|
Benim bulunduğum sohbetlerde söz dönüp dolaşıp sinemaya gelir hep... Diğerleri açmazsa bu konuyu ben açarım zaten. Birkaç gün önce yine aile ortamındaki bir sohbetteyim. Konu sinemadan açılınca, sevgili aile dostumuz araştırmacı-yazar Dr. Filiz Besim'e "Kenan Pars öldü, ama sizden bir ses çıktığını göremedim" dedim. Sevgili Filiz Besim'in yüzünde beliren hüzün açık-seçikti. Birkaç ay önce İstanbul'da Kenan Pars'la ilginç bir anısı olmuş ve bunu sıcağı sıcağına o kendine özgü üslubuyla gazetesindeki köşesine taşımıştı. "Ağbiciğim beni de etkileyen bir ölüm oldu bu gerçekten. Bir şeyler yazdım ama gündemim o kadar yüklü ki yayımlama fırsatım olamadı. Araya başka yazılar girmekte sürekli olarak. Konu da artık gündemden düştü sanırım. Arşivime attım yazdıklarımı" dedi. "Klasikler hiç gündemden düşer mi?"dedim. Ve isyanımı seslendirdim hemen: "Ben ki öylesine bir sinema tutkunuyum ve Kenan Pars benim kuşağımı o denli etkilemiştir, onun hakkında yazdıklarınızı kendinize saklamanızı içime nasıl sindiririm?" Okuyucusuyla buluşturamadıklarını mutlaka okumak istediğimi, bizden önceki kuşakların Kenan Pars'a nasıl baktığını da doğrusu çok merak ettiğimi söyledim. Sevgili Filiz Besim, evine döner dönmez o konuda yazdıklarını bana maille ulaştırdı. Araştırmacı ruhuyla gerçekten okunası şeyler yazmış yazar doktorumuz... Onun fırsat bulup yayımlayamadığı bu satırların dosyalarda unutulup gitmesine gönlüm nasıl razı olurdu? Sinema kültürü adına, bugün ben burada, Kenan Pars fenomenine ilişkin Dr. Filiz Besim bulgularını ve duygularını gazete arşivlerimize geçirmeyi görev bildim. Buyurun birlikte okuyalım Dr. Filiz Besim'in Kenan Pars'a dair irdelemelerini:
"İnsanlar bir varmış, bir yokmuş... İşte Yeşilçam efsanesine tam 400 filmle damgasını vuran ve aslında Yeşilçam'ı Yeşilçam yapanların ön sıralarında gelen Kenan Pars da artık yok... Yeşilçam'ın devrilen son çınarlarından biri olarak onun ölüm haberini aldık... Hüzünlendik... Şimdi televizyonun küçük ekranlarında arada bir evlerimize gelen hayali, hüznümüzü derinleştirecek ve Yeşilçam'ın altın dönemini anımsatacak biraz bize ve çoğunlukla da bizden önceki nesile... Bizden bir kuşak önceki neslin unutulmaz sinema günlerinin nostaljisiyle de dopdolu olacak o anımsadıkları... Onun olağanüstü katkısıyla zenginleşen siyah-beyaz Yeşilçam filmlerini, yazlık sinemalarımızı ve hangarlardan bozma o kışlık salonları da anımsayacaklar mutlaka...
Kenan Pars'ın ölüm haberini, 11 Mart 2008 gecesinin ilerleyen saatlerinde, maillerimi gözden geçirirken aldım... Yoğun geçen bir gün boyunca kaçırdığım bu haberi bana basınımızın sadık okuyucularından biri ulaştırmıştı... Bir süre önce bu köşede Kenan Pars hakkında yazdıklarım vardı ya... İşte o yazdıklarımı anımsayan sevgili okurum, acı haberi öğrenir öğrenmez, bunu benimle paylaşma gereksinimini duymuştu... Kim bilir; belki de onun da çok sevdiği Kenan Pars hakkında bu yeni durumda, yeni bir şeyler yazabileceğimi düşünerek... Haksız da değildi hani... Yazılmaz mı şimdi yeni bir şeyler bu hüzünlendirici durumun yoğunlaştırdığı duygularımla?..
* * *
Çok değil birkaç ay önceydi... Yine bir kongrede, bilimin derinliklerinde kaybolmuşken ve aslında hep orada kalmak isterken, sessizdeki telefonum sessizce beni uyarıyor... Hiç tanımadığım bu numara; sessiz, sessiz çalsa da, aslında ısrarla çalıyor... Kongre salonundan dışarı çıkıyorum, telefonu açıyorum.
"Kenan Pars" sizinle görüşmek istiyor diyen bir bayan sesi. Şaşkınlıkla "Kim?" diyorum. "Kenan Pars" diye tekrarlıyor karşıdaki ses...
Hani bir gece önce İstiklal Caddesi'nde gezerken, ara sokaklardan her an bir Yeşilçam klasiğinin çıkmasını umut etmiştim ve düşlemiştim de; hemen ertesi gün telefonumdan Kenan Pars'ın fırlayacağını hiç hayal etmemiştim doğrusu...
