|
"Kıbrıs" Gazetesi Köşe Yazarı
Sayın Ahmet TOLGAY
Sayın Ahmet Tolgay; 7 Şubat 2008 tarihinde "İKİ OYUN, GÖKHAN GÜLER VE BEKİR KARA..." başlıklı köşe yazınızı büyük bir dikkatle ve takdirle okudum.
Öncelikle ülkemizdeki tiyatro severleri iki önemli oyunla buluşturan KKTC Atatürkçü Düşünce Derneği yöneticilerini ve Bekir Kara'yı ben de tebrik ederim. Kültür sanat olaylarına köşenizde sürekli olarak yer verdiğinizden ve kültür insanlarımızı o zor uğraşlarında bıkıp usanmadan yüreklendirdiğinizden dolayı da ayrıca siz, gönülden bir kutlamayı hak etmektesiniz...
Tiyatro sever bir kişi olarak ülkemizde daha sık olarak tiyatro oyunlarını görmek istediğimi ifade etmek isterim bu arada.
Sinema salonlarına düzenli olarak yeni yeni filimler gelirken, tiyatro severlerin sinema severler kadar şanslı olmadığını da bu açıdan ifade etmek isterim.
Sayın Ahmet Tolgay; Atatürkçü Düşünce Sistemi'ni kendime rehber edinmiş bir kişi olarak ülkemizde Atatürkçü tüm faaliyetleri yakından takip etmekteyim. KKTC Atatürkçü Düşünce Derneği'ni de bu çerçevede kurulduğu günden bu yana yakından izlemekteyim. Derneğin kurucuları ve yöneticileri büyük bir yük üstlenmiş durumdadırlar. Edindiğim bilgilere göre de kendi imkânları ile dernek faaliyetlerini yürütmektedirler. Allah yardımcıları olsun bu gençlerimizin.
Atatürkçü bu gençler bildiğim kadarı ile dernek faaliyetlerini yürütecekleri bir binaya da sahip değiller.
Fakat tüm olumsuzluklara karşın KKTC ADD yöneticilerini ülkemizin sıkıntılı olduğu tüm zamanlarda ya gazetelerde ya da televizyon ekranlarında halkı aydınlatmak için büyük bir heyecan içinde ve idealist bir şekilde çırpınırken görmekteyiz.
Sayın Tolgay; 7 Şubat 2008 tarihinde yazmış olduğunuz yazınıza konu olan "Hoş Gelişler Ola" tiyatro oyununu ben de izleyen şanslı kişilerdenim. Ama Bekir Kara'nın "Hasret" adlı oyununu maalesef kaçırdım. "Hasret" üzerine söyleyebilecek sözüm yok. Ama "Hoş gelişler Ola" adlı oyun, sizin de dediğiniz gibi, tek kelime ile harika idi. Etkili mesajlarla yüklüydü. Tek kişilik bir oyun olmasına karşın oyunu sahneleyen genç tiyatro adamı Utku Erişik'in son derece başarılı yorumuna takdir babında söyleyebilecek bir söz bulamıyorum.
İki saatlik oyun esnasında beklenenin çok üstünde oldukça yüksek profesyonel bir oyun ortaya çıkaran Erişik'i ülkemizdeki tüm Atatürkçü vatandaşlarımızın kesinlikle izlemesi gerektiğini düşünmekteyim.
Sizin aracılığınız ile KKTC ADD yetkililerine seslenmek istiyorum. Bu mektubu kaleme almamın esas amaçlarından biri de budur. "Hoş Gelişler Ola" tiyatro oyununu muhakkak tekrar ülkemize getirmeleri gerekmektedir. Gerçek manada Atatürkçülük bu oyun içerisinde oldukça güzel bir şekilde ele alınmaktadır.
KKTC ADD yöneticilerinin bildiğim kadarı ile dernek faaliyetlerini yürüttükleri bir lokal binaları yoktur. Ben araştırdım bulamadım. Adresleri maalesef elimde yok... Aslında bu çerçevede sizin aracılığınız ile yetkililere seslenmek istiyorum. Lütfen bu idealist, dürüst, namuslu ve de ahlak sahibi çalışkan erdemli Atatürkçü gençlerimize sahip çıkın sayın ilgililer...
Lütfen bu gençlerimize dernek faaliyetlerini sürdürebilmeleri için bina verin. Verin de biz Atatürkçüler de bu gençlerle bir dernek çatısı altında buluşabilelim. Onlara bu şekilde iletilecek mesajlarımız olduğunda mesajlarımızın üzerine bir adres yazabilelim...
