|
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bir yandan 25 Temmuz görüşmesine hazırlanırken, bir yandan da Erdoğan'ın ziyaretini eleştiriyor, bu arada sinsi planlar hazırlıyor.
Hristofyas, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC ziyaretinin, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlamadığını söylüyor. Yani Erdoğan, böyle bir tarihi günde KKTC'yi ziyaret mi etmemeliydi?.. Peki; Erdoğan'ın Kıbrıs'a gelmesinden birkaç gün önce Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Güney Kıbrıs'ı ziyaret etmişti. Niye Hristofyas, o zaman böyle bir eleştiri yapma gereğini duymadı?.. Niye Bakoyanni'nin Kıbrıs ziyaretinin, sorunun çözümüne katkı sağlamadığını söylemedi?.. Niye Bakoyanni'ye toz kondurmadı?..
İşte aradaki fark bu!..
Bu ayırım dahi, olası bir Rum yanlısı uzlaşmada başımıza ne taraklar örüleceğinin habercisi değil de nedir?.. Ve dün müzakere masasına koyacaklarını açıklamasıyla da 'kırmızı çizgileri'ni sergiledi.
Ortaya konulan tüm maddelerin içinde de müthiş açıklar bulunuyor. Gayet sinsice ve ustalıkla hazırlanmış, 'tuzaklar'la dolu!..
Adına 'yenilenmiş' ortaklık' denilen modelde Kuzey'e gönderilecek Rum sayısı ile hem seçimler etkilenecek, hem de Güney'deki patronluğuna ek olarak Kuzey'deki idareye de ortak olacak. Bu model, Kuzey'in egemenliğini 'alabandaya' almak anlamına geldiği gibi, iki kesimliliği de sulandırmayacak mı?..
Sulandırmayacak diyebilen beri gelsin!..
Yani bir nevi 'Truva atı!'
Halbuki Kıbrıs Türk tarafı, Gali Fikirler Dizisi'nde öngörülen 2-3 bin Rum'un bile Kuzey'e dönmesine karşı çıkmış ve bunu tartışma konusu yapmıştı.
Şimdilerde 50 bin, ya da 60, 70 veya 80 bin Rum'un Kuzey'e gelmesinin yaratabileceği durumu varın siz takdir edin. O zaman 'iki kesimli' veya 'iki bölgeli' ilkesi nerde kalır?..
Sonra, 'yenilenmiş devlet' veya 'yenilenmiş ortaklık' da ne demek? Hristofyas kiminle dalga geçiyor?.. Annan Planı'nda bile yeni ortaklıktan söz edilirken, 'iki kurucu devlet' veya 'oluşturucu devletlerden söz edilmekteydi.
Demek ki, Annan Planı'nın da gerisine düşülüyor, 1960 Anlaşmaları'nın da!..
Tabii ki, bu modelin Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile birlikte hazırlandığı ve Ulusal Konsey'den onay aldığı rahatlıkla söylenebilir.
Siyasi çevreler ve deneyimli gözlemciler, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olarak algılanabilecek bu durumun rahatsızlık yaratacağı kaygısını taşıyorlar ve bu yaklaşımın bir 'tuzak' olabileceğine dikkati çekiyorlar.
Halbuki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ne demişti buradaki konuşmasında?
"Kapsamlı çözüm ancak adadaki gerçekler temelinde mümkün olabilecektir. Kimse, ama hiç kimse Kıbrıs Türk halkının kendi yönetiminden, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçmesini ve azınlık olarak yaşamayı kabul etmesini beklemesin. Kapsamlı çözüm, Kıbrıs Türk halkı ve KKTC'nin kurucu ve eşit olarak yer alacağı yeni bir ortaklıkla mümkün olacaktır. Bu ortaklık, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğü gibi vazgeçilmez ilkeler üzerinde inşa edilecek. Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB üyeliği bağlantı kurulamaz. Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin kabullenemeyeceği bir çözümün dayatılması mümkün değildir."
Bir Erdoğan'ın konuşmasına bakıyoruz, bir de Hristofyas'ın ortaya koyduklarına ve aradaki 'ince farklılıkları' rahatlıkla görebiliyoruz.
Tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslararası kimlik, Kıbrıs meselesini öyle bir noktaya götürür ki, bunun adına 'Katolik nikâhı' denir. Sonuçta isteseniz de ayrılamazsınız. Size dayatmalar yapsalar da, eritseler de, ambargoları daha değişik şekillerde devam ettirseler de, kapana kıstırdıktan sonra sesinizi işittiremezsiniz. İşittirseniz de kimse imdadınıza koşmaz.
'Kendim ettim kendim buldum' şarkısı var ya!..
O nedenle son derece dikkatli olmak ve Hristofyas'ın oyunlarına gelmemek, Bakoyanni'nin de tuzaklarına düşmemek gerek!..
Avrupa'nın göbeğinde nice devletler -hem de AB üyesi- birbirleriyle anlaşarak ayrılırlarken, Hristofyas'ın 'yama' politikasının kurbanı olmayalım.
Evet; barıştan, çözümden, karşılıklı uzlaşıdan yanayız. Ama onurlu bir uzlaşmadan yana!.. Horlanacağımız, azınlık durumuna düşürüleceğimiz ve zaman süreci içerisinde eritileceğimiz bir uzlaşmaya da hayır demek herhalde en doğal hakkımızdır.
Hristofyas, kedi fareyle oynarcasına oynarken, Kıbrıs Türk tarafı olarak olmazsa olmazlarımızdan vazgeçmemek, geri adım atmamak gerek!..
|