|
Başbakan Soyer, Türkiye'den para istedi mi, istemedi mi?.. İstediyse verdiler mi, vermediler mi?..
Yahu size ne be kardeşim; ister verirler, ister vermezler!..
Hani derler ya; "verenin yüzü bir kara, vermeyenin Arap..."
Türk Hükümeti en nihayet IMF ile uzlaşmaya vardı gibi. IMF akıtırsa, herhalde bize de damlar.
Aslında mesele ne para, ne de pul meselesidir. Mesele dava meselesidir. Davayı savunuyor muyuz, yoksa?..
Her ne kadar destek mestek deniliyorsa da, Ankara'nın bu yönde kuşkuları vardır. Ankara, bizden çok daha sağlam ve dik durmaktadır.
Ne dedi, Cemil Çiçek, "herkes bilmelidir ki, Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği ilişkilendirilemez. Ve yine herkes bilmelidir ki, bu yanlış hesaptır. Türkiye, hiçbir zaman ya Kıbrıs, ya Avrupa Birliği tercihine mecbur değildir."
Bundan daha güzel bir söz mü olur?.. Rum ve Yunan, istediği kadar kıçını kaldırıp kuma vursun, Türkiye onların istekleri doğrultusunda, AB'nin dayatmaları ile politika üretecek değildir. Türkiye'nin AB'ye ihtiyacı olabilir. Ama AB'nin de bir o kadar, hatta daha fazla Türkiye'ye ihtiyacı vardır. AB uğruna Kıbrıs'ın feda edilmesi söz konusu değildir.
Kaldı ki o AB, Kıbrıslı Türklere verdiği hangi sözü tutmuş, hangi sözün arkasında durmuştur?.. Ambargolar mı kalkmış, Kıbrıs Türk halkı izolasyonlardan mı kurtulmuştur, hangisi?..
Öyle olsaydı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD'de Brookings Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada, ABD ve AB'yi verdikleri sözleri tutmamakla suçlar mıydı? "ABD ve AB bizi kandırdı" der miydi?..
"Referandumda evet çıkması için AB, Bush, Powell ve Annan'la birlikte ciddi çalışmalar yürüttük. KKTC'den 'evet' Güney'den 'hayır' çıkarsa, bize 'endişe etmeyin, ne verilecekse her iki tarafa verilecek' dediler, ancak sözlerini tutmadılar. Adalet bu mudur, dürüst yaklaşım bu mudur" diye soran Erdoğan haksız mıdır?..
İşte bu gerçekler ışığında Cemil Çiçek, KKTC'nin 25 yıl içinde rüştünü ispatladığını, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne saygılı, demokratik yapısıyla bölgenin barış ve istikrarının önemli bir unsuru haline geldiğini belirtti, adada varılacak anlaşmanın gerçeklere dayanması gerektiğini vurguladı.
Dahası Cemil Çiçek, "hiç kimse Kıbrıs'ta iki eşit ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini inkara kalkışmasın. Hiç kimse, Kıbrıs Türk halkının kendini yönetme haklarından vazgeçmesini beklemesin ve bu hususta yanlış bir hesap da yapmasın" dedi.
Bundan daha net bir politika olabilir mi?..
Kıbrıs Türk halkı, bu sözleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan da, Başbakan Soyer'den de, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'dan da sık sık olmasa da, arada bir duymak ister. Ne yazık ki, bizimkiler Kıbrıs sorununa bulunabilecek olası bir çözümden bahsederken, basma kalıp sözler sarfetmekte, Rum lider Hristofyas'ı cesaretlendirmekte, o da hep belden aşağı vurmaktadır. Minderde hep kaçak güreşmekte, izleyicilerden destek almakta, Türk askerini, Türkiye'den gelenleri ve garantörlüğü işe karıştırmakta, onlardan medet ummaktadır.
Sayın Talat'tan beklediğimiz, "Kıbrıs'ın gerçekleri sizin dediğiniz gibi değildir. Köprülerin altından çok sular geçmiştir. Bu günkü gerçekler ışığında tek egemenlik de ne demek, tek vatandaşlık, tek uluslararası kimlik de ne oluyor" demesi ve Cemil Çiçek'ten ilham alarak, dik durmasıdır. Ne demişti kendisi? "Bu adada Türklerin en az Rumlar kadar hakları vardır."
O halde bu gerçeklere dayanarak bir politika üretmek ve izlemek gerekmez mi?.. "Kıbrıslı Türkler bunca yıldır kendi kendilerini yönetmektedirler. Bundan sonra da yönetemezler mi?.. O nedenle paylaşımda var mısınız, yok musunuz?" diye sormak hak değil midir?..
Ne güzel söylemiş Cemil Çiçek: Türkiye, hiçbir zaman ya Kıbrıs, ya Avrupa Birliği tercihine mecbur değildir."
Bunu Rum tarafı gibi, Yunanistan'ın da bilmesi gerekmektedir. Zaten mesaj Atina'ya çoktan ulaşmıştır. Onlar da Türkiye'nin Kıbrıs'ta söz sahibi olduğunu çok iyi bilmektedirler.
Onun için midir ki, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs'taki bu günkü durumun kabul edilemeyeceğini açıklama gereği duymuştur?.. Bu günkü durum kabul edilemez de, ne kabul edilebilir?.. 1974 öncesine dönüş mü?.. Rum tarafı ve Yunanistan'ın istekleri o yöndedir. Ama artık atı alan Üsküdar'ı geçmiştir.
Sayın Çiçek, Kıbrıs'ta iki eşit ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet bulunduğunu söylemiş, kimsenin bunu inkar edemeyeceğini vurgulamış, hiç kimsenin Kıbrıs Türk halkının kendini yönetme haklarından vazgeçmesini beklememesini kaydetmiştir.
Bu söylemlerde ne tek egemenlik, ne tek vatandaşlık ve ne de tek uluslararası kimlik vardır.
Bize göre Sayın Talat'ın bunları çok iyi ezberlemesi lazımdır. Öyle İngiliz'i, Birleşmiş Milletler'i, Amerikalısı, AB'lisi öyle istiyor diye, hemen 'yes be annem' demeye de gerek yoktur.
Kısacası Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, KKTC'nin 25'inci kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmalarda ders vermiştir. Hem bizimkilere, hem de tüm dünyaya... Ders alınabilirse ne ala!..
|