|
Önümüzdeki dönemde Birleşmiş Milletler'in ilerleme kaydedilmesi konusunda topu daha ziyade taraflara atmak isteyeceğine dair duyumlara geçmişteki yazılarımdan birinde yer vermiştim. Şimdi taraflar New York'tan gönderilecek BM heyetini beklemeye gerek duymadan bir hazırlık sürecini başlatmış durumda. Esasta 8 Temmuz, Gambari mutabakatıyla benzerlik arzeden 21 Mart uzlaşısı, ondan sadece öngördüğü 3 aylık zaman sınırlaması ile farklılık gösteriyor. Söz konusu mutabakatın bir "kısır döngü" olduğu Sayın Cumhurbaşkanı tarafından da kabul edilmiş bulunuyor. Süre sınırlaması konusu açıklamaya herhalde Kıbrıs Türk tarafının talebiyle konmuştur. Ama bu dönem içinde sorunlar yaşanıp bu sürenin uzatılmasına gidilirse hiç şaşmayın! Esasen verilen süre kesin bir "son tarih" değil bir "hedef tarih" olarak görünmektedir.
Karşılaşılması muhtemel sorunlardan birisi, geçmişte de yaşanmış olan "günlük" konularla "öze yönelik" konuların Rum tarafınca birbirleriyle karıştırılmak istenmesi olabilir. Bunların başında da mülkiyet sorunu gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nu bir iç hukuk yolu olarak kabul etmesi doğrultusunda kaydedilen ilerleme ve Rumlar tarafından Komisyon'a yapılan müracaatların giderek artmasından endişe duyan Kıbrıs Rum Yönetimi, Kuzey'de terkedilmiş mülkler üzerinde yapılan inşaat ve inkişafın durdurulmasını (yani "moratoryum" uygulanmasını) talep etmekteydi. Kıbrıs Türk tarafı da haklı olarak mülkiyet konusunun öze yönelik bir konu olduğunu ifadeyle, güven artırılmasına yönelik günlük konulara dahil edilemeyeceğini belirtmekteydi. Bakalım Rum tarafı bu konu üzerinde ısrar edecek mi! Temennimiz etmemesidir. Ettiği takdirde, bunun Rum tarafının eski çizgisini sürdüreceği anlamına geleceği ve tıkanıklık yaratacağı muhakkaktır. Kıbrıs Türk tarafı gerek prensip itibarıyla gerekse ekonomik nedenlerle böyle bir yaklaşımı kabul edemez. Ederse "parça parça çözüme" kapıyı açar ve esasen zorda olan KKTC'deki inşaat sektörüyle emlak sektörü tamamen çöker.
Kıbrıs Rum tarafının "güven yaratıcı önlemler" adı altında özlü konuları gündeme getirmeye çalışması yeni değildir. Bazı üçüncü çevrelerin de dile getirdiği "bir iyi niyet jesti olarak Türkiye'nin Ada'dan bir miktar asker çekmesi" talebi bunun bir örneğidir. Hristofyas'ın buna yönelik olarak 1979 Denktaş-Kipriyanu anlaşmasında yer alan "askersizleştirme" (demilitarization) ile ilgili maddeyi istismar etmeye kalkması olasıdır. Sonuçta, 8 Temmuz mutabakatında atıfta bulunulan anlaşmalardan biri de budur. Halbuki güvenlikle ilgili olan bu konu, öze yönelik en temel konulardan birisidir ve "günlük bir konu" muamelesine tabi tutulamaz. Kaldı ki söz konusu anlaşmadan bu yana köprünün altından çok sular geçmiştir.
Buna benzer diğer bir konu yine bütünlüklü veya kapsamlı çözümün bir parçası olan Maraş konusudur. Sebebi ise en temel öze yönelik konulardan olan toprak konusunun bir parçası olmasıdır. Bu konuya öncelik verilmesine yönelik geçmiş yaklaşımlar artık geçerliliğini yitirmiştir. İzolasyonun (geçmiş dönemde "ambargolar" diye biliniyordu) kaldırılmasına karşılık Maraş'ın kapalı bölgesinin yerleşime açılması fikri, 1980'lerde "entegre bütün" kavramının ortaya çıkmasıyla ortadan kalkmıştır. Kıbrıs Türk tarafı buna yönelik muhtemel Rum taleplerine boyun eğmemelidir. İzolasyonun kalkması bir insan hakları gereği olduğu kadar, genelde uluslararası camia, özelde ise AB'nin ahlaki ve siyasi bir sorumluluğudur.
Hazırlık döneminde (ve sonrasında) Kıbrıs Türk tarafı, güven yaratma adına, "parça parça çözüm" konusunda kendisine yöneltilebilecek baskılara (ki bunlar sadece Rum tarafından değil, aracılar ve uluslararası aktörlerden de gelebilir) göğüs germelidir. Çünkü bu, pozisyonumuzun aşınması ve KKTC Devleti'nin yavaş yavaş ayağımızın altından kayıp gitmesine yol açar! BM'nin zaman içinde oluşmuş temel parametrelerinden birisi olan kapsamlı çözüm kavramına bağlı kalınmalı, bu prensibe üçüncü çevrelerce de saygı gösterilmelidir.
Güven yaratıcı bir ilk adım olarak Lokmacı kapısının "teknik olarak mümkün olan en kısa zamanda" açılması konusundan ise neyin kastedildiği açık değildir. Bu konuda her üç "tarafın" (Kıbrıs Türk ve Rum taraflarıyla BMBG) pozisyonlarının farklı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, "ihtilaflı bölge"nin denetiminin"BM Barış Gücü'ne verileceği" şeklinde basında yer alan iddiaların Rum tarafınca kasıtlı olarak manipülasyon maksadıyla yayıldığı anlaşılmaktadır. Her hal ve karda, BMBG'ne devredilen her yetkinin, aralarındaki statü anlaşması nedeniyle, Rum tarafına devredilmiş olacağı akılda tutulmalıdır. Lokmacı kapısının açılmasında kullanılacak yöntem, Kıbrıs Türk tarafının baştan beri belirttiği gibi, diğer kapılarda uygulanan yöntemle aynı olmalıdır.
|