|
Petrol!.. Doğanın insanlığa sunduğu en büyük nimetlerden biri... Aynı zamanda en büyük belaların da başında gelmekte... Teknoloji, uygarlık ve refah, 20'nci yüzyılda petrol sayesinde muhteşem ivmesini yakalar... Ama bu nimetin insanlara ödettiği trajik bedeller de, o teknolojik yükselişle at başı gider ta başından beri ... Petrolün insan yaşamına akmasıyla birlikte, insan kanı da oluk gibi akmaya başlar... Yer yüzünün petrol kaynaklarına sahip olabilmek için şahlanan hırs, nice kavganın, savaşın ve dramın da nedeni olmaktadır.
THERE WILL BE BLOOD (Kan Dökülecek), sadece Amerika'daki ilk petrol zenginlerinin değil... Aynı zamanda ilk petrol kavgalarının, dökülen ilk kanların ve çekilen ilk acıların da öyküsü... 8 dalda Oscar'a aday olan, sonuçta iki dalda gelen ödülle yetinen ve gişelerde hasılat patlaması yapan, her yönüyle muhteşem bir film... Akademi yarışmasından önce kazandığı Altın Kürelerle dikkatleri çekti...
Bu sinema başyapıtı, işte şimdi bizim sinemalarımızda... Film "En İyi Erkek Oyuncu" dalında inanılmaz yorumuyla Daniel Day-Lewis'e; "En İyi Görüntü Yönetmeni" dalında ise büyüleyen ve sarsan görüntüleriyle Robert Elswit'e yılın Oscar'larını kazandırdı... GIANT'dan (Elizabeth Taylor, James Dean, Rock Hudson) bu yana izlediğim en çarpıcı petrol epiği... Tabii ki, GIANT'ın sinemasal döneminde olmayan teknikler de kullanıldı petrolün bu yeni destanında... Örneğin, gaz patlamasına ve petrolün alev sütunu halinde fışkırmasına dair sahneler son derece etkileyici...
* * *
Filmde, petrolün insan yaşamındaki öneminin belirlenmesinden sonra; petro-dolar zenginlerinin nasıl türediğiyle yüzleştiriliyoruz. Bunun yanı sıra, Amerikan petrol endüstrisinin kuruluşu, kapitalizmin sınır tanımayan acımasız yükselişi ve petrol kuyularının çevresinde ilk örgütlü ve bilinçli işçi sınıflarının oluşumu, ayrıntılı bir tempoyla ve sindire sindire anlatılıyor...
Petrolün ilk baronlarının ölümcül hırsının mağdur ettiği kitleler vardır... Kimlerdir bunlar?.. Toprakları yok pahasına ve hileyle ellerinden alınan küçük arazi sahipleriyle boğaz tokluğuna esir gibi çalıştırılan işçiler... Sömürülenlerin savunulmasını da kilise yüklenince, öykünün çatısı hırs ve inanç üstüne kuruluyor.
Filmde hiçbir kadın karaktere yer verilmedi... Konunun iki kahramanının genel
evdeki erotik eğlencesinde bile kadın görüntüsü yok. Sadece kadınların sesi duyulmakta fonda... Öyküde kadınsı yansımalar olsa petrol dünyasındaki acımasız sertlik yumuşayacak. Kadın karakterler, hiç kuşkusuz o yüzden arındırıldı öyküden... Petrol kavgalarında duygunun yeri yok... Kadın ise duygunun en bilinen temsilcisi... Duygusuzluğun içinde kadın mı olur?...
20'nci yüzyılın başında Amerika'daki petrol mağdurlarının koruyucusu kiliseydi filmden anladığımız kadarıyla...Peki de, dünyanın diğer köşelerindeki petrol mağdurlarının, ki onların kanı hala oluk misali akmaktadır, koruyucusu kim?.. Örneğin güncel trajedi Irak'taki yüz binlerce petrol mağdurunun tek suçu kilise destekli Hıristiyan olmamaları mı?...
* * *
KAN DÖKÜLECEK'in senaryosu, Amerikan edebiyatının ender solcu yazarlarından Upton Sinclair'in 1927 tarihli "Oil" adlı romanından uyarlandı. Sinclair, ateist bir aydın... Toplumsal vicdanın temsilcisi olarak romanında Eli adlı genç ve şarlatan bir din adamını öne çıkarıyor. İnancı temsil eden Eli, finalde hırsın temsilcisi tarafından vahşice yok edilir... İşte o hırsın temsilcisi Danie1 Plainview'dur...
1898'de kan revan içinde gümüş madeni aradığı arazisinde petrol kaynağına rastlar bu adam... Ne ki, elinin altındaki zenginlikle yetinmez. Küçük oğluyla birlikte ülkeyi dolaşmaya ve altında petrol rezervi olduğunu keşfettiği arazileri ucuza kapatmaya başlar. Küçük sevimli oğlunu masumiyet aracı olarak kullanır... Arka arkaya petrol kuyularını devreye koyarken, yoksul insanlardan da ucuz işgücü olarak yararlanmaktadır.
Yükselişe geçerken, karşısında birdenbire Eli adlı o vaizci genç rahibi bulacaktır. Bağlı olduğu kiliseyi de arkasına alan genç rahip, oluşturduğu dinsel sinerjiyle hem sömürülen küçük arazi sahiplerinin ve hem de ezilen işçilerin haklarını arayacaktır... Çıkarları için başlangıçta rahibe boyun eğen ve kiliseye bedel ödeyen petrol zengini Plainview, gerek kendi şirketlerini, gerekse Amerikan petrol endüstrisini büyülten devrimlerini sıralamaya başlar... Ama hırsının bedelini de ailevi mutsuzluğuyla öder. Çok sevdiği oğlu bir petrol kuyusunun açılışındaki kazada sağır ve dilsiz olur.
Dahası, ilerleyen yıllarda baba ile oğul arasına nefret girer... Ayrılırlar... Plainview, kendisinden kilisesi için parasal destek isteyen rahip Eli'ye "Tanrı'nın hurafe olduğuna" dair vaaz verdirir şantajla... Sonra da yaşadıklarının tüm hırsını alırcasına onu feci şekilde öldürür... Finalde tarih 1927'yi göstermektedir... 30 yıla yayılan bir petrol trajedisi...
Paul Thomas Anderson'un eski Amerikan sinema ustalarını çağrıştıran bir yetenekle yönettiği görkemli epik... Diğer rollerde Paul Dano, Ciaran Hinds ve Kevin J. Connor var. Ama olağanüstü yorumuyla izleyiciyi asıl çarpan, Daniel Plainview karakterindeki Daniel Day-Lewis... Jonny Greenwood'un harika müziği neden Oscar almadı? Hayret ettim...
|