|
Çağdaş diplomaside kültürün etkisi yadsınmazdır. Uluslararası ilişkilerde ülkeler güçlerini sadece askeri, ekonomik ve hatta geleneksel diplomasi alanlarında değil, aynı zamanda kültür alanında da göstermek durumundadırlar. "Kültür turizmi" olduğu gibi "kültür diplomasisi"de modern dünyanın giderek yaygınlaşan olgularındandır ve esas önemi, bir ülkenin "yumuşak gücünü" yansıtmasıdır. Bu haliyle kültür diplomasisi, bir ülkeyi tanıtmakta da en etkili araçlardan biridir, çünkü toplumsal yaşamın en pozitif ve kalıcı değerlerini başka ülkelerin insanlarıyla paylaşmayı öngörür. Ve bunu yaparken "propaganda kokmaz"!
Bu genel ifadelerden sonra, sizlere Kıbrıs Türk kültürüyle ilgili son zamanlarda yayınlanan önemli bir eserden bahsetmek istiyorum. İngilizce olarak yayınlanan bu eserin Türkçe'de ismi "Bir Ulus'un Kalbi - Kıbrıs Türk Kültürü'nün Tarihi"dir. (The Heart Of a Nation - A History Of Turkish Cypriot Culture.) Yazarı ise Amerikalı Tarih Profesörü Pierre Oberling'dir.
Profesör Oberling'i Kıbrıs konusunda yazdığı "Belapayıs'a Giden Yol" (The Road To Bellapais), "Kıbrıs Trajedisi" (The Cyprus Tragedy) ve "Varolmak İçin Müzakere" (Negotiating For Survival) gibi kitaplarından tanıyorduk. Özellikla birincisi olmak üzere, eserleri tezlerimizi dış dünyaya anlatmakta önemli katkı yapmış olmasına karşın, tümü siyasi içerikli kitaplardır ve güncelleştirilmedikleri için kaçınılmaz şekilde zaman aşımına uğramışlardır. Ancak bu son eser, en azından kapsadığı dönem itibarıyle, kalıcıdır ve sanırım İngilizce lisanında bir ilktir.
Prof. Oberling'in Kıbrıslı Türklerin mücadelesine ve kültürüne ilgi duyması, değerli meslektaşım, KKTC'nin New York eski Temsilcisi, eski Sayıştay Başkanı ve Ombudsman Nail Atalay dönemine rastlar. Nail Bey'in anlattığına göre, adı geçen önce Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu üyesi imiş. Ancak, kitap yazacak ölçüde Kıbrıs konusuna ilgi duyması biraz zaman almış. New York ve Washington Temsilciliğim dönemlerinde kendisini yakından tanıma fırsatı buldum. Haklılığına inanmadığı konularda kimsenin tezini destekleyecek kitaplar yazmayacak kadar entelektüel dürüstlüğe sahip birisi olduğunu biliyorum. Kıbrıslı Türklerin sadece askeri ve siyasi mücadelesiyle değil, kültürleriyle de ilgili kitap yazması, onun insanımıza karşı duyduğu içten sevginin bir göstergesidir kanaatindeyim.
Kendisiyle sık sık yaptığımız sohbetlerden birinde, bana "İlk kez Kıbrıs Türk kültürü konusunda bir kitap yazmayı tasarladığımı söylediğimde, bazı yetkilileriniz bana kızmıştı! Ayrı bir Kıbrıs Türk kültürü var mı diye! Ancak, kendilerine Kıbrıslı Türklerin kendine özgü kültürünün, genel Türk kültürü çerçevesinde geliştiğini ve ondan beslendiğini izah ettiğimde beni anladılar" demişti. Nitekim kitabının sonunda "Türk kültürü, Kıbrıs Türk kültürünün ana kaynağı olmaya devam etti" diyor ve "İstanbul'dan kaynaklanan her kültürel akımın, sonunda Lefkoşa'ya ulaştığını, farklılıkların, Türkiye ve Kıbrıs'ta hüküm süren farklı siyasi ortamlardan kaynaklandığını" ifade ediyor.
