|
İngilizce ismi "International Crisis Group" (ICG) olan uluslararası sivil toplum örgütü, "Kıbrıs: Taksime Giden Akışı Geri Çevirmek" başlıklı raporunu 10 Ocak 2008'de yayınladı. Başta yer alan özet ve ekleriyle birlikte 33 sayfayı bulan rapor, konunun uzmanı olmayanlar için sıkıcı olsa bile, önümüzdeki dönemde Kıbrıs'taki tarafları nelerin beklediğinin bazı işaretlerini vermesi bakımından dikkate alınması gerekir kanaatindeyim. Kaldı ki örgütün Yönetim Kurulu, finansörleri ve danışmanlarına bakıldığında hiç de hafife alınacak bir kuruluş olmadığı anlaşılmaktadır. Rapor genel okuyucu kitlesi açısından çok uzun olduğu için, basında hakkında yayınlanan yazılar sadece belirli bölümlerine değinmekte, yani konuya "selektif" yaklaşmaktadır. Bu da raporun yalnızca bir veya öteki tarafın lehine veya aleyhine olduğu şeklinde bir izlenim yaratmaktadır. Gerçekte rapor "hem nala hem mıha", hatta bazan atın kendisine ve binicisine dahi vurmaktadır!.. Bize daha fazla vurduğu ise bir gerçektir. Ancak, içinde hiç hoşumuza gitmeyecek unsurlar olmasına karşın, Kıbrıs Rum tarafının da hoşuna gitmeyecek unsurlar taşımaktadır.
Rapor ağırlıklı olarak görüşme sürecini ele almakta, 2008'de, belki son kez (!) sorunun çözümü için yoğun çaba gösterilmesini tavsiye etmekte ve bunun ilgili taraflar için sağlayacağı yararlardan bahsetmektedir. Çabanın başarısız olması durumunda ise taksimin gerçekleşeceğini ve bunun sonucu "Tayvanlaşma" denen sürecin hızlanacağını belirten rapor, bunun taraflar için yaratacağı "sakıncalara" değinmektedir. Rapor bu arada bir medeni ayrılık örneği olan "kadife ayrılıktan" da bahsetmektedir. Rapora göre "Tayvanlaşmanın" Rum tarafı açısından sakıncaları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda giderek artan bir kabul görmesi, çözüm durumunda kendilerine verilecek topraklardan mahrum bırakılması, Türk askeri varlığının kalıcılaşması, Kuzey'deki "mülkleri" üzerindeki yapılaşmanın artması ve Türkiye'den daha fazla sayıda "yerleşiklerin" gelmesi; Kıbrıs Türk tarafı açısından ise daha yavaş ekonomik büyüme, cürümle mücadelede artan zorluklar ve "AB vatandaşları" olarak sahip oldukları birçok haktan yararlanamamaktır!.. Bunun Türkiye için de sakıncalarının AB ve NATO ile olan ilişkilerinde yaratacağı zorluklar ve ülkedeki reform sürecinin aksaması açılarından bir bedeli olacağını öne süren rapor, garip bir şekilde Yunanistan'ı büyük ölçüde bu denklemin dışında tutmaktadır! İleriki sayfalarında rapor, Kıbrıs Rum tarafının tutumundan bunalan Yunanistan'ın bir kenara çekilerek "Kıbrıs (Rum tarafı) karar verir, Yunanistan destekler" politikasına geri döndüğünü ifadeyle, çözümsüzlüğün Yunanistan'a yegane bedelinin Türkiye'yle olan ilişkilerini menfi yönde etkilemesi olduğuna işaret etmektedir. Yani, Yunanistan'ın "bir kenara çekilmesinin" bilinçli bir politikanın sonucu olduğu gerçeğini gözardı etmektedir.
Yukarıdaki kısa özet dahi, raporun Batı'nın bu tür konularda uyguladığı "havuç ve sopa" (carrots and sticks) yaklaşımının klasik bir örneği olduğunu göstermeye yeter sanırım. Gelelim raporun "tavsiyeler" bölümüne:
Öncelikle belirtmeliyim ki, meslek hayatımda hiç bu kadar "-meli, -malı" eki içeren bir raporla karşılaşmadım!.. "Taraflar şunu yapmalı, bunu etmeli" şeklindeki tavsiyeler, örgütün adeta kendisini "hem hakim hem de jüri" yerine koyduğu ve Kıbrıs'taki taraflarla diğer tüm ilgili ülke ve örgütlere "öğütler verdiği", bir yandan önlerinde havuç sallandırırken, diğer yandan da "abanın altından sopa gösterdiği" izlenimini yaratmaktadır. Raporun belirli bölümleri doğru teşhisler ve ilginç bulgular içerirken diğer bazı bölümleri, gerçekçilikten uzak, çelişkili, hatta fantastik önerilerde bulunmaktadır. Birkaç örnek vereyim:
-Siyasi iradenin önemi: Teşhis doğrudur! Ancak, iki liderin bu konuda BM Genel Sekreteri'ne ortak bir mektup göndermesi önerisi abesle iştigaldir. Kahve içmek için dahi kolay kolay bir araya gelemeyen iki lidere aynı mektubun altına imza attırma nasıl başarılacaktır?
