|
Kıbrıs konusunda "ön görüşmeler" diye tanımlanabilecek bir döneme giriyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin mart ayı sonunda adaya bir heyet göndermesi bekleniyor. Heyetin vereceği rapora bağlı olarak Genel Sekreter Ban Ki-moon yeni bir süreci başlatıp başlatmama konusunda bir karara varacak. Bu karar henüz kesin değil, çünkü eski Genel Sekreter Kofi Annan ve referandumlardan sonra adayı ziyaret eden yardımcısı Prendergast, yaptıkları değerlendirmelerde yeni bir süreç başlatmak için tarafların siyasi irade ortaya koymaları ve bunu davranışlarıyla da kanıtlamaları gerektiğini belirtmişlerdi. Bu değerlendirmeyi Ban Ki-moon da paylaşmaktadır.
Birleşmiş Milletler'e yakın çevrelerden edinilen bilgilere göre, Genel Sekreter'in Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller'in mart ayı sonunda görevinin sona ereceğine dair haberler doğru olmakla birlikte, gelişmelere bağlı olarak (örneğin, siyasi işlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Lynne Pascoe'nun aynı tarihe denk geleceği belirtilen Kıbrıs ziyareti) bu bir süre ertelenebilecek. Yerine ise birkaç yıl öncesine kadar Genel Sekreter'in Gürcistan Özel Temsilciliği görevini yapmış bulunan İtalyan kökenli İsviçre vatandaşı Bayan Taliea Vini'nin atanması bekleniyor. Möller'in zaman zaman başımızı oldukça ağrıtan Rum yanlısı davranışları nazarı dikkate alındığında, gidişinin ardından Kıbrıs Türk tarafının "gözyaşı dökmeyeceği" anlaşılıyor. Ancak, yerine atanacak yenisinin de aynı davranışlar içine girmemesi için azami özen göstermemiz gerekmektedir. Bu makamlara getirilecek kişiler hakkında önceden taraflarla istişare edilmesi yerleşik uygulamadır. Taraflardan herhangi birisinin şiddetle itiraz edeceği bir şahsiyetin atanması ise söz konusu olamaz.
Şahsen daha büyük bir ilgiyle izleyeceğim gelişme, Genel Sekreter'in bir Özel Danışman atayıp atamayacağıdır. Çünkü bu, onun yeni bir sürece ne ölçüde angaje olmak isteyeceğinin bir göstergesi olacaktır. BM çevreleri Genel Sekreter'in bu konuda "çok ihtiyatlı" davrandığını ve karar vermek için adayı ziyaret edecek olan BM heyetinin vereceği raporu da bekleyeceğini belirtmektedirler. Yani, Genel Sekreter siyasi düzeyde bir Özel Danışman atarsa, bu onun uzlaşı konusunda ciddi bir fırsat bulunduğuna ikna olduğu anlamına gelecektir. Annan Planı döneminde bu görevi Alvaro De Soto'nun yürüttüğü ve zamanın Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Wlosowicz'in teknik düzeyde kalarak (veya bıraktırılarak) görüşmelere pek angaje olmadığı hatırlanacaktır. Yeni Özel Danışmanın kim olabileceği konusunda ise ortada henüz bir isim dolaşmamaktadır
Ancak, konu Özel Danışman ve Özel Temsilci atanmasıyla bitmiyor. Yeni Genel Sekreter'in Kıbrıs'a ilişkin "iyi niyet görevi" diye tanımlanan misyonuna nasıl bir anlayışla yaklaşacağı çok önemli! Selefi Kofi Annan'ın son döneminde yaptığı gibi hakemliğe varan zorlayıcı bir tutum mu izleyecek, yoksa "sütten ağzımız yandı, yoğurdu üfleyerek yiyelim" kabilinden ihtiyatlı bir yaklaşım sergileyerek topu daha ziyade taraflara mı atacak? BM'ye yakın çevreler Genel Sekreter'in bu ikinci şıkkı tercih edeceğini söylüyorlar. Çünkü kendisi hem Kıbrıs konusuna yenidir, hem de BM'nin referandumlar döneminin hayal kırıklığını bir kez daha yaşamasını istememektedir. Bu durumda Genel Sekreter'in kendisinin ortaya bir plan/ program koymayacağı, bunun yerine, BM'nin Kıbrıs konusundaki "parametreleri" diyebileceğimiz, İngilizce tabiriyle "body of work" diye tanımlanan birikimden yararlanma yönüne gideceği belirtilmektedir.
Tabii bütün bunlar varsayımdır ve başladıktan sonra sürecin ne gibi bir şekil alacağını izaha yetmez. Ayrıca yukarıdaki senaryoların süreci yönlendirmek için bilinçli olarak yayılabileceğini de göz ardı etmemek gerekir. Geçmiş tecrübeye bakıldığında, eski Özel Danışman De Soto'nun, sürece hiç müdahale etmeyeceği anlamında "Ben duvarda bir sinek olacağım" (I will be a fly on the wall) dediği kayıtlardadır. Halbuki, görevine gerçekten "duvarda bir sinek" olarak başlayan De Soto, espri yeteneği yüksek bir yetkilimizin deyimiyle, "zaman içinde bir eşek arısına dönüşmüştü!" Kısacası, bu görevi üstlenen birisinin, görev anlayışı ne olursa olsun, uzun süre pasif bir rol oynaması beklenemez. Aksi takdirde "havlu atar" ve bu görevden ayrılır. Eski Özel Danışman Güney Kore'li diplomat Han Sung-Joe'nun yaptığı gibi!
Bir husus açıktır ve o da Rum seçimleri sonrasında uluslararası camiada uzlaşı konusundaki beklentilerin bir kez daha yükseltildiğidir. Bunun arkasında İngiltere ve ABD'nin bulunduğunu söylemeye sanırım gerek yok! BM yetkilileri ve yabancı siyasi gözlemciler, yeni bir ivme (momentum) kazanıldığı inancındadırlar ve bundan yararlanmak istemektedirler. Ancak, herkes başlaması olası bu sürecin sonunda nereye varılacağı konusunda spekülasyon yapmaktan kaçınmaktadır. Çünkü, İngilizce bir atasözünde de belirtildiği gibi, "atı dereye götürebilirsiniz ama zorla su içiremezsiniz!" Şu anda herkes öncelikle atı dereye götürmenin yollarını aramakla meşgul!
|