Sayın Tolgay lütfen size yazmış olduğum mektubumun içindeki mesajların en azından bir kısmına köşenizde değinirseniz beni ve çevremdeki tüm Atatürkçüleri oldukça bahtiyar edersiniz. Bu ülkenin hemen hemen bütün insanları Atatürkçülüğü yürekten benimsemiştir. Bu nedenle belirttiğim görüşlerin çok büyük bir topluluğun duygu ve beklentilerine tercüman olduğu görüşündeyim...
Sayın Tolgay lütfen KKTC ADD yetkililerine biz tiyatro sever Atatürkçülerin "Hoş Gelişler Ola" tiyatro oyununu yeniden ülkemize getirmeleri isteğimizi iletebilir misiniz köşenizden. "Hoş Gelişler Ola" tiyatro oyununu muhakkak ülkemizde özellikle gençlerimizin ve diğer tüm vatandaşlarımızın izlemesi gerektiğine inanmaktayım. Oyunun bir tek kez oynanması asla yeterli değildir. Üstelik gözlemlediğim kadarıyla oyunun sahnelendiği gece salonda yer bulamayan çok sayıda tiyatro sever de evlerine dönmek zorunda kalmıştır.
Çalışmalarınızda başarı dileklerimle...
Saygılarımla
Sabahattin Başar
(Girne)
* * *
SAĞLIKTAKİ DUYARSIZLIKLAR...
Devlet hastanemizdeki duyarsızlıklarla ilgili yakınmalar dur-durak bilmiyor. Devletin üst kademe yöneticilerinden biri olduğu halde bu duyarsızlıklardan nasibini ailece almaktan kurtulamayan bir bayan arkadaşımın mektubunu, noktasına ve virgülüne dokunmadan yayımlıyorum... "Anlayana sivrisinek saz" diyerekten:
"Merhaba Ahmet Ağbi,
Perşembe (20 Mart) öğlen eşim rahatsızdı. Devlet hastanesinin acil servisine gittik. 18 yıldır tanıdığım insan ilk kez ağlıyordu, acı içinde kıvranıyordu. Doktor, eşimin muayene masasına uzanmasını istedi. Eşim acıdan yatamadı. Uzanamayınca sevgili doktor "ben senin keyfini beklemem" deyip çıkıp gitti. Maalesef Ahmet Ağbi; Doktor, 40 yaşında bir insanın öğlen pijamalarıyla, terlikleriyle ağlayarak acile gitmesini "keyfiyet" olarak yorumladı. Eşimi zar zor arabaya koyup, Nasrettin Hoca misali " parayı verenin düdüğü çaldığı" diyara gittik. Özel hastanede hemen kas gevşetici iğne yapıldı. Eşim on dakika içerisinde muayene masasına uzanabilecek kadar ağrılarına dayanmaya çalıştı, filmi çekildi, idrar tahlili yapıldı. Yarım saat olmadan böbreklerinde kum olduğu teşhisi kondu ve tedavisine başlandı. Beş saat özel hastanede kaldıktan sonra ilaçlarımızı alıp evimize gittik. Bu dayanılmaz ağrıların tekrar olacağı, bol bol su içmesi, sıcak banyo yapması, yürüyüş yaparak yer çekimi etkisiyle kumların daha kolay düşeceği ve beslenmeye kadar pek çok bilgilendirmeyle evimize döndük. Bir hafta sonra kontrole gideceğiz... Ağrı geldiğinde alacağımız ilacımız yanımızda. Özel hastanenin acil servis doktorlarına, radyolog ve üroloji doktorlarına gönülden teşekkürler.
Evet Ahmet Ağbi; ben bu ülkede Tıp Fakültesi açılmasını şiddetle savunuyorum. Çünkü her alanda iki üç uzmanın tekelinden ancak kurtulup hasta haklarına yaraşır bir hizmet alacağımıza inanmaktayım. Devlet hastanelerimizdeki doktorlarımıza (bir elin parmaklarını geçmeyen istisna doktorlar dışında) en iyi haklar verilse veya çalışma şartlarında en iyi koşullar sağlansa bile (ki büyük oranda iyileştirmeler oldu zaten) asla hasta odaklı bir hizmet anlayışı olmayacaktır devletin hastanesinde. Tanıdık doktor veya personel bulmadığınız sürece de hak ettiğiniz hizmeti asla alamayacaksınız.
Sağlıcakla kalın."
|