-Yeni bir başlangıç yapma: 8 Temmuz sürecinin kadük olduğu doğrudur... Ancak, kendi içinde dahi her iki tarafça da kabul edilmediği takdirde geçersiz olacağı yazılı olan Annan Planı'yla nasıl yeni bir başlangıç yapılabileceği sorgulanmalıdır!..(Rapor Annan Planı'nın yeniden yazılmasından söz etmektedir.)
-"Rum mülkü" üzerine yapılan inşaatların durdurulması: Mülkiyet sorunu özlü konulardan biridir ve sözde "iyi bir atmosfer yaratmak" amacıyla kullanılamaz. İzolasyon ve kısıtlamalar nedeniyle zaten zorda olan KKTC ekonomisinden ve özellikle inşaat sektöründen bunu beklemek ne kadar gerçekçidir?
-Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum trafiğine açması: Türkiye'nin bu konudaki politikası bellidir. 24 Ocak 2006'da bir Eylem Planı önermiştir ve bu planda, KKTC üzerindeki kısıtlamalar başta olmak üzere bölgemizdeki tüm sınırlamaların kaldırılması öngörülmektedir. Diplomasinin temel kurallarından biri olan mütekabiliyet (karşılıklılık) olmadan Türkiye'den bu konuda tek yanlı jestler beklemek hakkaniyet ve gerçekçilikle nasıl bağdaşır?
-"Türk siyasi ve askeri yetkilileri, Kıbrıs'ın iki toplumlu, iki kesimli federasyon çerçevesinde yeniden birleşeceğine ve bir çözümden sonra tüm askerlerini geri çekeceğine (şimdiden) taahhüt ifade etmelidir": Bu, tek kelimeyle gereksiz bir fantazidir!..Üzerinde durmaya dahi değmeyen bu öneriyi yapanların Kıbrıs sorununu anlama kabiliyeti ve iyi niyetlerinden kuşku duymak gerekir!
Bu öneriler, daha doğrusu tavsiyeler, raporda yer alanların sadece birkaçıdır. Bunlar yanında, rapor bizim ağzımıza da bir parmak bal çalmakta ve "Kıbrıs Türk idaresindeki bölgelerle" ilişki kurmaya yönelik faaliyetlere konan sınırlamaların kaldırılmasından bahsetmektedir. Bu arada Yunanistan'a sadece durumu AB'ne izah etmek gibi sudan bir görev vermekte, BM yanında AB'nin kendisi, ABD ve hatta Rusya gibi uluslararası aktörlere de ne yapmaları gerektiği konusunda bir "görev dağılımı" yapmaktadır!.. Raporu yazanlar, anlaşılan bu sürecin yeterince karmaşık olduğunu ve sayı arttıkça (ki masaya oturacakların sayısını artırmaktan bahsediyorlar) daha da içinden çıkılmaz hale geleceğini göremiyorlar! Kanımca önerileri arasında en gerçekçi olan, BM'nin bölgeye üst düzey temsilci veya misyon göndermesi ile öze yönelik olarak "iki devletli çözüme" yapılan atıflardır.
Raporun sorunun tarihçesiyle ilgili bölümleri ve son sayfalardaki kronoloji, ciddi maddi hatalar ve terminolojik yanlışlıklar içermekte olup yazarların soruna tarafsız değil önyargılı yaklaştığını göstermektedir. Nihai tahlilde "hariçten gazel okumak" olarak nitelendirilebilecek raporun bende yarattığı duygunun "hayal kırıklığı" olduğunu söyleyebilirim... Bu sadece aleyhimize unsurlar içermesiyle ilgili de değildir. Bu kadar kapsamlı, iddialı ve arkasında finans gücü yanında beyin gücü de olan bir rapordan çok daha iyisi beklenirdi!
|