|
Gazete sayfalarımız her gün onunla dolu... Siyasi çevrelerimizin dilinden hiç düşmüyor...Hatta sorunlarımızın çoğunu ona sığınarak izah etmeye çalışıyoruz... "İzolasyonlar kalkmalıdır" çağrısı dış politikamızın ana unsuru, "dünyalı olma" çabalarımızın sloganı haline gelmiştir!.. Peki, bu kadar yaygın kullanımı nedeniyle günlük yaşamımızın bir parçası haline gelen bu ibarenin gerçek anlamı ve bu konuda nereden nereye gelindiğine, buradan nereye gidilebileceğine derinliğine hiç baktık mı?
Aslı İtalyanca'da "insula" olan bu kelimenin sözlük anlamı "ada"dır. (İlginç, değil mi?) İngilizcede ise "isolation" olan bu sözcük "ayırma, soyutlama" veya eski Türkçe'de "tecrit" anlamına gelir. Türkçeye herhalde Fransızcadan geçmiş olan "izolasyon" kelimesinin "izolasyonlar" (isolations) şeklinde çoğul olarak kullanılması, kanımca bir hata, en azından bir zorlamadır. Soyutlama veya izolasyonun, Kıbrıs bağlamında esasen çok boyutlu bir olay olup bir başka çoğul ekiyle tamamlanmasının gerekmediğini düşünüyorum.
Bir kamu görevlisi olarak bunu daha önce ilgililerin dikkatine getirdiğim için bu sütunda tekrarlamakta sakınca görmüyorum. Kamuoyunda kelimenin çoğul ekiyle "izolasyonlar" olarak kullanılmaya devam etmesi, sanırım olayın çok boyutluluğuna vurgu yapmak içindir. Bir defa böyle kullanılmaya başlandı mı, diğer bazı hatalı söylemler gibi, bu kullanım şekli de yerleşik uygulama haline gelmiş ve kabul görmüştür.
"Kelimelerle niye uğraşalım?.." sorusu akla gelebilir. Bir anlamda diplomasinin görevidir bu! Bir Hukuk Profesörümüzün geçmişte söylediği gibi "Medeniyet bir anlamda detaylara dikkat değil midir?" Bir deyimin, bir kelimenin, hatta bir harfin, halkların geleceğini etkilediği, bazen onları statüsüzlüğe mahkum ettiği, uluslararası ilişkilerde rastlanan bir olaydır. Bunun en bariz örneği ise 1964 yılında alınan ve gaspçı Rum Yönetimi'ne "Kıbrıs Hükümeti" olarak atıf yapan 186 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıdır. O hatanın cezasını Kıbrıs Türk halkı hala çekmektedir!
Annan Planı'nın görüşülmesi döneminde, kurulması öngörülen yeni ortaklığın isminin "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" (United Cyprus Republic) mi, yoksa "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetleri" (United Cyprus Rebuplics) mi olacağı yoğun şekilde tartışılmıştı!..Yani Türçe'de bir tek çoğul eki, İngilizce'de ise bir tek harf!.. Ama bu harf, yeni ortaklığın federasyona mı yoksa konfederasyona mı daha yakın olacağıyla ilgili olduğu için son derece önemliydi.
Gelelim izolasyonun kaldırılması konusunda nereden nereye gelindiğine:
Bu bağlamda ilk akla gelen soru, "izolasyonun kaldırılması" hedefinin yeni bir politika olup olmadığıdır. Bu soruya kısa yanıtım ise "hayır"dır. Görüşmelerin tarihçesi bunun kanıtlarıyla doludur.
Örneğin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin 9 Ağustos 1980 tarihli "Açış Konuşması"yla başlayan o dönemin "Toplumlararası Görüşmeler"inin gündeminde 4 başlık vardı: Anayasa, Toprak, İyi Niyet Tedbirleri (güven yaratıcı önlemler) ve Maraş.
İyi Niyet Tedbirleri'nden kasıt, yine o zamanın ifadesiyle, "ambargoların kalkması" veya en azından hafifletilmesiydi. Bu, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nın BM denetiminde her iki tarafın yolcu trafiğine açılmasıyla gerçekleşecekti. Rum tarafı "Kıbrıs Türk yönetimini yasallaştırır ve anayasal konudaki pozisyonumuzu zedeler" iddiasıyla sonuçta bunu reddetti. (Tarihin bir tekerrürden ibaret olduğuna inananların kulakları çınlasın!) Buna karşılık biz de "Maraş'ın kapalı bölgesini Rumların yerleşimine açmak, toprak konusundaki pozisyonumuzu zedeler" savını öne sürdük. Konuların birbirlerinden ayrı ayrı ele alınmasının ilerlemeyi engellediğinin görülmesi üzerine tüm konuların birbiriyle bağlantılı ve bir bütün olarak ele alınması gerektiği böylece ortaya çıktı. Bundan da "entegre bütün" kavramı doğdu. Bu kavramın güncel versiyonu "bütünlüklü çözüm"dür
Bu kısa ama gerekli sapmadan sonra yeniden izolasyon konusuna dönelim:
Yine 1980'li yıllarda Dışişleri Bakanlığı'nda Üst Kademe Yöneticiliği yaptığım dönemde bu konuda kapsamlı bir broşür hazırlamıştık. Broşürün ismi o zaman kullanılan terminolojiyle "Kıbrıs Türk Halkına Karşı uygulanan Ekonomik Abluka ve Ambargolar" idi. Bunu takip eden yıllarda yine bu konuda güncelleştirilmiş dosyalar hazırlandı ve dış dünyaya dağıtıldı. Bunlar bizim içte yaptıklarımızdı...
Uluslararası alanda ise, 1990'larda zamanın Türkiye Dışişleri Bakanı'nın, "ambargoların kaldırılması"nı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmanın ana tema'sı haline getirdiği hatırlanacaktır. Yine aynı yıllarda yaptığımız ısrarlı girişimler sonucu, ambargoların kalkması hususu ilk kez BM Genel Sekreteri'nin 6 aylık raporlarından birisine bir paragraf olarak girmişti.
Nisan 2004 referandumlarından sonra BM Genel Sekreteri'nin yayınladığı 28 Mayıs 2004 tarihli rapor, bilindiği gibi, Kıbrıslı Türkleri dünyadan "soyutlama" (veya izole etme) sonucunu doğuran "kısıtlamaların" ("restrictions") kaldırılmasını öngörmekte, bunun 541 sayılı Güvenlik Konseyi kararıyla "tutarlı" bir davranış olacağını belirtmektedir. Avrupa Birliği Komisyonu'nun ise 26 Nisan 2004'te almış olduğu kararda izolasyonun kalkmasının öngörüldüğü herkesçe bilinmektedir.
Görülüyor ki biz, yıllardır, hatta onyıllardır "izolasyon canavarıyla" boğuşuyoruz! Ancak, arkamıza dönüp baktığımızda görüyoruz ki bir arpa boyu yol gittik! Bunun nedenleriyle ne yapılabileceği konusundaki düşüncelerimi bir sonraki yazımda ele alacağım.
|