, uğraşlar vardır. Bunları takdir etmekle birlikte, bu tür önlemler geçicidir ve su sorununa çare üretmekten uzaktır.
Nüfus itibarıyla Kıbrıslı Türklerden daha fazla ve daha yoğun olan Rum halkı da artık bu tehlikenin farkındadır. Özellikle de Rum yönetimi yetkilileri kara kara düşünmekte ve çeşitli alternatifler üzerinde durmaktadırlar.
Bazı büyük Rum işletmeleri ortak bir konsorsiyum kurarak, Türkiye'den su getirilmesinde öncülük yapmayı gündeme getirmişlerdir. Çünkü, denenen yöntemlerden çıkan sonuç, Türkiye'den başka bir ülkeden su getirilmesinin mümkün olmadığıdır. Yunanistan'dan su getirilmesi hemen hemen olanak dışıdır ve 'astarı yüzünden pahalıdır!..'
Kıbrıs'ı çevreleyen ülkelerden Lübnan, İsrail, Mısır, Suriye ise zaten su konusunda yetersizdir ve başkalarına muhtaçtır. Deniz suyunun arıtılması da yine pahalı olduğundan cazip değildir.
Bu nedenle en çıkar yol ve daha pratik yöntem, en yakın ülke olan Türkiye'den yararlanmaktır.
Peki; Türkler ve Rumlar olarak bundan niye yararlanmayalım, niye böylesine yaşamsal bir projeyi tetiklemeyelim?..
Dün bir ara bu konuyu uzun yıllar Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı görevinde bulunan, eski Meclis başkanlarından, aynı zamanda KKTC'nin Ankara eski Büyükelçisi Sayın Oğuz Ramadan Korhan ile konuştuk, tartıştık. Bu konudaki derin bilgilerinden yararlanmak istedik.
Kıbrıs sorunu çözüme kavuşmuş olsa da, olmasa da bu sorunun halli gerektiğini vurguladı Sn. Korhan ve şunları ekledi:
"Teknoloji şimdi son derece gelişmiştir. En yakın ülke de Türkiye olduğuna göre Türk ve Rumlar gerçekleştirilecek bir projeden yararlanmak durumundadır. Su sorunu ile çözümü birbirine karıştırmamak lazım. Çözüm olsa da, olmasa da suya kavuşmak, su sorununu hal yoluna sokmak gerek. Bu konuda BM veya AB, hatta Dünya Bankası gibi kuruluşlar, gerekli finansmanı sağlamalı ve çalışmalara başlatılmalıdır.
Buraya kanalize edilecek olan sudan hem Türkler yararlanacaktır, hem de Rumlar. Her iki taraf da hak ettiği oranda yararlanmalı, hatta gerekirse bu işlemler BM gözetimi altında yapılmalıdır. Bu da en sağlıklı bir yöntemdir ve sonuçta tüm adaya yarar sağlayacaktır."
Evet; doğrusu biz hükümetin bu konuda neler düşündüğünü bilemiyoruz. Suyun getirilmesi konusunda çözümün sağlanmasını bekliyorlarsa, bu da büyük bir risktir ve gerçekçilikle bağdaşmamaktadır. O nedenle bu konuda zaman kaybetmeye tahammül yoktur.
Su konusunda herkese görev ve sorumluluk düşebilir. Ama önemli olan, bunu daha üst düzeylerde konuşmak, tartışmak ve karar almaktır. Bu da hükümetlerin görevidir. Kaldı ki, ünlü Alarko Şirketi bu konuda yıllar boyu proje üretmiş ve bir noktaya da gelmişti. O günden bu yana teknolojilerin daha da geliştiğini dikkate alacak ve adanın karşı karşıya bulunduğu kuraklığı da göz önünde bulunduracak olursak, 'Barış Suyu'nun her ne pahasına olursa olsun, adaya akıtılması ve bundan Türkler kadar, Rumların da yararlanması kaçınılmazdır.
Göreceksiniz; esas güven yaratıcı veya güven artırıcı önlemler dediğiniz faktörlerin başında su başta gelecektir!..
|