|
Kosova'nın bağımsızlık ilanının eli kulağında. Artık herkes bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini değil, uluslararası tepkilerin ne olacağını konuşuyor. Hükümet yetkililerimiz ne kadar "Kıbrıs konusuyla benzerliği yok" derse desin, başkaları iki konu arasında bağlantı kurmuş bile!.. Dünyanın saygın gazetelerinden Financial Times'ın geçen günkü yazısı bunun sadece bir örneği. Rum tarafının, AB içinde izole olma pahasına olaya karşı çıkması da bunun başka bir kanıtı. Diğer yandan, Rusya Federasyonu Başbakan Birinci Yardımcısı Sergey Ivanov'un 44. Münih Güvenlik Politikası Konferansı'nda "Kosova'nın bağımsızlık ilanının kabul edilmesi. Kuzey Kıbrıs'ın tanınması zorunluluğunu beraberinde getirecektir" dediği belirtiliyor. Rus yetkilinin bu beyanı bir ikaz olarak yapılmış olsa bile, bir gerçeği de gözler önüne sermektedir!..
Her sorunun kendi tarihi, coğrafi, sosyal, siyasi ve hukuki gerçekleri içinde değerlendirilmesi gerektiğine inananlardanım. Sonuçta, Kıbrıs konusunun da kendine özgü (Latince'de sui generis) bir sorun olduğunu yıllardır söyleyip duruyoruz. Bu bakımdan Kıbrıs ve Kosova sorunlarının bir karşılaştırmasını yapacak değilim. Benzerlikler olduğu kadar farklılıkların da olması tabiidir. Ancak bunlar ne olursa olsun, bir hareket olarak bağımsızlık ilanı, gerek KKTC gerekse tanınmışlığın "gri bölgesinde" bulunan diğer ülkeler için ciddi sonuçlar doğurmaya adaydır.
Olayın uluslararası hukukta "emsal yaratacağı" korkusunda olan Kıbrıs Rum Yönetimi, tutumunun "Kuzey Kıbrıs'la ilgili olmadığını" iddia ediyor. Ne ilginçtir ki aynı Rum Yönetimi, Kıbrıs konusuyla aralarında hiçbir bağ bulunmayan yakın tarihteki olayları kendi lehine istismar etmekten çekinmemiştir: Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgali ve ABD'nin buna tepkisi, Berlin duvarının yıkılması ve Soğuk Harbin sona ermesi (sahi geçekten sona ermiş miydi?) ve daha neler!.. Aslında Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorunuyla "küresel ısınma" arasında bugüne kadar niye bağlantı kurmadığına doğrusu hayret ediyorum!..
Biz de kendimizi aynı "oportunizmin" rüzgarına kaptıralım demiyorum... Ama fırsatları değerlendirmesini de bilelim. Bazı politikacılarımızın çok beğendiği "proaktif olma" becerimizi işte burada kullanalım... Bir mucize olmazsa, Kosova'nın bağımsızlık ilan etmesi artık geriye dönüşü olmayan bir noktaya gelmiştir. ABD ve AB'nin büyük ülkeleri Kosova'nın bağımsızlık ilanını tanıyacaklarını açıklamıştır. Türkiye de olayı desteklemektedir. Rum Yönetimi'nin olaya AB içinde karşı çıkması sürpriz değildir. Nasıl olsa Birlik içinde Rusya Federasyonu'nun (RF) sözcülüğünü yapıyor; karşılığında ise RF, BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisini kullanarak dünya örgütünün doğacak yeni devleti tanımasını engelleyeceğini söylüyor. Ancak, Financial Times'ın, bu nedenle Kosova'nın tanınmasının "de jure değil de facto bir tanınma" olacağı iddiasına katılmıyorum. Çünkü, tanınma genelde çok taraflı (multi-lateral) değil ikili (bi-lateral) bir olaydır ve bir ülkenin kendi insiyatifine kalmıştır. Gazetenin bahsettiği herhalde Kosova'nın müstakbel Birleşmiş Milletler üyeliğidir ki bu farklı bir konudur.
Dünyada bunlar tartışılırken, ortaya çıkan bu tablo karşısında biz ne yapacağımızı hiç tartıştık mı? Sanmyorum!.. Basında bu konuda fazla bir şey çıktığını görmedim. Umarım Devlet ve Hükümet yetkililerimiz kapalı kapılar arkasında olsun bunu tartışıyorlardır. Çünkü konu önemlidir. KKTC'nin tanınmasını talep ettiğimiz dönemlerde Amerikalı diplomatların "emsal yaratacağı" gerekçesiyle ülkelerinin bundan kaçındığını söylediklerini hatırlıyorum. Genel bir kural olarak, "İkinci Dünya Harbi'nden bu yana askeri güç kullanılarak oluşturulmuş devletleri tanımıyoruz" diyorlardı. Bangladeş'i örnek verdiğimde ise "o coğrafi ve siyasi gerçeklerin gerektirdiği bir istisnadır" yanıtını veriyorlardı. Sonra "istisnalar" çoğaldı. Yugoslavya kanlı bir şekilde parçalandı; Sovyetler Birliği dağıldı; Eritre, Etyopya'dan güç kullanarak koptu ve Doğu Timor aynı şekilde Endonezya'dan ayrıldı.Tüm bu ülkeler uluslararası toplum içinde bağımsız devletler olarak yerlerini aldılar.Ve şimdi sıra Kosova'da!.. Aynı diplomatlar KKTC'nin tanınması konusunda acaba bugün ne derlerdi? Herhalde topu bize atıp "Siz talep etmiyorsunuz ki" derlerdi!
Acı ama gerçek! "İzolasyonlar kalksın" söylemine takıldık kaldık!.. "Birleşme istiyoruz" sloganıyla da akıntıya kürek çekiyoruz. Cumhurbaşkanı Talat'ın "Birleşme Tanrı kelamı değildir" ifadesi, gecikmeli de olsa, bu konuda yaratılan tabuları yıkmak açısından bir dönüm noktasıdır!..
Olaya bir de tersten bakacak olursak, işte size provokatif bir soru: KKTC olarak biz Kosova'yı tanıyacak mıyız? Bu konuda ne yapacağımızı artısıyla eksisiyle düşündük mü? Böyle bir tanımanın, doğacak yeni devlet tarafından nasıl karşılanacağı konusunda bir beyin cimnastiği yaptık mı? Biliyorum, bazıları hemen "biz tanınmıyoruz ki başkalarını tanıyalım" diyeceklerdir. Ancak, bir ülkenin başkalarını tanıması için kendisinin tanınmış olması koşul değildir. Ayrıca bu siyasi bir olaydır ve karşılık beklemeden tek yanlı olarak da yapılabilir... Bu şekilde, en azından kendi tanınmamızı gündeme getirmiş, tartıştırmış oluruz. Biz Kosova'yı tanıdık diye onlar bizi tanımayabilir. Ancak biz onları tanımazsak onların da bizi tanımayacağı, hatta bunu akıllarına bile getirmeyeceği aşikardır!
|