|
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, KKTC'den dünyaya vermiş olduğu mesajlar daha çok tartışılacak. Her şeyden önce Türkiye'nin, siviliyle, askeriyle törenlere katılımı başlı başına bir anlam ifade etmektedir. Bu şekilde Kıbrıslı Türklerin yalnız olmadığı mesajı, dosta düşmana iletilmiş bulunmaktadır.
Törenler ve resmi temasların yanında, Başbakan ve ekibi çeşitli açılışlara da katılarak, siyasi, ekonomik ve sosyal içerikli konuşmalarında görüşlerini ortaya koydu.
Lefkoşa-Güzelyurt Anayolu'nun 2.etap duble yolu hizmete açılırken, Kumköy-Serhatköy arası yeni isale hattının da açılışı gerçekleştirildi. Dahası Girne Anfitiyatro ile Ada Tv ve Ada Fm'in kurdeleleri kesildi. Yine Girne Amerikan Üniversitesi'nin (GAÜ) Teknopark'ı, kurdele kesilerek hizmete girdi.
Teknopark'ın misyonu, yüksek eğitim ile profesyonel hayat arasında köprü oluşturmak, araştırma ve geliştirmeyi özendirmek, desteklemek olarak açıklandı. Ayrıca yeni teknolojilerin üretilmesi, takip edilmesi ve yaygınlaştırılması, bilimsel ve teknolojik işbirliği, atılımcılık ve girişimciliğin teşviki olarak sıralandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, açılışlardaki konuşmalarında önemli bir gerçeğe parmak basarken, dünyada haksızlığa uğrayan iki ülkeden birinin KKTC, ötekinin de Filistin olduğunu söyledi.
Zaten KKTC'de her yapılan eser, her açılış, bu haksızlıklara isyan ve tepki niteliği taşımıyor mu?.. Bir yerde KKTC'yi, buradaki girişimciyi yeni yeni eserler meydana getirebilmek için kamçılamıyor mu, tetiklemiyor mu?..
Ambargoların, izole edilmişliğin galiba da bu yönde yararları oldu diyebiliriz. Nitekim Türkiye'de de öyle olmuştu. ABD, Kıbrıs'a uluslararası anlaşmalara dayanarak müdahale hakkını kullanan ve Kıbrıslı Türkleri toplu katliamdan kurtaran Türkiye'yi insan hakları bakımından ödüllendireceğine 'silah ambargosu' ile cezalandırmıştı. Ecevit hükümetine karşı uygulanan silah ambargosu, Türkiye'nin gözünü açmış, uyandırmış ve o günden sonra Türk milleti 'kendi silahını kendin yap' ilkesine dört elle sarılmıştı.
ABD silah ambargosu uygulamamış olsaydı, Türkiye, NATO'nun demode olmuş silahlarına kalacak değil miydi?..
İşte Kıbrıslı Türk girişimci de, ambargolardan dolayı Türkiye'nin o günlerde oynadığı rolü oynamakta, sıkıntılar, izolasyonlar kendisini sorunlara, eksikliklere, yapılması gerekenlere karşı 'şifa bulma' arayışlarına, yollarına sevk etmektedir.
Şifa arayışlarında hiç kuşkusuz en önemli dönüm noktası Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin hizmete girmesidir. Bu açılış, bugün Güney Kıbrıs, AB üyesi olmasına rağmen bir tıp fakültesine sahip olmadığı gerçeği de dikkate alındığında son derece önemlidir. Sağlıkta nereden nereye geldiğimizin göstergesidir.
Nitekim Başbakan Erdoğan YDÜ Tıp Fakültesi'nin açılışının kendisini çok heyecanlandırdığını dile getirerek, YDÜ kampüsünde işe nereden başlanarak nerelere gelindiğinin görüldüğünü belirtti. Erdoğan, "bizler birlik ve beraberlik içinde olduğumuz sürece, bu gördüğünüz eserler böyle yeşerdiği sürece bizim egemenlik haklarımız üstünde kimse bir tasarrufta bulunamaz" dedi.
YDÜ Tıp Fakültesi'nin KKTC için yeni bir ufuk oluşturmasını temenni eden Başbakan, Tıp Fakültesi'nin hastalara şifa kaynağı olmasını diledi.
Erdoğan'ın da işaret ettiği gibi Kıbrıs'ın kuzeyinde haksızlıklara uğrayan bir halkın bağrından kopanların birbiri ardına yarattığı eserler, bu topraklar üzerinde perçinlenen egemenliğimizin yıkılmaz anıtlarıdır. Bunların her biri bir ihtiyaçtan doğmaktadır. Ama şu ana kadar Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin dahi başaramadığını başarabilmek ve KKTC'de bir tıp fakültesini yaşama geçirmek büyük bir ustalık işidir, büyük bir maharettir. Bu vesile ile Türkiye Başbakanı Erdoğan'ı heyecanlandıran bu eseri ortaya koyan YDÜ Kurucu Rektörü. Dr. Suat İ. Günsel ve Yakın Doğu ailesini kutluyoruz.
Sıkıntılar içinde, hele de ambargolar altında şifa bulmaktan daha güzel ne olabilir?..
KKTC'nin temellerini güçlendiren, kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayan, yardımcı olan nice eserler, teker teker bu topraklara Türklük damgasını vurmaktadır. Üstelik adil ve kalıcı çözüm arayışlarında da önemli ve etken unsurlardır. Zaten Kuzey'e geçen Rumların da gözlemlediği gibi, Kıbrıs'ın Kuzeyi, kendilerinin bıraktığı gibi değildir ve köprülerin altından çok sular geçmiş bulunmaktadır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "KKTC, barışın ve çözümün teminatıdır" sözünü boşuna söylemiş değildir.
Erdoğan, KKTC'nin ekonomik kalkınmasını tamamlaması gerektiğine de vurgu yapmış bulunuyor. Bu işlerin sadece kamu sektörüyle olamayacağı gerçeği dikkate alındığında, artık bizim de ekonomi politikalarında değişiklik yapmamız kaçınılmazdır. Birçok alanda özel girişimciliğin ne denli başarılı bir grafik çizdiği gözle görülebilmektedir. Bundan dolayı özel sektöre her yönden teşvik ve desteğin sağlanması gerekir. Ancak bu şekilde ekonomik kalkınma gerçekleşebilir ve KKTC de Kıbrıs'ta ve bölgede barışın ve çözümün teminatı olabilir!..
|