Kitap, diğer bölümlerinde, Osmanlı döneminden başlayarak, sanatın hemen hemen her dalında Kıbrıs Türk insanının ürettiği eserleri anlatıyor, bazılarını daha derinliğine analiz ediyor, şiirlerin ise hem Türkçe orijinallerini hem de İngilizce'ye tercümelerini okuyucuya sunuyor. Şiirin gerçek tercümesinin yapılamayacağına, ancak orijinal lisanında okunması gerektiğine inananlar için bu önemli olsa gerek...
Eser, Kıbrıslı Türklerin hikayesini, sanat gibi insancıl bir uğraşta, yaşayan, hisseden ve ürettiği yapıtları başkalarıyla paylaşan bir halk olarak anlatıyor. Bunu yaparken, zamanın siyasi, sosyal ve ekonomik koşullarını da tarihi perspektif içinde anlatmaktan geri kalmıyor. Sanat, bir anlamda, hayatın aynası olduğuna göre, zamanın koşullarından etkilenmesi hem doğal hem de kaçınılmazdır... Özker Yaşın'ın şiirlerinde güçlü ifade bulan milli mücadele yıllarının milliyetçi şiirleri olduğu kadar, Osman Türkay gibi evrensellik boyutuna ulaşmış bir şairimizin "senfonileri" de, temelde antolojik bir eser olan kitabın sayfalarında yer alıyor. (Sahi siz Ozanköy'ün, bu değerli ozanımızın doğum yeri olduğu için onun anısına böyle adlandırıldığını biliyor muydunuz? Ben bunu Prof. Oberling'in kitabından öğrendim.)
Kitabın hiç mi eksikleri, yanlışlıkları yok? Elbette ki var: Kapak düzenini kimin hazırladığını bulmak için epey uğraşmama rağmen bulamadım. Fotoğraflardan oluşan mozaik türünden bir kompozisyonu yansıtan ön ve arka kapak, daha orijinal bir düzenleme olabilirdi diye düşünüyorum. İçerik itibarıyle, el sanatlarına pek az yer verilmiş; gölge oyununa ise (Karagöz-Hacivat) hiç yer verilmemiş. Bazı önemli mimarlara yer verilmediği ise bu meslekten olan bir dostum tarafından bana söylenmişti. Gerçek bir sanat elçimiz olan piyanist Rüya Taner'e sadece bir cümleyle değinilmiş olması da kanımca büyük bir eksikliktir!.. Tarihi anlatan bölümlerinde de itiraz edebileceğimiz bazı cümleler var; ama genelde Kıbrıslı Türklere büyük sempati besleyen bir yazar tarafından kaleme alındığı ortada...
Bütün bu teknik ve içerikle ilgili hatalar, Profesör Oberling'in eserinin değerini düşürmüyor. Eserin yıllarca süren büyük bir çabanın ürünü olduğuna kuşku yok. Kendisi bir tarihçi olduğu kadar bir sanatkâr ve sanat eleştirmeni olan Oberling, bu çok yönlülüğünü kitabına yansıtmış. Kendisini kutlarım.
Yazımı bir öneriyle tamamlamak istiyorum: Yazar, ilerlemiş yaşına ve giderek bozulan sağlığına rağmen, halen Osmanlı tarihiyle ilgili iki eser üzerinde çalışmaktadır. Bölgemize olan sevgisi ve Kıbrıs davamıza olan katkıları tartışılmazdır. "Belapayıs'a Giden Yol" kitabının yazarı olarak, örneğin bu köyümüzde bir sokağa onun isminin verilmesi bir vefa gereğidir diye düşünüyorum. Yetkililerimizin bu öneriyi olumlu değerlendireceklerini umarım...
|