|
Tüm dikkatlerin iki lider arasında 21 Mart'ta Lefkoşa'da ara bölgede yapılan toplantıya odaklandığı günlerde, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde yukarıdaki başlık altında bir konferans yer almaktaydı. Liderler zirvesine denk gelmesi nedeniyle olacak, basında hak ettiği yeri almayan bu uluslararası toplantıda, adamızı olduğu kadar bölgemizi de ilgilendiren ilginç konular konuşuldu, önemli mesajlar verildi.
20-21 Mart tarihlerinde yer alan ve Başkanlığını Cumhuriyet Meclisi eski Başkanı ve Başbakan Hakkı Atun'un yaptığı Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin Doğu Akdeniz Üniversitesi'yle işbirliği içerisinde düzenlediği konferansa KKTC, Türkiye, ABD, Kanada, İngiltere ve İslam ülkelerinden sahasında uzman konuşmacılar ve bilim adamları katıldı. Konferansta Kıbrıs konusu yanında, Ortadoğu ve Filistin sorunu, Doğu Akdeniz'deki enerji yolları, Türk-Yunan dengesi, Rum tarafının bölgede petrol arama girişimleri ve bazı ülkelerle bu konuda imzaladığı anlaşmalar, ABD'nin İslam dünyasıyla ilişkileri, Irak ve "medeniyetler çatışması" gibi konular ele alındı.
Konferansta ayrıca iki de anlamlı tören düzenlendi: Bunlardan birisi, DAÜ'nün kuruluşu ve uluslararası ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynayan ve bir süre önce hayata gözlerini yuman Prof. Dr. Mehmet Tahiroğlu anısına düzenlenen anma töreni, diğeri ise DAÜ ile ABD'nin Central Connecticut State Üniversitesi (CCSU) arasında 15 yıl önce imzalanan ve tüm Rum baskılarına karşın halen yürürlükte bulunan İşbirliği Anlaşması'nın mimarlarından Prof. Dr. Norton Mezvinsky'ye verilen Fahri Doktora töreniydi. Her iki olay da ülkemizde eksikliği hissedilen "vefa geleneği" ile "değerlerimize sahip çıkma"nın güzel birer örneğiydi.
Kıbrıs konusuyla ilgili stratejilerin yoğun şekilde tartışıldığı konferansta, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'deki petrol arama faaliyetleriyle "münhasır ekonomik bölge" ilanı ve Mısır ve Lübnan'la imzalamış olduğu anlaşmaların yarattığı gerginlik ele alındı; bunun potansiyel tehlikelerine değinildi. Bu gelişmelerin, Kıbrıs'ın tarih boyu var olan stratejik önemini bir kez daha gözler önüne serdiği ve Türkiye'nin 1960 Antlaşmalarından kaynaklanan haklarını korumaktaki kararlılığı vurgulandı. Yine bu bağlamda, Doğu Akdeniz ve Ege'deki Türk-Yunan dengesi ve bunun korunmasının önemi, güvenlik konuları, özellikle büyük güçlerin bölge üzerindeki etki ve faaliyetleri ile Türkiye'nin Ada üzerindeki belirleyici rolü üzerinde duruldu.
Yeni süreçte Kıbrıs Türk tarafının görüşme zemini olarak alınmasını istediği Annan Planı'nın sakıncaları ve geleceğe yönelik stratejilerle ilgili yer alan tartışmalarda, KKTC'nin eşit ve egemen bir devlet olarak varlığı ve tanınması gereği vurgulandı. İki tarafın vizyonları arasındaki farka bakıldığında, bir çözüm beklemenin ne derece gerçekçi olduğu sorgulanarak görüşmelerden yine bir sonuç çıkmaması halinde "kadife ayrılık" diye bilinen Çek ve Slovak modelinin gündeme getirilmesi, bu konuda ciddi bir kampanyaya girişilmesi gerektiği ifade olundu. Bazı konuşmacılar, Kıbrıs'ta ayrılığın zaten çoktan gerçekleştiğine işaretle bunun gerek Rum tarafı gerekse dünyaca kabul edilmesine, yani "yasallaşmasına" yönelik neler yapılabileceği üzerinde durdular.
KKTC'nin tanınmasının Rum tarafıyla bir uzlaşıya varılması konusunda bir engel değil bir motivasyon teşkil edebileceği üzerinde de duran konuşmacılar, bir taraftan görüşmeler yapılırken, diğer yandan da KKTC'ni Rum tarafının "iyi niyetine" mahkum etmeyecek seçeneklerin yaratılması gerektiğini vurguladılar. Rum tarafında bir lider değişikliği olduğu, ancak temel politikalarının değiştiğinin ancak yaşanarak görülebileceği, şu ana kadar Rum liderliğinden gelen açıklamaların iyimserliğe imkan vermediği, buna karşın görüşmelere bir şans verilmesi gerektiği ifade olunan konular arasındaydı.
Uygulanmakta olan genel izolasyon çerçevesinde ABD'deki Rum-Yunan lobisinin üniversitelerimiz aleyhine yürüttüğü karalama kampanyasının da kapsamlı olarak ele alındığı konferansta, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)'nün KKTC ile olan ilişkilerinin önemi üzerinde durularak açılmakta olan yeni Temsilciliklerimiz hakkında bilgi verildi.
Kıbrıs konusu dışında ele alınan konuların başında, Filistin sorunu ve bunun Kıbrıs sorunuyla karşılaştırması gelmekteydi. İsrail'in Filistinlilere karşı uyguladığı politikanın eleştirisiyle, ABD'nin gerek İslam dünyasıyla olan ilişkileri gerekse Irak konularında uyguladığı yanlış politikaların yine ABD'li ve Kanadalı akademisyenler tarafından dile getirilmesi dikkat çekiciydi. Huntington'un, ünlü Şarkiyatçı ve Türkiye uzmanı Bernard Lewis'ten aldığı "medeniyetler çatışması" ibaresiyle aslında böyle bir çatışmanın varlığından bahsetmediği, sadece böyle bir ihtimalden duyduğu endişeyi dile getirdiği, belirtilen ilginç hususlar arasındaydı. Huntington'un, Türkiye'nin "özüne" yani "İslami köklerine" dönmesini savunduğunu hatırlatan bir konuşmacıya karşılık katılımcılardan ABD'li Profesör Raymond Baker'in "Ben Türkiye'nin çok yönlü kimliğinin bir zenginlik olduğuna inanıyorum. Artık bu (kimlik krizi) tartışmaları son bulsun" demesini, konferansın en etkileyici beyanlarından biri olduğuna inanıyorum.
Özetle, Başkentte liderler görüşmesinin yarattığı "iyimser" hava hüküm sürerken, KKTC'nin Doğu yakasında Kıbrıs konusunda biraz farklı rüzgarlar esmekteydi. Bir istisna dışında, politikacılarımızın ve basınımızın ilgi göstermediği bu olaydan aslında alınabilecek çok dersler vardı. İlgi duyanlar daha detaylı bilgileri DAÜSAM'ın www.dausam.edu.tr/ICMENC adresli web sitesinde bulabilirler.
|