|
19 Mart 1964 günü top ve makineli tüfek sesleri sabahın erken saatlerinin sessizliği içerisinde tüm dehşeti ile yankılar uyandırırken, Gaziveren köyümüzün Rum saldırısına uğramış olduğu öğrenilmişti.
Kıbrıs Türklerini silah zoruyla yok ederek Ada'yı Yunanistan ile birleştirmeyi amaçlayan Akritas Planı'nın bir bölümünü oluşturan bu saldırının uygulamaya konuş nedeni, Lefkoşa - Dillirga asfalt yolu üzerinde ve Türk Silahlı Kuvvetleri çıkarmasına uygun bulunan zengin Türk köylerimizden Gaziveren'i işgal etmekti.
Rumlar 500 kişi kadar bir kuvvetle saldırıya başlamışlar. Pd.Tf. Mak. Tab. Bren, Ot. Tf., 2.36'lık roketatar, 60'lık havan ve zırhlı haline getirilmiş buldozer kullanmışlardı.
Gaziveren köyümüz ise savunmasını; 150 mücahit, 14 Pd. Tf., 4 sten, 3 Bren ve 30 adet av tüfeği ile yapıyordu. Gaziveren dengesiz kuvvetlerin çarpışmasına sahne olmuştu.
Rumlar kesin sonuca ulaşabilmek gayreti ile saldırıya çok şiddetli başlamışlardı. Gaziveren'in bir avuç mücahidi ellerindeki sınırlı sayıda eski silahlarla, silah, mühimmat ve personel bakımından kendilerinden çok üstün Rum kuvvetlerine karşı takdire değer büyük bir cesaret örneği göstermek suretiyle savunmalarını yapıyorlardı.
Rumların hoparlörlerle Gaziveren'e yapmış oldukları "Teslim olunuz" çağrıları Köy Komutanlığı tarafından reddedilince; devamlı surette takviye olmakta olan Rumlar saldırılarını daha da şiddetlendirmişlerdi. Durum çok endişe verici idi.
Gaziveren çarpışmalarının tüm şiddeti ile devam ettiği saat 11.00 raddelerinde BM Barış Gücü helikopteriyle, o zamanki Türk Cemaat Meclisi Asbaşkan Dr. Şemsi Kazım ile beraber, Lefke Sancaktarı'nın "Gaziveren her ne pahasına olursa olsun teslim olmayacaktır" emrini Köy Komutanlığına bildirmek üzere Gaziveren'e gönderilmiştik.
Helikoptrle Gaziveren üzerine geldiğimiz zaman, Gaziveren'in içerisinde bulunduğu vahim durum tüm dehşeti ile görülebiliyordu. Atılmakta olan sayısız makineli tüfek, roketatarlar ve havan mermilerinin yankıları ve yapmakta oldukları tahribat dehşet verici bir görünüm arz ediyordu.
Bu ateş çemberi içerisine inemeyen helikopter bizi Cengiz Topel Hastanesi yanındaki İngiliz askeri kampına götürdü. Biz kampa indikten biraz sonra, Türk Yunan ve İngiliz subaylarından oluşan Üçlü Karargah heyeti, bir askeri ciple oraya gelmişlerdi. Üçlü Karargah Heyeti'nde görevli Türk Subayı Abdullah Ybş. Aydınköy yol kavşağında Rumlar tarafından hırpalanmış, üniforması yırtılmış, İngiliz ve Yunan subaylarının müdahaleleri ile canını zor kurtarabilmişti. Gaziveren'in içerisinde bulunduğu feci durumu da yakından görmüş olan Abdullah Ybş. Kampta bizimle buluştuğu zaman, "Ben şerefli bir Türk subayıyım. Bu zillete dayanamam. Elimden bir şey yapmak da gelmiyor. Bu görevimden istifa edeceğim" diyerek derin üzüntüsünü dile getirmek sorunda kalmıştı.
