|
Çağlayan'daki park için gösterilen aşırı duyarlılıktan çok etkilendim... "Ah" diyorum "Keşke bu duyarlılık benzeri diğer konularda da gösterilse..."
Kimliğimize müdahale edilen ve bizi asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya bırakan bir tek bu Çağlayan olayı değildir, aklı başında herkesin de bildiği gibi...
Hatta öteki kimlik ve asimilasyon tehditlerinin yanında Çağlayan'daki parkın adına "Ankara" sözcüğünün eklenmesi çok masum kalır...
Geleceğim diğer asimilasyoncu faktörlere de... Ama önce Ankara'ya dair gerçeklerimizi seslendirme ihtiyacındayım... Bu işin diğerlerinin yanında neden çok masum kaldığını açıklayabilmek için...
Bugün adının bir parka konulması bu denli gocunma yaratan Ankara'nın toplumsal kimliğimiz üstündeki koruyucu kanatları göz ardı edildi bu furyada...
Ankara tüm gücü ve olanaklarıyla yanımızda durmasaydı halkımız 70'li yılların içinde bütünüyle Helenizm adına asimile edilecekti...
Makarios'un asimilasyon planı çok başarılı bir şekilde işlemekteydi... Faşist cunta darbesini haklı bir gerekçe sayan Ankara'nın yumruk gibi müdahalesi gelmeseydi, bu plan hedefine kesinlikle ulaşmak üzereydi...
Bugün korktuğumuz "asimilasyon", asıl işte o zaman, bundan 30 yıl kadar önce gerçekleşecekti... Bugüne gelene dek de bu adada Kıbrıslı Türk kültüründen ve kimliğinden eser kalmayacaktı...
* * *
Toplumsal kimliğimizle ilişkilendirilip "Ankara" sözcüğüne alerji gösterilmesini mantığa sığdırmak mümkün mü?.. Asla alerjimiz olamaz Ankara'ya...
Türkiye başkentinin toplumsal kimliğimizde ve kültürümüzde çok yaygın ve de saygın bir varlığı ve etkisi vardır...
"Ankara" olgusunu tutup çıkarın toplumsal kimliğimizden ve kültürümüzden de bakın bakalım geriye ne devasa bir yoksulluk kalır...
Üniversitelerinde nesillerimizi okutan; bize aydın kitleler kazandıran kim?.. Ankara!...
Hastalarımıza kapılarını ardına kadar açarak şifa dağıtan kim?.. Ankara!..
Ekonomik cömertliğiyle yıllar boyu Kıbrıs Türklüğünü idame ettiren kim? Ankara!..
Ölüm korkusunun ve yok olma kaygısının bizi iliklerimize dek sardığı durumlarda gücüne ve yardımına sığındığımız kim?.. Ankara!..
Gettolarda yaşamaya zorlandığımız barbarlık günlerinde hava köprüsüyle bize tek nefes borusu olabilen kim?.. Ankara!..
Toplumsal ya da kişisel her sorunumuz için bize en kolay ulaşabilme olanağını cömertçe sunan kim?.. Ankara!..
Kıbrıslı Türklerin ülkesinden sonra en fazla ikamet ettiği, en fazla emlak aldığı yer neresi?.. Ankara!..
Daha sayayım mı Ankara'nın toplumsal yaşamımızdaki yerini, önemini ve vazgeçilmezliğini?.. Saymakla bitmez ki!..
Ama bu saydıklarım bile Ankara'nın Kıbrıs Türk kültürü ve kimliğiyle ne denli iç içe bir olgu olduğunu göstermeye yeter sanırım...
* * *
Çağlayan'dakine benzer bir duyarlılığın gösterilmesi gereken bir başka güncel gerçeğimiz daha vardır... O da, kesilen elektrik akımı yüzünden iki aydan fazla bir süredir Lefkoşa'nın öteki parklarının susuz ve zifiri karanlıkta kaldığı gerçeği...
Kültürümüze ve kimliğimize duyarlı olanların, "çevreciyim" diyenlerin bu durum karşısındaki duyarsızlığını anlayabilen varsa beri gelsin. Elektriksiz bırakılarak yok olma sürecine sokulan Lefkoşa parkları da kültürümüzün, kimliğimizin ve kentsel çevremizin parçaları değil mi?..
"Ankara" adının bir parka verilmesini "asimilasyon" sayanların göz ardı etmemeleri gereken daha başka olgular da var... İşletmelerimizin, eğlence yerlerimizin, restoranlarımızın, dinlenme tesislerimizin, otellerimizin, ufaklı büyüklü nice iş yerimizin isimleri hep yabancı...
Kıbrıslılığı bile çağrıştırmayan binlerce devşirme isim...
Öte yandan yaşam biçimimize egemen olmaya başlayan alışkanlıklarımızın Kıbrıs Türk kültürü ve kimliğiyle ilgisi yok... Bunlar da devşirme yaşam tarzları...
Bunlara da neden tepki konulmadığına şaşmaktayım doğrusu....
Bu arada adanın diğer yarısındaki tüm kültür miraslarımız görülmemiş hızda yok edilmekte... Güney'de Kıbrıs Türk kimliğine dair ne varsa haritadan silinmekte...
Asimilasyonun ta kendisi olan bu kültür barbarlığına karşı da direnmek gerek... Ama o direniş gösterilmiyor...
Ne diyorsunuz?.. Bu saydığım kültürel tecavüzler ve asimilasyoncu politikalar karşısında Çağlayan'daki parka "Ankara" sözcüğünün eklenmesi çok masum durmaz mı?...
Kaldı ki o parkın adı bile yoktu bugüne kadar... "Çağlayan'daki çocuk bahçası" der geçerdik o terk edilmiş alana... Adlandırılmasının gündeme gelmesi, 30 yıllık o mezbeleliğin Ankaralı vergi mükelleflerinin bir buçuk trilyonluk katkısıyla eş zamanlıdır...
|