|
Dün, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'ydı. Büyük Atatürk'ün, gelecek nesiller yanında, bağımsızlık ve egemenliğe verdiği önemin de bir simgesi olan bu gün, umarım Kıbrıs'ta yeni bir sürecin başlamakta olduğu şu günlerde, yetkililerimizin egemenlik kavramını hatırlamalarına vesile olur! Çünkü, dıştan görebildiğim kadarıyla, geçmişte Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunun temel öğelerinden biri olan ve üzerinde yoğun tartışmaların yer aldığı bu kavram, yeni dönemin gündeminden adeta düşmüş veya düşürülmüştür!
Bazılarının "çok soyut" bulduğu ve geçmişte yabancıların "meleklerin cinsiyetini tartışmak gibi bir şey" diye küçümsemeye çalıştığı egemenlik kavramı, aslında olası bir uzlaşının kalıcılığı ve pratik hayattaki yansımaları açısından son derece önemli, hatta vazgeçilmezdir. 1960 Anlaşmaları çerçevesinde sağladığımız, siyasi eşitlik, yönetime etkin katılım (veto hakkı, ayrı çoğunluklar, vs.) egemenliğe dayalı haklar olmadığı için, ortaklık Cumhuriyeti Rum tarafınca yıkıldığında kağıt üzerinde kalmış, Kıbrıs Türk tarafı bir gecede "kurucu ortak" statüsünden dünyanın gözünde "isyancı azınlık" konumuna düşürülmüştü!. Olası bir çözümde sağlayacağımız hakların aynı akıbete uğramasını istemiyorsak, çok daha sağlam bir zemine, yani egemenlik zeminine oturtulması gerekecektir. Bunların başında da eşitlik kavramı gelmektedir ki, bu ikisinden doğacak "çocuğa" "egemen eşitlik" diyebiliriz.
Peki, nedir bu egemenlik kavramı? Eski deyimiyle "hükümranlık" veya "hakimiyet"diye de bilinen bu kavram, tüm devletlerin üzerinde oturduğu, toprakları ve halkları üzerindeki kontrol ve yönetim yetkileridir diyebiliriz. Demokrasilerde bu güç halkların elinde olduğu için, Türkiye Büyük Millet Meclisi, KKTC Cumhuriyet Meclisi gibi halkın özgür iradesini temsil eden yasama organlarının duvarlarında "Hakimiyet" veya "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" ibaresi yazılıdır.
Ulus devletler için egemenlik vazgeçilmez olmakla birlikte, çağımızda devletler kendi iradeleriyle egemenliklerinin bir bölümünü "ulus ötesi" (supra nasyonal) bir yapıya verebilirler. Konu tartışmalı olsa da, Avrupa Birliği buna bir örnektir. Veya, egemenliklerinin bir bölümünü vererek bir ortaklık oluştururlar. Konfederal veya federal yapılar da buna bir örnektir. Ama her iki durumda da egemenliğin "verilebilmesi" için öncelikle "var olması," daha doğrusu "varlığının kabul edilmesi" gerekmektedir. Halbuki Kıbrıs Türk halkı ve onun egemen Devleti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenliği uluslararası camia tarafından tanınmamakta veya kabul edilmemekte, bu da gerçek bir ortaklığın kurulmasına engel teşkil etmektedir.
Kıbrıs Türk tarafının çabası sonucu, 1992 Gali "Fikirler Dizisi"nde egemenliğin "eşit şekilde Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarından kaynaklandığı" belirtilmekteydi. Bizi tam olarak tatmin etmese bile, bu bir aşamaydı. Annan Planı'nda bu prensip, yani egemenliğin kaynağının "Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumları" olduğu fikri ortadan kaldırıldı ve bunun kaynağının "Anayasa" olduğu belirtildi."Oluşturucu devletler eşit statüdedir...yetkilerini egemence kullanırlar..." gibi belirsiz ve muğlak ifadelere yer verildi. Bunları anlatmamın nedeni, karmaşık ve hukuki bir tartışmaya girmek değil; salt "eşitlik" veya "eşit statü" kavramlarının haklarımızı korumaya yeterli olmadığını anlatmak içindir. Eşit statümüzün anlamlı ve kalıcı olabilmesi için egemenlik kavramıyla bütünleştirilmesi, pekiştirilmesi lazımdır.
Bunu elde edemezsek ne olur? Bize verildiği iddia edilen "haklar" kağıt üstünde kalır ve, en kötü ihtimalle, ortaklık yeniden yıkılırsa statü açısından "kendimizi yine sokakta buluruz!" "Bir daha olmaz" veya "Avrupa Birliği var" demeyin; olmaması için şimdiden somut güvenceleri olası bir anlaşmaya koydurtmak için uğraşalım. Ve böyle bir anlaşma olmadığı takdirde (ki olmama ihtimali yüksektir) topraklarımız üzerindeki egemenliğimizi dünyaya anlatmanın, kabul ettirmenin hazırlıklarını şimdiden yapalım!
Sözü, çağdaş diplomasinin önde gelen isimlerinden Amerikan Dışişleri eski Bakanı Henry Kissinger'in 1990'lı yıllarda bir görüşmede bize yaptığı bir uyarıyla bağlamak istiyorum: "Sakın egemenliğinizi vermeyin, bir daha geri alamazsınız"!
|