|
Kıbrıs sorununa barışçı ve kalıcı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelerin ilki geride kalırken, Kıbrıs Türk tarafına yönelik bir bombardımandır da başlamış oldu. Hem de tek ağızdan değil, çeşitli mevzilerden. Hristofyas, yaylım ateşinde daha üstün gibi... İç tribünlere oynadığı yetmezmişcesine dış tribünlere de oynuyor. Yani Kıbrıs'la ilgili merkezlere ve dünya kamuoyuna...
Rum lider bu konuda avantaj sahibi. Tanınmış bir 'devletin' başkanı ya, gittiği her yerden, ziyaret ettiği her ülkeden patlatıyor demeçleri. Kendi kamuoyuna olduğu kadar, Talat'a da, Ankara'ya da, dış dünyaya da göndermeler yapıyor.
Bundan kazancı ne oluyor?.. Elbette bir bildiği vardır. En azından Rum tarafının tezlerini canlı tutmaya, taraftar ve destek toplamaya çalışıyor.
Örneğin 1 milyonuncu kez "Türkiye'nin garantörlüğü kalkmalı" diyor. Kıbrıslı Türklerin, Türkiye'den bağlarını koparmaları zamanının geldiğini öne sürüyor, 50 bin kişinin dışında kalan 'yerleşiklerin' geri gönderileceğini ifade ediyor.
Rum lider, "doğrudan müzakerelerin başlangıcında, Sayın Talat tarafından ortaya konulan tezleri değerlendirdiğimde, Kıbrıslı Türk liderin iddia ettiği gibi, Kıbrıs sorununun çözümünün yıl sonuna kadar mümkün olduğuna inanmıyorum. Sayın Talat, Kıbrıs sorununun, anlaştığımız temel çözüm ilkelerini izleseydi yıl sonuna kadar çözüm olması mümkün olurdu" şeklinde konuştu.
Aslında Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin, Türkiye ile bağları koparma konusuna fena taktı. Kendisi Yunanistan ile bağları güçlendirmeye çalışırken, Türk tarafına yaptığı çağrı biraz garip kaçmaz mı?..
'Sürüden ayrılanı kurt kapar' diye meşhur bir atasözü vardır. Hristofyas, can-ı gönülden böyle bir konuma düşmemizi arzuluyor. Yani hamisiz, korumasız ve desteksiz kalalım, ondan sonra da diledikleri gibi anamızı bellesinler!..
Bizler, bu filmi 21 Aralık 1963'ten itibaren çok gördük. Kendileri BM üyesi, AB üyesi olmalarına rağmen, silah ithalatında dünyada 1 numara. Niye çılgınca silahlanıyorlar?.. AB garantisi yetmiyor mu kendilerine?.. Hristofyas öncelikle bunun hesabını versin. 'Savunma amacıyla silahlanıyoruz' da demesin. Çünkü ellerindeki silahlar hiç de savunma amacına yönelik değildir.
Hal böyle iken, Türkiye'nin garantörlüğünün kalkması ve Kıbrıslı Türklerin Türkiye'den bağlarını koparmaları zamanının geldiği görüşünü ikide bir yaymasının başka ne anlamı olabilir ki!..
Kıbrıslı Türkler eğer bugün hayatta ise, bu Türkiye'nin garantörlüğü ve Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile bağlarının kopmamasından kaynaklanmaktadır.
Akıllı ve mantıklı çözüm önerileri üzerinde durulacağına, Rum lider kaçak güreşiyor ve aynı safsataları tekrarlamaktan geri kalmıyor.
Hristofyas'a sormak gerek. Eğer Kosova'nın koruyucu ve destekçileri olmasaydı, Kosova halkı Sırbistan'a kafa tutabilir miydi?.. Kosovalı, bağımsızlıktan yana iradesini ortaya koyabilir miydi?.. Bosna'daki kıyıma rağmen Kosovalı bunu yapabilmişse, elbette bir dayanağı vardır, destekçileri vardır. Onlardan cesaret alarak kararı vermişlerdir. Destekçileri ABD, AB ve İngiltere'dir.
Eğer Güney Osetya ve Abhazya halkları, aynı şekilde iradelerini kullanarak, Gürcistan'dan kopma ve bağımsızlık ilan etme kararı almışlarsa, elbette birilerine güvendiklerindendir. Güvendikleri, dayandıkları merkez de Rusya'dır.
Bu örnekler ve de gerçekler ortada dururken, Hristofyas'ın Kıbrıslı Türklere yaptığı öğütleri anlamı yoktur. Onun için tavsiyelerini kendisine saklasın. Kıbrıs Türkü'nün, Hristofyas'ın tavsiyelerine ihtiyacı yoktur. Hem sormak gerek. Kıbrıs Rum halkı, Yunanistan'dan kopmuş mudur, kopmuşsa ne denli kopmuştur?..
Örneğin, herhangi bir eylemde, bir mitingde taşınanlar, herhalde Niyazi'nin bezi değil, Yunan bayraklarıdır. Eylem veya mitinglerde sözde 'Kıbrıs Cumhuriyeti' bayrağına rastlanabilir mi? Ne gezer!.. Futbol maçlarında stadyumlarda da öyle değil mi?..
Birkaç yıl önce AB'nin üst düzey bir yetkilisi, Güney Kıbrıs'ı ziyaretinde Yunan bayraklarını gördüğünde afalladığını itiraf etmiş, "Yunanistan'a mı geldim, Kıbrıs'a mı" demekten kendini alamamış ve bu hususu beyanatında bizzat vurgulamıştı.
Hepsi bir yana, Hristofyas, Güney Kıbrıs'a gelen ve bildiğimiz kadarıyla sayıları 50-60 bin civarında olan Pontuslu Rumlardan niye söz etmiyor?..
Evet; olası bir uzlaşma sonunda Türkiye'den gelenlerden bir kısmının gideceği bilinmektedir. Ancak bu, üzerinde uzlaşmaya varılmamış bir husus değil ki!.. Önemli olan, Hristofyas'ın ikide bir garantörlüğe gerek olmadığını, Kıbrıslı Türklerin Türkiye ile bağlarını koparmaları gerektiğini ileri sürmesidir. Eğer senin art niyetin yoksa, niye garantörlükten korkuyorsun?.. Eğer senin art niyetin yoksa, niye Kıbrıslı Türklerin Türkiye ile bağlarını koparmaları gerektiğini telaffuz ediyorsun?.. Demek ki ortada bir art niyet vardır! Bunun başka bir izahı olabilir mi?..
|