|
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condoleza Rice'la bugün gerçekleştireceği büyük buluşmaya hazırlanıyor. Talat'ın ABD gezisinin iki önemli buluşmasından biri olan bu görüşme, hemen somut sonuçlar verecek bir görüşme olmayacak. Dolayısıyla bu görüşmeden, gerçeküstü beklentiler içine girmek pek doğru olmaz. Ancak bu görüşme, vereceği siyasi mesaj açısından çok büyük önem taşıyor. Mesaj da gayet açıktır: "ABD, Kıbrıs Türklerinin çözüm yönündeki politikalarını destekliyor ve bu politikanın devamını istiyor; Rum tarafının çözüm konusunda ayak sürüyen tutumundan da memnun değil."
Görüşme ayrıca, bir anlamda Kıbrıs Türk tarafının statüsünü de yükseltme anlamına geliyor. Zaten bu, ABD'ye gelişimizde izlenen yöntemlerden de görülüyordu. Daha önce uygulanan ve adamı bıktıracak kadar yoğun olan güvenlik önlemleri bu kez çok daha medeni düzeyde uygulanıyor ve Talat ve heyetine özel muamele yapılıyordu.
İkinci önemli görüşme ise Pazartesi gün New York'ta. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile... Talat daha önce söylemişti... "Rice'tan izolasyonları kaldırmasını, Annan'dan da görüşmeleri başlatmasını isteyeceğim" diye... Her iki görüşmede de aynen bunu yapacak. Ancak, Rice'ın izolasyonları hemen kaldırmasının zor olması gibi, Annan'ın görüşmeleri hemen başlatması da zor... Çünkü Rum tarafı referandum sonrası tutumundan hiç sapmadı. Bu da Genel Sekreteri, yeni bir insiyatif konusunda cesaretlendirmiyor.
Dolayısıyla, her iki görüşmeden de hemen sonuç beklemek doğru değil... Ancak, her iki görüşmeyi de "ileriye doğru atılmış önemli adımlar" olarak değerlendirmek mümkün... Bu tür temaslar devam eder ve doğru yönde adımlar atılırsa zaman içinde somut getiriler sağlamak da mümkün olabilir...
*****
Mehmet Ali Talat Washington'da Ritz Carlton Otelde kalıyor... Bu otelin bir başka konuğu da, Kuzey Iraklı Kürt lider Barzani... Barzani Washington'da olunca da, Türkiye basınının bütün ağır topları da burada... Bu durum da gazeteciler arasında espri konusu oldu... Türkiye'nin en büyük iki sorunu, Kıbrıs ve Kürt sorunu Washington'da ve aynı otelde... Ve Amerika Birleşik Devletleri de her iki sorunda da devrede ve etkili...
2004 yılında başlayan uygulama gereği okul yönetimindeki yetkilerim şahsımdan alınmış ve tüm yetkileri yönetim kurulu üstlenmiştir.
2004 yılına kadar devam eden YÖK programları yönetim kurulu kararları ile ortadan kaldırılmıştır. "YÖK Denkliğinin kaldırılması öğrencilerin geleceğini karartacaktır." nitelendirmem ve uyarım ilgililer tarafından "Biz masterli, doktoralı ilkokul öğretmeni istemiyoruz. Biz iş garantisi veriyoruz." olarak cevap bulmuştur
25 Ekim 2005 tarihinde bu köşede, " Biraz da Atatürk Öğretmen Akademisi'ni konuşsak..." yazım yer almış ve o yazımda Atatürk Öğretmen Akademesi Eğitim Yönetimi Denetimi Planlaması ve Ekonomisi Uzmanı Yücel Yazgın'ın görüşlerine de yer vermiştim.
Dün de Atatürk Öğretmen Akademisi Genel Sekreteri, Beden Eğitimi Öğretimi Uzman Psikolojik Danışman Gencay Eroğlu görüşlerini okurlarla paylaşmak üzere iletti.
Hiç yorum eklemesi yapmadan Gencay Eroğlu'nun yazdıklarını sizlere aktarıyorum:
" Sayın Hasan Hastürer; 25 Ekim 2005 tarihinde Kıbrıs Gazetesi "Habere Bakış" köşenizde Atatürk Öğretmen Akademisi Resim Öğretmeni Yücel Yazgın'ın şahsımı hedef alıp Atatürk Öğretmen Akademisi'nin "Akademi'ye" dönüşme sürecindeki gelişimleri aktarımında gerekli gördüğüm zorunlu açıklama ve düzeltmeleri, şahsınız aracılığı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Halkına, öğretmen adaylarımız ve öğretmenlerimize bildirmek isterim.
Öğretmenlik mesleğime 1986 yılında Lefkoşa Türk Lisesi'nde beden eğitimi öğretmeni olarak başladım. Kuruluşundan bu güne K.K.T.C.'nin geleceğini şekillendiren rolü ile ilgi odağı olan Atatürk Öğretmen Akademisi'ne öğretmenliğimin yedinci yılında 1993 senesinde Lefkoşa Türk Lisesi'nden Beden Eğitimi öğretmeni olarak atandım. (O dönemdeki Türk Öğretmen Kolejine)
1997 yılında ise Türk Öğretmen Koleji'nden Beden Eğitimi öğretmeni ve Müdür Muavini olarak çalışmaya başladım. Okul Müdürünün emekliye ayrılması ile tüm idari işleri yürütmeye başladım. 2000 yılında ise Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından Müdür Vekilliği görevine getirildim.
