|
Kıbrıs Rum seçimleri Hristofyas'ın zaferiyle sonuçlandı. Haftalardır süren ve Kıbrıs Türk tarafını da etkileyen bu "heyecan" yetmiyormuş gibi şimdi bir de "acaba ne yapacak?", "görüşmeler başlayacak mı?", "başlarsa ne zaman başlar" ve "nasıl sonuçlanır?"sorularının gündemimizi meşgul edeceği ucu açık bir sürece giriyoruz. Papadopulos döneminde küllenen "birleşme aşkı"nın ateşi yeniden alevlenmeye başladı!
Kimsenin ateşini söndürmek istemem ama bu "aşkın" yeniden hayal kırıklığı ve hüsranla bitmesini istemiyorsak olaya daha bir soğukkanlılıkla bakmamızda ve beklentilerimizi gereksiz yere yüksek tutmamamızda fayda vardır. Derler ya, "sütten ağzımız yandı, yoğurdu üfleyerek yiyelim"!
Bir meslektaşım bana "Komünizmin tarihin sayfalarına gömüldüğü bir çağda Komünist bir liderin Güney'de işbaşına gelmesi ancak Kıbrıs'ta olabilirdi" dedi. Bu esprili değerlendirmeye tamamen katılıyorum. Yine de Sayın Hristofyas'a şans diliyorum. Bakalım partisinin çağdışı ideolojisi, Enosis'çi geçmişi, Papadopulos'la ve EDEK'le devam edecek olan koalisyon ortaklığı, Annan Planı'yla ilgili retçi yaklaşımı, Rum Ulusal Konseyi'nin kararları, seçim kampanyası esnasında söyledikleri ve bunun gibi daha nice engeli aşıp Kıbrıs Türk tarafı ve onun kurumlarıyla samimi bir diyaloğa girebilecek, eşitlik temelinde yeni bir ortaklığa razı olabilecek mi?..
Baştan beri Kıbrıs uzlaşmazlığının kişilerle kaim bir konu olmadığını söyleyip duruyorum. Bu, liderlerin politikanın oluşmasındaki kritik rolünü inkar anlamında değildir. Tarih, vizyon sahibi, cesur kişilerin halkların kaderini nasıl etkilediğinin örnekleriyle doludur. Ancak, Sayın Hristofyas gerek partisinin artık çağdışı kalmış dogmatik ideolojisi gerekse mensubu olduğu nesil itibariyle, Kıbrıs Rum tarafının kemikleşmiş ve kurumlaşmış politikasını makul bir süre içinde ve radikal bir şekilde değiştirmeye muktedir mi? Yani, bir anlamda, Hristofyas kendi kendini aşabilecek mi?
Bu pek de parlak olmayan tabloya karşısında, yeni seçilen Kıbrıs Rum liderine bir şans verilip verilmemesi sorusuna "verilmesi gerekir" derim. Niye? Sadece dünya bizden böyle istiyor diye mi?Gerçi Hükümetimiz "dünya ile birlikte hareket etmeye" özen gösteriyor ama hayır!.. Dünya bu konuda artık kişilerin mi yoksa zihniyetin ve bunun sonucu oluşturulan politikaların mı belirleyici rol oynadığını bir kez daha görüp anlasın diye!.. Hristofyas kendisinden beklenen liderliği gösterip dış politikasında köklü değişiklikler yapacak vizyon ve kapasiteyi sergilerse ne ala! Yoksa yeni alternatiflerin gündeme gelmesi kaçınılmaz olur.
Bu da bizi madalyonun diğer yüzü olan kendi dış politikamıza getiriyor. Şimdiye kadar izlediğimiz ve bizi Rum tarafıyla "birleşmeye mahkum" konuma getiren politikamızı yeniden gözden geçirmek ve alternatifler üretmek zorundayız. Dünyada hiçbir ülke kendisini alternatifsizliğe mahkum ederek başarılı bir dış politika sürdüremez. Cumhurbaşkanımız Sayın Talat'ın meşhur "Birleşme Tanrı kelamı değildir" sözünü yeni seçenekler oluşturmaya yönelik bir işaret olarak algılamıştım. Ancak bunun arkası gelmedi... Şimdi ise Hristofyas'ın Güney'de başa gelişiyle Hükümet çevreleri ve kamuoyumuzdaki hava, böyle bir arayışın (varsaydı bile) yine bir kenara bırakıldığı doğrultusundadır.
Halbuki, çağdaş ve onurlu bir dış politika alternatifler üretir. Yeni bir süreç başlasa bile, masada elimizin güçlü olabilmesi, büyük ölçüde karşı tarafın başka seçeneklerimizin bulunduğunu görüp anlamasına bağlıdır. "İzolasyonlar kalksın" politikasının gerçek bir alternatif oluşturmadığı bir yana, pratikte bizi nereye kadar götürebileceğini de görüp anlamış olmamız gerekir. Biz ise olabilecek seçeneklerimizi dahi heba etmekle meşgulüz. Bir Kosova olayının bizim için yaratmış olduğu fırsatı değerlendirmekten ısrarla kaçınmamız gibi!
|