|
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın yıldönümü. Genelkurmay'ın, Türk askerinin en fazla önem verdiği bir tarih. Türkiye'nin kurtuluşunu, bağımsızlığı, egemenliği ve özgürlüğünü kazandıran mücadelenin zaferle noktalandığı o büyük günün 86'ncı yıldönümü...
Bizler, o heyecanı birkaç gün önce Afyonkarahisar'da, Kocatepe'de yaşadık. Hüda Nalbantsoy, Mustafa Karabıyıklı ve Mustafa Başak'la birlikte. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nin düzenlediği 'Kocatepe Zafer Yürüyüşü'ne Atatürkçü Yaşam Derneği adına katıldığımızda, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'ın, Türkiye'yi parsellemek için dünyanın dört bir yanından gelen düşman kuvvetlerine karşı 'Ya İstiklal Ya Ölüm' diyerek, hücum emrini verdikleri tepeyi...
Bu bakımdan 30 Ağustos, Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Genelkurmay'da görev devir teslimleri de bu günlere denk getirilmektedir. Görevi Orgeneral Yaşar Büyükanıt'tan devralan Orgeneral İlker Başbuğ, devir teslim töreninde yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin ve KKTC'nin güvenliğini de ilgilendiren ulusal bir sorun olduğunu vurgulamıştır.
Başbuğ, Kıbrıs sorununa kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunması isteniyorsa, herkes tarafından; ilk önce Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 1960 Anlaşmaları'na dayalı, '1960 Kıbrıs Cumhuriyeti' olmadığının, KKTC'nin bir gerçek olduğunun, eşit ve egemen şekilde Kıbrıs Türk halkının ve garantör devlet olarak Türkiye'nin kabul edebileceği bir çözüm ortaya konulmadan, sorunun çözülemeyeceğinin kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Bu arada Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Abdullah Gül de Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünden vazgeçilemeyeceğini, garantörlüğün Kıbrıslı Türkler açısından yaşamsal olduğunu ifade etmişlerdir.
3 Eylül'de törensel olarak başlayacak Kıbrıs sorununa ilişkin müzakereler, 11 Eylül'de esasa dönük olarak devam edecektir.
Aslında hiç de kolay olmayan yeni bir sürecin arifesinde yer alan dünyadaki gelişmeler de göz ardı edilemez. Hele Batı'nın Kosova'yı tanımasının rövanşı Rusya'nın Güney Osetya ve Abhazya'yı tanıması ile noktalanırken, dünyadaki dengeler de yeniden şekillenmektedir. AB üyesi ülkelerin liderleri de Dönem Başkanı Fransa'nın çağrısı üzerine pazartesi günü Brüksel'de olağanüstü toplanıyorlar. Bosna'da yüz binlerce insan toplu mezarlara atılırken seyirci rolü izlemekten öteye gidemeyen AB'nin, son gelişmeler karşısında ne yapabileceğini doğrusu merak ediyoruz.
Varsın Hristofyas, daha görüşmeler başlamadan Güzelyurt'u cebinde 'çantada keklik' görüversin, Karpaz'ı, Maraş'ı, hatta Salamis ve Vuni harabelerini de isteyedursun, Dora Bakoyanni, 'garantörlüğe ne gerek var' diye milleti avanak yerine koyadursun; Ankara'dan çıkan seslere kulak vermek, karşı taraf açısından da son derece önemlidir.
Yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin ve KKTC'nin güvenliğini de ilgilendiren ulusal bir sorun olduğuna işaret etmesi, çok şeyleri ifade etmektedir.
Kısacası; Kıbrıs sorunu, sadece Kıbrıslı Türklerin veya adanın güvenliği ile ilgili değil, aynı zamanda Türkiye'nin de güvenliği ile yakından ilgilidir.
Ortadoğu'da kazan kaynamaya devam ederken, Irak'a da sınırı bulunan Türkiye, hassas bir bölgedeki konumu itibarıyla elbette kendi güvenliğini de düşünmek, Güneyini de 'sağlama almak' durumundadır. Rusya'nın Gürcistan'a girmesi, ardından Güney Osetya ve Abhazya'nın Gürcistan'dan koparılması, bağımsızlık ilanı ve de Moskova'nın her ikisini de tanımasıyla gerçekleşen gelişmeler, bölge güvenliği açısından son derece önemlidir. Özellikle Türkiye'nin, Gürcistan'la sınır komşusu olması da, güvenlik açısından yeni stratejileri zorunlu kılmaktadır.
Bunlar, Türkiye'nin meseleleridir. Ancak Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un verdiği 'Kıbrıs dersi'ni de ezberlemek kaçınılmazdır. "Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin ve KKTC'nin güvenliğini de ilgilendiren ulusal bir sorundur" sözleri, Rum yöneticilerden tepki görebilir. Ancak bu sözler, Türkiye'den adadaki askerlerini çekmesini isteyenlere de dolaylı bir yanıttır. Yani Başbuğ Paşa'nın verdiği Kıbrıs dersinde, Rum tarafı veya Yunanistan, veya bir başkası öyle istiyor diye Türkiye'nin kendi güvenliğini riske atmayacağı mesajı gayet nettir.
Daha kısa bir süre önce bu konuya Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri eski Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu da veda ziyaretleri nedeniyle değinmiş ve Ada'daki Türk askerinin sadece Kıbrıs Türk halkının güvenliği açısından değil, ayrıca Doğu Akdeniz'deki huzur, güven ve istikrar açısından da yaşamsal bir görev üstlendiğini vurgulamıştı. Kıvrıkoğlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri'nin bu görev bilincinde olduğunu kaydetmişti.
Şimdi Ege Ordu Komutanlığı görevine atanan Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un sözleri arasında tam bir paralellik mevcuttur.
Kıbrıs sorununa olası bir çözüm durumunda da Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünün devam edeceği hususu bu gerçeklerden ötürü dile getirilmektedir.
Sözün kısası; müzakere masasında dokunulamayacak maddelerden birinin de, hangisi olduğu açık ve kesin bir dille ifade edilmektedir.
|