Atatürk Öğretmen Koleji'nin Akademiye dönüştürülme sürecinde o dönemde üyesi olduğum KTOEÖS ve okuldaki öğretmen arkadaşlarımla birlikte hareket ederek, yaklaşık 90 gün greve ben de katıldım.
Atatürk Öğretmen Koleji'nde çalışan öğretmenlerin tümü (Master, doktora düzeyine bakılmaksızın sürdürüyor olduğu görevler ve üstlendikleri sorumluluklar bağlamında) Atatürk Öğretmen Akademisi'ndeki Kadrolara atanmıştır. Ben de KTOEÖS'nın önerisi ile Genel Sekreterliğe atandım.
2000 yılında AÖA ve Yüksek Öğretim Kurulu arasında toplantılar gerçekleşmiş ve AÖA'nın Akademileşirken ilgili kurumca denkliği alınmıştır.
Yine şahsım ve o dönemin yönetim kurulu tarafından YÖK denkliği, geleceklerimiz öğretmen adaylarımız adına hassasiyetle korunmuştur.
Akademileşme sürecinde KKTC'nin özel kültürel ihtiyaçları değerlendirilerek yönetim kurulu kararı YÖDAK aracılığı ile YÖK onayı alınarak Halk Dansları, İzcilik ve Okul Öncesi ile ilgili ders tarafımca uygulanmaya konmuştur. İlgili YÖK onayları okul arşivinde bulunmaktadır.
2004 yılında başlayan uygulama gereği okul yönetimindeki yetkilerim şahsımdan alınmış ve tüm yetkileri yönetim kurulu üstlenmiştir.
2004 yılına kadar devam eden YÖK programları yönetim kurulu kararları ile ortadan kaldırılmıştır. "YÖK Denkliğinin kaldırılması öğrencilerin geleceğini karartacaktır." nitelendirmem ve uyarım ilgililer tarafından "Biz masterli, doktoralı ilkokul öğretmeni istemiyoruz. Biz iş garantisi veriyoruz." olarak cevap bulmuştur.
Yönetim Kurulu çeşitli komiyonlar kurarak YÖK denkliği ve AB kriterleri dikkate alınmaksızın çeşitli programlar yaratılmıştır. (2 yıl içerisinde iki farklı ders programları)
Süreçte şahsıma ilgili komisyonlarda yer verilmemekle birlikte okul resim öğretmeni Yücel Yazgın aktif rol almıştır. İlgili komisyon kararlarıyla ve yönetim kurulu onayı ile gerçekleştirilen programlar şu anda okulda üç farklı program uygulamasına neden olmuş ve öğrenciler aleyhine çeşitli zorluklar yaşatılmasına neden olmaktadır.
25 Ekim 2005 tarihinde köşenizde şahsımın genel sekreter olarak atanmasına hayretle karşılayan resim öğretmenimize sormak isterim: Sizin hakkınızda okul arşivinde belgeli öğrenci şikayetlerinin, hakkınızda okuldan gönderilme davalarının yaşandığı, özellikle öğrencilerce istenmediği bir dönemde lisans mezunu olarak AÖA'ya intibakınız normaldi de! Benim zaten yıllardır sürdürüyor olduğum okul yöneticiliği görevi ile intibakım mı anormal?
Akademik kariyere (Yrd. Doç., Doç., Prof.) sahip olup da şu anda boş bulunan kadrolara atanması engellenmiş tek bir kişi var mıdır?
Akademik kariyere sahip olup da atanması yapılmayan kişiler varsa şu andaki yönetim kurulu tarafından atanabilirler. Yönetim Kurulu neden Akademi Başkanını atamıyor? Akademi Başkanı atanmasına engel şahsım mı? Akademi Başkanı olma koşulları AÖA yasasında mevcuttur.
Akademi'nin denkliği Genel Sekreter ile ilgili bir durum değidir. Sürekli Genel Sekreter olarak şahsıma yönelik önüme konulan "akademik kariyer" in tüm personele yönelik yapılmasını talep etmekteyim.
Herhangi bir yüksek okulun denkliği öğretim elemanlarının niteliği ile ilişkilidir. AÖA'nın Avrupa Birliği hukuku içinde akredite edilmesi kaçınılmazdır. AÖA'nın programı ve öğretim elemanlarının (gerek yabancı dil gerekse mesleki yeterlilik açısından) değerlendirilmesi kanımca en doğrusu olacaktır.
Yıllarca KKTC'nin geleceğini oluşturacak öğretmen adayları için geleceği en iyi şekilde onlar adına düzenlemeye çalışırken, bu şekilde yalan ithamlarla karşılaşmam şahsımı derinden etkilemiştir.
AÖA'yı masaya yatırma sürecinde tüm ilgilenen bireyleri ifadelendirmelerimi yasal belgelerle şahitlik yapmak adına okulumuz web sitesini (www.aoa.edu.tr.) ziyaret etmeye davet ediyorum. İlgili sitede YÖK denkliğini şahsım idareciliği sonrasında kaybeden, yönetim kurulu kararlarının tümü mevcuttur."
Günün sözü:
Konuşulan yerde gerçek gün ışığına daha kolay çıkar
|