Beynim, Kenan Pars'ın beni neden aramış olabileceğinin soru işaretlerini çözmeye çalışırken, karşı taraftan dolgun ve beyefendi bir ses geldi bu kez:
"Ben Kenan Pars, bilmem hatırladınız mı? Türk filmlerinin kötü adamı..."
"Hatırlamaz mıyım Kenan Bey, sizi bütün Türkiye tanıyor. Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?"
"Ah... Teşekkür ederim. Doğru beni bütün Türkiye, hatta dünya tanıyor değil mi?"
"Gerçekten öyle."
"Bu yıl Türk sinemasında 50'nci yılımı kutluyorum. Arkadaşlar bana bir jest yaptı. Bütün kötü adam filmlerimi bir albümde topladılar. Üzerine de yakışıklı bir fotoğrafımı koydular. Düşünsenize bütün kötü adam filmlerim."
"Çok güzel Kenan Bey, nasıl yardımcı olabilirim?"
Hani bu arada, onunla çene yarıştırırken, müthiş bir implant konferansını kaçırdığımı söyleyemiyorum tabii...
"Geçenlerde de TV'de benimle bir program yaptılar, çok ses getirdi. İzlediniz mi?"
"Maalesef kaçırmışım Kenan Bey".
İşte ben şimdi bu albümü satıyorum... Size Kıbrıs'a kargoyla göndersem alır mısınız? 300 YTL. Kaç tane göndereyim?"
Anlayacağınız bana bir tek albüm satmakla yetinecek gibi değil... Kötü adam karakterleriyle dolu o albümünden yüzlercesini göndermeyi tasarlıyor!
"Kenan bey ben doktorum, yani albüm satamam ve şimdi İstanbul'dayım... Ama dönüşte arkadaşlara bir sorayım..." diyorum.
* * *
Şaşkınlıktan ve konferansa endekslenmemden kafamdaki birçok soruyu soramadım bu yılların Yeşilçam emektarı sinema sanatçısına...
Şimdi ölüm haberini aldığım bugünlerde, öylesine bir hayıflanma içindeyim ki... Keşke daha uzun konuşabilseydim diyorum o emektar çınarla... Ve keşke istediği doğrultuda ona yardımcı olabilseydim...
Yine de içimde bir teselli kırıntısı yok değil... Hiç değilse ben, Kenan Pars gibi efsane olmuş bir Türk sinema sanatçısıyla telefonda olsun konuşabilme şansını yakalayabilen ender Kıbrıslılardan biriyim... Bir kongre nedeniyle bulunduğum İstanbul'da daha uzun süre kalabilseydim, onunla yüz yüze görüşebilirdim de... Telefondaki sesini duyunca o istek doğmuştu içimde doğrusu... Acıdır ki, bu şansı kaçırdım...
Ve ben telefonda konuştuğum bu Yeşilçam beyefendisini merak ettim, yaşam öyküsünü araştırdım daha o günlerde. 1920'de doğmuş Kenan Pars. Bir sanatçılar yatağı olan İstanbul'un Bakırköy'ünde... Kenan Pars gibi daha nice gösteri sanatçısı kazandırmıştır Bakırköy Türkiye'ye.. Asıl adı Kirkor Cezveciyan'mış... Yani kendisi Ermeni. Ama bir yıl önce kendisiyle yapılan bir röportajda "Kirkor Cezveciyan" isminin sadece kimlik kartında kaldığını belirterek "Ben sanatçı Kenan Pars'ım" demişti
Dile kolay; tam 400 filmde oynadı... Yeşilçam'ı Yeşilçam yapan filmler bunlar. 7 filmin yapımcılığını yaptı, 2 senaryo yazdı ve 6 filmi yönetti. Dile kolay, yoğun bir filmografi... Uzun bir dönem Yeşilçam filmlerinde kötü ama yine de çok sevilen karakteriyle derin izler bıraktı. Sinemanın yakışıklı kötü adamıydı o... Birkaç filmde jön rolünde ve iyi adam karakterinde görünmüş olasına karşın, bir tek komik rol bile üstlenmedi... Lütfi Ö. Akad'ın 1953'te yönettiği "Öldüren Şehir" adlı filmdeki atak gangster rolü, onu bir anda Türk sinema seyircisine tanıtmakla kalmadı. Yıllarca sürecek bir sinema serüveninin de tetikleyicisi oldu. O film aynı zamanda Ayhan Işık, Belgin Doruk ve Turan Seyfioğlu gibi unutulmazların da sinemaya damgalarını vurmalarını sağlamıştı.
Yaşlılık döneminde artık Yeşilçam çöktüğü için mali sıkıntıya girer Kenan Pars. Ekmeğini kazanabilmek için Bakırköy Tiyatrosu gişesinde bilet satmak ve yine aynı bölgede piyango bayiliği yapmak zorunda kalır... 400 sinema filminin afişinde ve jeneriğinde adı bulunan bir sanatçı için acı çağrışımlar bunlar... Değil mi?.. Oysa günümüzde Hollywood yıldızları 4 filmle geleceklerini en parlak biçimde güvenceye alabilmektedirler..."
|