|
Hemen her gün bu köşede gündemdeki konuları irdelemeye çalışıyoruz. Siyasi, ekonomik, sosyal içerikli konuların ve de sorunların biteceği yok!.. Amaç; daha iyiyi bulmak, daha güzele ulaşabilmek ve sorunlardan soyutlanmış bir ortam yaratabilmektir. Bizler uyarılarımızı yaparken, elbette samimi, yapıcı ve de tarafsız davranmak durumundayız.
Bunlar dikkate alındığında, okuyucudan çok sayıda gelen isteklere, dilek ve temennilere de yer vermek mecburiyetindeyiz. Esasen zenginliğimiz okuyucularımızdır.
Bu çerçevede sadece Gazimağusa'nın değil, fakat KKTC'nin tanınmış, köklü ailelerinden olan Babalikiler'den aldığımız bir yazıyı sizlere aktarmak istiyoruz. Karpaz'daki Türk emlakinin niye değerlendirilmediğini soran Ali Babaliki şunları ifade ediyor:
"Karpaz'daki Türk mallarının sahipleri olarak İngiliz sömürge döneminde de, Makarios döneminde de darbe üstüne darbe yedik. Tüm amaçları bu bölgedeki Türk toprağını değersiz kılmak, her türlü zorluğu çıkararak, inkişaftan men edebilmekti. Ne yazık ki bugün de aynı politikalarla karşı karşıya bulunuyoruz.
Mutlu Barış Harekatı'ndan bu yana 34 yıl geçmesine rağmen Karpaz'da Kaleburnu, Avtepe ve yöredeki Türk toprakları kalkınmada yerini alamadı. Ortada bir art niyet olduğu konusundaki kuşkularımız her geçen gün daha da artmaktadır.
Şunu belirtmek isteriz ki; bölgenin bakir olması, fakir olmasını gerektirmez.
Doğayı bozmadan ve de Karpaz'ın özel konumuna ilişkin kurallara saygı göstererek bu toprakları canlandırmak, diğer bölgelerde olduğu gibi, beton yığınına dönüştürmeden değerlendirmek ve kalkındırmak, devletin esas görevi olmalıydı.
Boğaz bölgesinde ikamet eden çok sayıda İngiliz ve diğer üçüncü ülke vatandaşları vardır. Örneğin onlara hitap edebilecek bir golf sahası dahi yapılabilir. Bunun için de dünya kadar vakıf ve hali araziler mevcuttur. Esentepe yöresinde gerçekleştirilen golf sahası ve tesisleri yabancılara yönelik en büyük eksikliklerden birinin yerine getirilmesi bakımından çok önemlidir ve bu konuda girişimcileri kutlamak gerek. KKTC turizmine katkı ancak bu şekilde olabilir.
Benzeri bir tesisin Karpaz bölgesinde olmaması büyük bir eksikliktir.
Karpaz'da 200 bin dönüm tapulu Türk arazisi mevcuttur. Bunu söylediğimizde bazı müdürcükler ve müsteşarcıklar küçük dillerini yutarcasına, gözlerini açmakta, gerçekleri bilmediklerinden 'sahi öyle mi, biz bilmiyorduk' demektedirler.
Onlar neyi bilmektedirler ki!..
Bizler, atalarımızdan kalan bu toprakları zamanında satmadık ve her ne pahasına olursa olsun muhafaza etmeye çalıştık. Müzakere masasında toprak zenginliğimize gölge düşmemesi için 1571'lerden beri bu toprakları canımız gibi korumaya çalıştık. Ama bir bakıyoruz ki, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde sanki de Rum mallarını değerlendirmek, Türk mallarını da göz ardı etmek gibi bir politika izlenmektedir. Çıkarılan emirnamelerden bunu anlıyoruz. Bunun başka türlü bir izahı varsa, varsın birileri bunu bize izah etsin.
Kendi vatanımızda asırlar boyu muhafaza ettiğimiz toprakları şu veya bu gerekçelerle, inkişaf ettirmekten men edilmemiz, akla bir takım soru işaretlerini getirmektedir. Kıbrıs Rum Yönetiminin, Güney'de kalan Türk mülklerini ortadan kaldırmak yönünde uyguladığı politikalar, sanki kendi bölgemizde de bilinçli olarak birileri tarafından uygulanmakta ve sahip olduğumuz toprakların değeri düşürülmektedir. Çıkarılan emirnameler, ortaya konulan gerekçeler hiç de tatmin edici değildir. Birileri bunu bizlere izah edebilirse memnun oluruz.
Bugün Türkiye'de hükümet edenler de, artık tek veya iki katlı binalar yerine, çok katlı binalara yönelmişlerdir. TOKİ'nin bu yöndeki projelerini Türkiye'nin hemen her yerinde görmek mümkündür. Burada Dubai örneğini vermek istemiyoruz. Dünyanın gözlerini diktiği Dubai'nin nasıl gelişip kalkındığı ve dünyada örnek gösterildiğini bilmeyen yoktur. Toprağın azlığı dikkate alınarak, yatay yerine dikey formülü geliştirilmiştir. Buna göre çok katlı binalar tercih edilmektedir. Son olarak 220 katlı dünyada eşi benzeri görülmeyen bir tesisin yapılmakta olması bunun en bariz bir örneğidir.
Çağa ayak uydurabilmek için bizim de artık dünyadaki gelişmelere ayak uydurmamız kaçınılmazdır. Üretime elverişli toprakları koruyabilmek bakımından dikey formülünü uygulamamız durumunda çok şeyler kazanabiliriz.
Türkiye artık bu gidişata ayak uydurduğuna göre, biz niye ayak uydurmayalım?.. Karpaz'da bulunan binlerce dönüm Türk arazisini değerlendirmeyip de kendi haline terk etmek, ne amaca yönelik olduğu bilinmeyen emirnamelerle engellemeler yaratmak acaba kime hizmet etmektedir."
|