Öğle saatlerine doğru o zamanki BM Genel Sekreteri U'Thant'ın Kıbrıs'taki temsilcisi Spynellis ile o zamanki Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Kleridis Türk tarafı ile görüşmelerde bulunmak üzere helikopterle bizim bulunduğumuz İngiliz askeri kampına gelmişlerdi. Kleridis, Dr. Şemsi Kazım'la ailevi görüştükleri halde kendisini tanımamazlıktan gelmiş, asık bir suratla masaya oturmuştu. Görüşmeler Spynellis başkanlığında başlamıştı. Gaziveren'de çarpışmalar tüm şiddetiyle devam ediyordu. Kleridis kendi değişiyle, Gaziveren'deki Türk asiler asfalt yolu kapatmak suretiyle Kıbrıs'ın ekonomik çıkarlarına büyük darbe indirmişler, söz konusu yolun açılması için Gaziveren'e yapılmış olan başvuru reddedildiği için, Hükümet kendi gücünü kullanarak yolu açmak zorunda kalmış. Gaziveren'e bu nedenle saldırmışlar. Klerides, Gaziveren'de ateşin durdurulması için köylülerin silahlarını teslim etmelerini ve köyün içerisine Rum polis karakolunun kurulmasını şart koşuyordu. Bu itham ve ileri sürülen şartlar Türk Heyeti tarafından şiddetle reddedildi. Kleridis düpedüz gerçekleri saptırmağa çalışıyordu. Çünkü, söz konusu Gaziveren yolu Rum saldırıları başlamadan 15 saat önce Lefke Sancaktarı'nın emri ile açılmış ve bu durum Barış Gücünde görevli Bnb. Clesby aracılığıyla Güzelyurt Polis Karakol Komutanı Rigas'a resmen bildirmişti. Toplantıda bu gerçek Türk Heyeti tarafından açıklanmış ve bu durumda Rumların ancak, Gaziveren'in girişi ve çıkışlarındaki Rum topraklarında karakol kurabilecekleri bildirilmişti. Türk heyetince ortaya konmuş olan gerçekler, toplantıda hazır bulunan Bnb. Clesby tarafından doğrulanınca Kleridis'in iddialarının gerçek dışı olduğu anlaşılmıştı. Bunun üzerine söz alan Spynellis'in iddialarının gerçek dışı olduğu anlaşılmıştı. Bunun üzerine söz alan Spynellis'in, ateş-kes kararının derhal alınmasını, aksi halde, Lefkoşa'ya gidip durumu Merkeze bildireceğini, aynı zamanda, Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunacağına inandığını ve bu ateşin tüm Ortadoğu ülkelerine yayılabileceğini endişeli ve heyecanlı bir şekilde belirtmesi ve Lefke Sancaktarı'nın, bir saate kadar Gemikonağı'na saldırıda bulunacağına dair verdiği ültimatom, Kleridis'i endişelendirmişti. Saat 16.00'da ateşin kesilmesini kabul etmek zorunda kaldı.
Daha sonra Lefkoşa'da devam etmiş olan görüşmeler sonucunda, İngiliz Barış Gücü askerleri Gaziveren'de devriye gezecek, köyde Rum Polisi bulunmayacak, söz konusu anayolun durumunu izlemek üzere Aydınköy tarafındaki bir Rum evine 3 gün için 6 Rum polisi konacak. Gaziveren'in giriş ve çıkışlarında yol üzerindeki tarlalarda bulunan Türk mevzileri kaldırılacaktı.
Gaziveren çarpışmaları sonucunda Rumlar köye girmeyi başaramayınca aynı günün gecesi geç saatlerde, köy kenarında bulunan bazı evleri de soyduktan sonra geri çekilmişlerdi.
Gaziveren çarpışmalarında Rumların zayiatı, daima olduğu gibi gizli tutulmuşsa da 15 kadar ölü ve birçok yararlı verdikleri tahmin edilmemektedir. Bu arada, ön safta giderek moral yükseltmeye çalışan ve "İleri, ileri!" diye bağıran harekat komutanlarından Yorgos Antonios bir zırhlı aracın içerisinde köye tam girmek üzere iken bir mayının patlaması sonucu ölmüştü.
Bizim kaybımız ise 5 şahit ve 2 yaralı olmuştu. Şehitlerimiz, Niyazi Hasan Kumarcı, Erdal Hüseyin, Faruk Ahmet, Ali Faik ve Mehmet Ali Dede'dir. Yaralılarımız ise Cemal Hasan Kumarcı ve Sadrettin Kemal'dır. Sadrettin Kemal yaşamını yarı felçli olarak sürdürmüş, bir müddet önce ise vefat etmiştir.
Şehitlerimiz, 20 Mart günü Lefke'de yapılmış olan hazin bir törenle Lefke Kemal Özalper Şehitliği'ne defnedilmişlerdir.
Gaziveren çarpışmalarını, Kıbrıs Türk halkının Rum katliamlarına karşı bir ölüm - kalım savaşı niteliğinde olan direnişlerinin bir sembolü, Rumların Türklere yaşama hakkı bile tanımak istemediklerinin en canlı bir kanıtıdır.
Bugün bu topraklarda hür olarak yaşayabiliyorsak, özgürlük havasını teneffüs edebiliyorsak ve geleceğimize güvenle bakabiliyorsak tüm bunlar; imanlara yerleşmiş sarsılmaz bir direnişin ve bunun sonucunda şanlı Türk orduları ile kahraman mücahitlerimizin süngüsüyle gerçekleşmiş parlak bir zaferin sayesinde olmuştur.
Geleceğimiz; Anavatanımızla fikir, ruh ve hareket birliği içerisinde, şuurlu bir şekilde mücadeleye devamımıza, elde edilenleri halk olarak, değerlendirme yeteneğimize bağlıdır.
Şüphesiz ki Kıbrıs Türkünün özgürlük mücadelesi kolay olmamıştır. Bu uğurda şehitler verilmiş, birçok ocaklar sönmüştür.
Çok cefa çekmiş bir halk olarak geleceğimiz için karar verirken, tüm bu gerçekleri unutmamamız gerekmektedir.
Özgürlük mücadelemiz uğrunda canlarını feda etmiş olan şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anarım.
Aziz Fedai
(Lefke Eski Sancak Serdarı)
(*) Bugün Gaziveren direnişinin 44'üncü yıldönümü. 44 yıl önce oralarda olup bitenleri en yetkili ağız Aziz Fedai'den ilk kez bu köşede kamuoyuyla buluşturuyorum. O günlerde Sancaktar'dan sonra en yetkili makam olan SERDAR'lığı yürüten Aziz Fedai'ye köşemi tercihinden dolayı teşekkür ederim A. TOLGAY
|