|
Kıbrıs konusundaki politikaların belirleyici rol oynadığı Kıbrıs Rum seçimlerinin birinci turu Papadopulos'un kaybetmesiyle sonuçlandı ve Kasulides'le Hristofyas ikinci tura kaldı. Bu turda kimin galip geleceğine dair spekülasyonlar devam ederken, Kıbrıs Türk tarafı olarak, artık başlaması kesin görünen görüşmeler süreciyle ilgili taktik ve stratejimizin ne olacağı konusuna yoğunlaşmamızda yarar vardır. Çünkü, birinci turdan başarıyla çıkan iki adaydan hangisi kazanırsa kazansın, "yeni ve denenmemiş bir lider" olmanın avantajını yaşayacak, bu da iki taraf arasında bir "imajlar" veya "izlenimler savaşı" başlamasına yol açacaktır!..
"İzlenimler savaşı" diyorum, çünkü gerek seçim kampanyası gerekse daha öncesinde söylediklerine bakılırsa, adayların özde birbirlerinden pek farklı şeyler söylemedikleri görülecektir. Bu konudaki değerlendirmeme Papadopulos'u da dahil ediyorum, çünkü özellikle ikinci tur öncesi pazarlıklarda ve hatta sonrasında esas aktörlerden biri olmaya ve süreci etkilemeye devam edecektir. Ayrıca, oybirliğiyle alınan Rum Ulusal Konsey kararlarının tüm liderleri ve adayları bağladığı da unutulmamalıdır.
Adayların Kıbrıs konusundaki tutumlarıyla ilgili olarak yapılan yayınlardan, özetle aşağıdaki sonuçları çıkarmak mümkündür:
-Adaylardan hiçbirisi Annan Planı'ndan söz etmemekte (ki buna zamanında Plan'a destek vermiş olan Kasulides de dahildir), bunun yerine Gambari süreci diye bilinen 8 Temmuz 2006 anlaşmasından bahsetmektedir. Kıbrıs Rum halkının büyük çoğunluğunun Plan'a "hayır" dediği göz önünde bulundurulursa bunun doğal karşılanması gerekir. Ancak bu bizim açımızdan bir sorunu da beraberinde getirmekte, görüşme masasında Annan Planı'nın da altına çekilmek isteyeceğimize işaret etmektedir.
-Adayların tümü Kıbrıs sorununu bir "istila ve işgal sorunu" olarak görmekte ve Türk askerlerinin adadan çekilmesini talep etmektedir. Bu, ana konulardan biri olan güvenlik ve garantilerle ilgili mevcut düzenlemeleri göz ardı etmekte, BM sürecinde bu konuda oluşmuş parametreleri de yok farz etmektedir.
-Adaylardan hiçbirisi yetki paylaşımından bahsetmezken, "göçmenler, yerleşikler, mülkiyet ve garantiler" konularında, farklı kelimelerle olsa da, Rum tarafının bilinen resmi görüşlerini tekrarlamakta, çözümün şekli konusunda ise sadece genellemelerle yetinmektedir. Adayların "iki toplumlu, iki bölgeli federasyon" söyleminin bizim bu formülle ilgili yorumumuzdan çok farklı olduğunu da unutmamak gerekir.
-Özellikle dikkat çekici bulduğum bir husus, Kasulides'in "Türkiye'nin tek taraflı askeri müdahale hakkını kabul etmiyoruz. Mantıklı bir askeri geri çekilme sürecinden sonra Kıbrıs'ta tek bir Türk askerine hayır!"söylemi ile "Eğer Türk tarafı (varılan) anlaşmayı uygulamazsa bugünkü şartlara dönüşün öngörülmesi"ni talep etmesidir. Halbuki, bilindiği gibi, garantilerin güncelleştirilerek devamı Türk tarafının kırmızı çizgilerindendir. Kasulides, ayrıca, geçmişte de yaşandığı gibi, varılacak herhangi bir anlaşmayı Rum tarafı uygulamadığı takdirde bunun yaptırımının ne olacağından hiç bahsetmemektedir!
-Hristofyas ise, Kıbrıs konusunu Türkiye'nin AB sürecinde bir koz olarak kullanmaya devam edeceğini saklamamakta, bir yandan "esneklik"ten bahsederken diğer yandan da "talepkar" bir dış siyaset izleyeceğinden dem vurarak, seçildiği takdirde Papadopulos'un "maksimalist" yaklaşımını sürdüreceği izlenimini vermektedir.
Bu söylemler karşısında, iki adayın "Kıbrıs Türk toplumu" ile daha yakın temas ve diyalog kuracakları ve buna yönelik girişimlerde bulunacaklarını söylemesi, yazımın başında bahsettiğim "izlenimler savaşının" bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Hatta seçilecek yeni Rum liderin bu imajı pekiştirmek için bir "iyi niyet atağı"nda bulunmasının da bizi şaşırtmaması gerekir.
İzlenimlerin politika haline geldiği bir dönemi 1980'lerin sonuna doğru işbaşına gelen George Vasiliu döneminde yaşamıştık. Adıgeçen bir yandan Kipriyanu gibi uzlaşmazlığı dünyaca kabul edilen bir liderin halefi olmanın, diğer yandan da kendisinin bir halkla ilişkiler şirketi sahibi olmasının avantajlarını sonuna kadar kullanmış ve "imajlar savaşında" öne geçmişti. Tabii bunda dış dünyanın sürekli onu "yeni ve uzlaşıcı lider" olarak "pazarlamasının" büyük etkisi vardı. Ancak, Vasiliu'nun saltanatı uzun sürmedi ve masada "uzlaşıcılığı" sınandığında sınıfta kaldı! Sonunda "daha gerçekçi" Klerides'e karşı seçimleri kaybetti.
İkinci tura kalan adaylardan hangisi seçilirse seçilsin bir izlenimler atağıyla karşı karşıya kalmayı beklemeliyiz diye düşünüyorum. Karşı taraf, dış dünyanın da desteğiyle, bu konuda bizi zorlayacaktır. Bir taraftan bununla etkin bir şekilde mücadele etmeye çalışırken, diğer yandan da esas sorunun özde olduğunu ve Rum tarafının esneklik göstermesi gereken alanın bu olduğunu muhataplarımıza anlatmalıyız. Bu sürecin sonunda, Rum tarafının uzlaşmazlığının bir liderlik sorunu mu yoksa kurumlaşmış bir mentalite sorunu mu olduğu ortaya çıkarsa, bu bizim olduğu kadar tüm adanın ve Kıbrıs sorunuyla ilgilenen herkesin yararına olacaktır. Çünkü, hiç olmazsa, sorunun nerede olduğunu herkes bir kez daha görüp anlamış olacaktır. Gerçekçi, adil ve yaşayabilir bir uzlaşıya varma konusunda samimi olduğunu göstermek, seçilecek yeni Rum liderine düşen bir sorumluluktur..
|