|
Son zamanlarda Türkiye ile olan ilişkilerimize "taktığı" anlaşılan Hristofyas, sık sık bu noktaya yüklenmeye başlamıştır. Önce "Türkiye ile olan göbek bağımızı kesmemizi" istemiş, daha sonra da "Talat, Türkiye'nin boğucu kucaklamasından kurtulursa, o zaman çıkmazı gerçekten kıracağız" şeklinde akılcılık ve gerçekçilikten uzak bir açıklama yapmıştır. Hristofyas'ın bu siyasi etiket sınırlarını aşan açıklamasının, yanlış olmanın da ötesinde, gerek bize gerekse Garantör Türkiye'ye bir hakaret teşkil ettiğinin kendisine en kesin bir dille anlatılması lazımdır. Bunu yapmak da hepimizin görevi olduğu gibi, en başta bu sözlerin öncelikli hedefi ve Hristofyas'ın muhatabı olan Sayın Cumhurbaşkanımıza düşmektedir.
Sayın Hrisofyas "göbek bağımızı kesmekten" neyi kastediyor? Bırakın Türkiye ile olan tarihi, kültürel, insani ve ulusal bağlarımızı, can ve mal güvenliğimizle ekonomik yaşayabilirliğimizi bu kadar yıl Türkiye'nin yardımları olmaksızın nasıl koruyabilirdik Hristofyas bize açıklasın!.. Özgürlük ve güvenliğimizi kazanmış olduğumuz günden bu yana bile, karşılaşmakta olduğumuz izolasyon ve kısıtlamalar karşısında nasıl ayakta durabilirdik lütfen söylesin! Bu konuda kime güvenebiliriz? Bizi son "kucakladıklarında" az daha nefesimizi kesen Kıbrıs Rum tarafına mı? Yoksa izolasyonun kalkması konusunda aldığı karara dahi uymayan Avrupa Birliği ile referandumlar öncesi yaptığı vaatler lafta kalan "uluslararası topluluğa" mı? Bunu yapamayacağımıza göre, Hristofyas herhalde intihar etmemizi istiyor!
Boğucu olanın Türkiye'nin yıllardır yapmakta olduğu cömertçe yardımların değil, Kıbrıs Rum tarafının silah zoruyla gasp ettiği sözde "Kıbrıs Hükümeti" unvanını kullanarak halkımıza karşı uyguladığı insanlık dışı sınırlamaların olduğunu Sayın Hristofyas'a hatırlatmak isteriz. Uzlaşı ve çözüm isteminde samimi olan bir lider bu tür açıklamalarla görüşmeler arifesinde havayı zehirlemez! Meseleyi bir "istila ve işgal sorunu" olarak takdim ederek "Türk askerinin geri çekilmesi", "yerleşiklerin adayı terk etmesi" ve "göçmenlerin geri dönüş hakkı ile mülkiyet hakkının uygulanması" gibi taleplerle karşımıza çıkması havayı zaten yeterince bozuyor. 8 Temmuz anlaşmasında bu kadar ısrarlı olan bir liderin, söz konusu anlaşmanın "suçlamalara son verilmesiyle" ilgili 5'inci maddesine daha saygılı olması gerekmez miydi?
KKTC'nin Türkiye ile olan çok boyutlu ilişkileri bizim açımızdan yaşamsaldır. Kıbrıs Rum tarafı ekonomik açıdan Yunanistan'a daha az bağımlı olabilir. Çünkü sözde "Kıbrıs Hükümeti" sıfatıyla dünyayla bağlantıları vardır ve bunun bütün avantajlarından yararlanmaktadır. Buna karşın, askeri, siyasi, kültürel ve psikolojik açılardan Yunanistan'a bağımlılığı yadsınmazdır. Bunun en bariz kanıtı, Rum Yönetimi'nin uluslararası alanda Yunanistan'ın dümen suyunda gitmesi ve tam bir "Elen devleti" gibi davranmasıdır. Kaldı ki, Rum Yönetimi, Avrupa Birliği çerçevesinde bir anlamda Yunanistan'la bütünleşmeyi zaten sağlamıştır. Nedense kimse onların bu ilişkilerini sorgulamamaktadır!.. Sayın Hristofyas kendisi bu kadar "bağımsız" hareket edebiliyorsaydı, niye seçilir seçilmez Atina'nın yolunu tutmuştur? Rum lider, kendisi kimin kucağında olmasına bakmaksızın, kalkmış Sayın Talat'ın ve genelde Kıbrıslı Türklerin Türkiye ile olan ilişkilerini sorgulamaktadır.
Yunanistan gibi Türkiye de Garantör bir ülkedir. İkisinin de 1959-1960 Anlaşmalarında imzası vardır. Annan Planı'yla ilgili görüşmelerin son safhasında ikisi de Kıbrıs'taki taraflar ve diğerleriyle masaya oturmuşlardır. Olası yeni bir ortaklığın da Garantörleri olacaklardır. Garantör olmanın getirdiği birtakım haklar olduğu gibi birtakım sorumluluklar da vardır. Türkiye her zaman bu sorumluluklar çerçevesinde hareket etmiş, bir uzlaşı konusunda Kıbrıslı Türkleri daima teşvik etmiştir. Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin garantisinden vazgeçeceğini sanıyorsa aldanıyor. Buna yönelik söz ve talepleri, ancak bizi Türkiye'den koparıp "kolay lokma" yapmaya yönelik bir taktiğin ürünü olabilir! Halkımızın böylesine art niyetli bir yaklaşıma prim vermeyeceğini göstermek, başta Devlet ve Hükümet yetkililerimiz olmak üzere hepimizin görevidir.
|