|
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, "Yıllar öncesindeki popüler ve sevilen günlerine döndürmek amacındayız" vurgulamasıyla devreye koydu modernize edilen Çağlayan Parkı...
Yıllar öncesinin ruhunu oraya geri getirebilmenin olanaksızlığını öncelikle vurgulamalıyım. Ankara Büyük Şehir Belediyesi'nin katkılarıyla oraya şimdi taze bir ruh kazandırıldığı tartışılmaz gerçek. Ama bu ruhun eski ruhla hiçbir ilgisi yok...
Modernize etme ve orayı canlandırma adına çok şeyler monte edildi Çağlayan Parkı'na... Ama "mazi" denen o muhteşem büyüyü de monte edebilir misiniz bugünün Çağlayan'ına? Edemezsiniz! Parkın açılış töreninde ben özlemin tutsağıydım tepeden tırnağa.
Çağlayan Parkı, ortasında bulunduğu kentsel dokuyla ve sarmalında olduğu insancıl coşkularla anlamlıdır bizim kuşağın anılarında... Bugünkü kuşak ve hele şu anda Çağlayan Parkını çevreleyen insan manzaraları anlayabilir mi ne demek istediğimi?.. Hiç sanmam!...
Ne demek istediğimi anlayabilecekler, yine benim kuşağımdan ya da benim kuşağıma yakın olanlardır...
* * *
Bir zamanlar Çağlayan'ı Çağlayan yapan unutulmaz motifler hani nerede şimdi?
Nerede o pırıltılı eksen üzerine inci taneleri gibi yerleşen açık hava sinemaları?... Daha sonra "Taksim" adını alan "Beyrut", "Halk", "Çiçek" ve "Kristal" ...
Bedevilerin tadına doyulmaz dondurmalarının sunulduğu Halk Bahçesi... Halk sinemanın hemen yanı başındaydı hani...
Aynı sinemanın öte yanındaki, kendine özgü pasta çeşitleriyle ve hele unutulmaz "şarlot" tatlısıyla Londra Pastanesi vardı... Nerede şimdi?..
O günlerin tek temsilcisi ve yadigarı, tartışılmaz Lefkoşa markası Anibal Restoran, anısından iz bile kalmayan Londra Pastanesi'nin tam karşısındaki yerinde hala kebap dumanlarıyla o altın günleri çağrıştırmaya devam edebiliyorsa, bunu Saffet Anibal ağabeyimizin Lefkoşalı inadına borçluyuz... Selam sana buradan Saffet ağabey...
Gelgelelim, eski Çağlayan'ın öteki ünlü figürlerinin yerinde yeller esmekte... Onlar Saffet Anibal kadar inatçı olamamışlar ne yazık... Kader utansın!..
Hani nerede buz gibi naneli ayran içmeye ve nargile fokurdatmaya gelen müşterilerini kaldırımlarda ağırlayan kahveci Enver Dayı'mız?...
Resa bu dünyadan göçeli, Resa Pastanesi'nin eski tadını bulmuyorum... Işıklar Restoran, ışıklarını söndüreli nice oldu...
Hani nerede sıtma görmeyen sesiyle gösterimdeki filmlerin anonsunu yapan, Türkçeyi Türk'lerden güzel konuşan, çığırtanların en babacanı Avrayimi?...
Ya Hüseyin Çağlayan'ın ünlü restoranı, bölgeye adını veren o otantik mekan?.. Ahmet dostumun sayesinde son birkaç yıldır yine devrede "Gelik" adıyla. Ne ki Hüseyin dayının tadına doyulmaz fırın kebaplarının kokusunu artık oralarda soluyabilmemiz olanaksız...
Akşam serinliğinde tepsilerinin içinde, hurma yapraklarına dizilen yaseminlerini satmaya çıkan çocukları da, gazyağı lambalarıyla aydınlattığı arabalarında Taksim Sinemasıyla Çağlayan restoranı arasında piyasaya çıkanlara sıcacık kuruyemişler, biklalı sandviçler, buzlu gazozlar, pide içinde döner satan esnafı da özlüyorum ben...
Siyah-beyaz Yeşilçam filmlerindeki masum ve melankolik aşklara öykünen ve Çağlayan Parkı'nın kuytularında artistik sevişmeler yaşayan sevdalıları da çok, ama çok özlüyorum... Nice toy aşkın başlangıç ya da bitiş mekanıydı Çağlayan Park... İçinde beyaz kuğular yüzen fıskiyeli havuzun da, tavus kuşlarını barındıran minik hayvanat bahçeciğinin de yerinde yeller esmekte şimdi...
Tek başına muhteşem bir şölendi eski Çağlayan bölgesi... Ve İkinci Dünya Savaşı esiri bir İtalyan mimarın tasarımından çıkmış olan o park da, tüm büyüsünü gün 24 saat bu yaşayan şölenden almaktaydı... Şimdi ise ne o eski şölen var, ne de bu şölenden kaynaklanan büyü oralarda...
* * *
Kardeş Ankara'ya teşekkür borcu var Lefkoşa'nın... Anılarımızın parkına çekidüzen veren ve orayı mezbelelik olmaktan çıkartan projeyi kendi vergi mükelleflerinin parasıyla finanse ettiğinden dolayı...
Ama bir de büyük utancımız vardır; acı bir paradoksumuz... Vurgulamadan geçemeyeceğim.
Lefkoşa'nın öteki parkları ölüm kalım savaşında... Lefkoşa Belediyesi'nin elektrik borçları bahane edilerek halkın malı olan parkların elektriği kesildi. Başkentin ciğerleri geceleri zifiri karanlık. En kötüsü de, enerji yokluğundan su motorları ve hidroforlar çalıştırılamıyor... 2 aydan fazla bir süredir parklardaki bitkiler sulanamıyor. Parklarımız göz göre göre kurutuluyor... İnanılmaz bir basiretsizlikle...
Kurumaya yüz tutan bu parklar da belediyemize sağlanan dış finansmanlarla yaratılmıştı zamanında. Ayıp değil mi şimdi yapılan? Sosyal ve çevresel projelerimizi destekleyen dış dostlarımızın yüzüne nasıl bakacağız?.. Onlardan bundan sonra hangi yüzle destek umacağız?.. Yaratılanları korumaktan ve geliştirmekten aciziz!..
Korkarım ki bu basiretsizlik yüzünden, yeniden diriltilen Çağlayan Parkı da öteki parklarımızın acı kaderini yaşayacak... Umutlarımızı kıran idari bir skandalla yüz yüzeyiz...
Burada kaç kez yazdım, aldıran yetkili yok!..Bunlar nasıl yetkili?.. Yetkilerini çevre katliamı yaparak mı kullanıyorlar?...
Doğan Harman "Sen kibar adamsın. Kibarlıkla doğrularını kabul ettiremezsin" dedi. Ben de bir seferliğine de olsa kibarlığımı bozuyor ve diyorum ki....
Parklarımızı elektriksiz koyan, yeşilimizi kurumaya mahkum eden duyarsız eller kırılsın...
|