|
Bu konuda çok yazılıp konuşulduğu için ben de yazmak istemiyordum. Ancak, içerik itibarıyle olmasa bile, sırf yapılmış olması nedeniyle önemli olan bu ziyareti hiçbir diplomasi yazarının gözardı edemeyeceği düşüncesiyle bazı görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Gözlemlerim öncelikle "söylemlerin arkasında yatan anlamla" ilgilidir. "Büyük resme" ise yazımın sonunda değineceğim.
Basına yansıdığı kadarıyla Karamanlis Ankara'ya dört ana konuda Atina'nın talepleriyle geldi. Bunlar, İstanbul'daki Ortodoks Patrikhanesi'nin ekümenik (evrensel) statüsünün Türkiye tarafından tanınması, Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun açılması, Ege ve Kıbrıs konularıdır. Tabii tüm bu konularda Yunanistan "talep eden taraf" konumundadır. Yani, kendisi öyle tanımlamasa bile, Türkiye'den taviz beklemektedir. Türkiye'nin Yunanistan'dan beklentisi ise Batı Trakya'daki Türk azınlığın haklarına saygı göstermesidir. Yunanistan, ayrıca, Türkiye'nin AB üyeliğini, koşullu da olsa, desteklemeye devam edeceğini belirtmektedir. Bilindiği gibi, bu ucu açık süreç sonunda Türkiye'nin üyeliğinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli değildir (veya bellidir de bazılarımız bunu görmek istememektedir!)
Konulardan dört tanesi Kıbrıs Türk tarafını doğrudan ilgilendirmediği için yazımda bunlara değinmek istemiyorum. Ele almak istediğim Kıbrıs konusunda ise söylediklerine bakılırsa, Sayın Karamanlis'in bu konuda Türkiye'den tek taraflı beklentiler içinde olduğu aşikardır. "Avrupa'nın son duvarı"artık yıkılmalı, Kıbrıs birleşmeliymiş!.. Slogan olarak çok güzel; ancak uzlaşmaz siyasetiyle "duvarı" yıktırmayan, uyguladığı izolasyon politikasıyla aradaki engelleri daha da kökleştiren acaba kimdir? Yunanistan Başbakanı bu konuda Türkiye'yi muhatap almakla yanlış kapı çalmaktadır. Karamanlis'in "Kıbrıs'taki tüm insanlar" söylemi de, masumane görüntüsünün altında, Kıbrıslı Türklerin kurumsal varlığını inkara yöneliktir!..
Sayın Karamanlis bilerek veya bilmeyerek şu gerçeği göz ardı ediyor: Kıbrıs'ta sorun bireyler düzeyinde, yani insanlar arasında değildir. Ulusal düzeyde iki halk, iki topluluk ve şu aşamada iki devlet arasındadır. Kişisel düzeyde olsaydı, birbirleriyle iyi geçinen iki lider seçer sorunu hallederdik!.. Nitekim geçmişte kişisel ilişkileri oldukça iyi olan iki lider baştaydı, ama bu sorunu çözmeye yetmedi. Kıbrıs Türk tarafının insiyatifiyle sınır kapılarının açılması ve insanların birbirleriyle kısıtlama olmaksızın teması dahi meseleyi halletmeye yetmedi. Hatta bazı değerlendirmelere göre, yarattığı yeni alışkanlıklarla (buna "yeni statüko" da diyebiliriz) sorunu daha da kalıcılaştırdı!..
Gelelim Karamanlis'in "Birleşmiş Milletler kararları", "AB müktesebatı" ve 8 Temmuz 2006 tarihli Anlaşma'ya yaptığı atıflara:
Görüşmeler sürecinde baştan beri Bileşmiş Milletler kararlarına "ilgili BM kararları" olarak atıfta bulunulmaktadır. Bu, bir veya öteki tarafın kabul etmediği kararların onlara empoze edilemeyeceği gerçeğine dayanmaktadır. Karamanlis'in söyleminde "ilgili" sözcüğünü kullanmaması tesadüfi değildir. "AB müktesebatına" yaptığı atıf da!..Bundan maksat, sorunu bizim taraf olmadığımız veya kabul edemeyeceğimiz bir çerçeveye çekip kendi leyhlerine halletmektir! Halbuki, Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Babacan konuya ilişkin verdiği son beyanatta AB'nin konuya müdahil olamayacağını vurgulamıştır.
8 Temmuz Anlaşmasını ise benim yargılamama hiç gerek yok! Geçen zaman onunla bir yere gidilemeyeceğini sanırım kanıtlamıştır!..
Kötümser mi oluyorum? Hayır, sadece gerçekçi! İnsanların uzlaşı konusunda tüm ümitlerini kırmak ne kadar zararlıysa, onlara boş vaatler vermek ve ümit pompalamak da o kadar zararlıdır. Kıbrıs'ta bir gün uzlaşıya varılabileceği vizyonunu canlı tutmalıyız. Ancak bunun mutlak surette geçmişin kalıpları ve tabularına bağlı kalarak yapılamayacağını yakın tarihin tecrübeleri bize göstermiştir. Sayın Karamanlis'in 49 yıllık bir aradan sonra Türkiye'yi ziyaret etmiş olması siyasi cesaret gerektiren bir adımdır. Ancak Kıbrıs konusunda aynı cesareti gösterememiş, söyledikleriyle iyimser olmamızı gerektirecek yeni veya değişik bir yaklaşım ortaya koyamamıştır.
|