|
Lefkoşa'daki Çağlayan olayı dolayısıyla bir kez daha yüzleştiğimiz acı gerçek: Halkın oyuyla makamlara getirilen politikacılarımız popülizmin sarmalından kurtulamıyorlar...
Nedir bu popülizm?...
Popülizmi "halka hoş görünme, halka yaranma" şeklinde yorumlayanlar olduğu gibi bunun açıklamasını "halk dalkavukluğu" diye yapanlar da var...
Bir Belediye Meclisi düşünün ki, başkentin o parkının adının yeniden belirlenmesine oybirliğiyle karar veriyor... Oybirliğiyle üretilen kararda, adı yeniden belirlenecek parkın mezbelelikten kurtarılıp sil baştan düzenlenmesinin, denizaşırı bir büyük kent belediyesince yapılmasına onay da verilir.
Oybirliği kararında alabildiğine onore edilen kardeş belediyenin ekipleri ülkemize gelip herkesin gözü önünde günler boyu çalışma yapar...
Belediye Meclisi üyeleri, asli görevleri olduğu halde, gidip yapılan çalışmalarla ilgilenmezler... Şantiye alanına dönen parkta neler olup bittiğine bakmazlar...
Neticede park açılışa hazır duruma getirilir...
Belediye Meclisinin belirleyip onayladığı o yeni adı içeren tabela da, güzelce dikilir oraya...
Açılışta bir örgüt harekete geçip halk psikolojisini etkileyen gösteriler yapınca, ne görelim? İşte o Belediye Meclisi'nin kimi üyeleri 180 derecelik dönüş içinde!..
Şimdi buna en hafif deyimiyle "popülizm" demez de ne deriz Tanrı aşkına?.
Karar üreteceksiniz... Ürettiğiniz karara imza atıp bunun yürürlüğe konulmasını sağlayacaksınız... Günler boyu süren çalışmaları denetlemeyeceksiniz... Kiminiz açılışta bile bulunmayacak... Daha sonra da dönüp, yavuz hırsız misali ev sahibini bastıracaksınız...Tepki gösterenlerin yanında yer alacaksınız!... Pes doğrusu!..
* * *
İyi ki Belediye Meclis üyelerinden biri yayımladığı ayrıntılı "özür" yazısında gerçekleri açıkladı da şu Şehr-i Lefkoşa denen şark başkentini nasıl bir Belediye Meclisi'nin yönettiğini öğrendik... Ben bir Lefkoşalı olarak o özrü kabul etmiyorum... Karara attığı imzanın arkasında durabilme sorumluluğunu gösterenlere daha fazla sempati duyuyorum....
Bakın ey Lefkoşalılar; belediyenizin meclisine kimleri seçmişsiniz meğer!..
Tabii bu arada "Böyle park ismi istemeyiz" diye en fazla gürültüyü koparan bayan üyenin de, aslında yeniden düzenlenen parkın isim anası olduğunu öğreniyoruz...
Hem de nasıl bir ortam içinde öğreniyoruz bunu?.. Kendi partisinin köşe yazarlarının Melih Gökçek'i o parka kentinin ve kendisinin adını vermeye çalışmakla suçladıkları bir ortamda!..
Oysa isim anası işte belli!.. İsim babası yok, isim anası var ortada...
Şimdi Melih Gökçek'e de özür borcunuz var... Gökçek özrünüzü kabul eder mi etmez mi; orasını bilemem..
Şu popülizm denen ruh haletinde nasıl bir görecelik olduğunu belgeleyebilmek için bir örnek daha vermekle yükümlüyüm:
Yakın geçmişte Girne'de de İzmir Karşıyaka Belediyesinin katkılarıyla yeniden düzenlenen bir parka "Karşıyaka Parkı" adı verildi...
Ama o olayda halk psikolojisini etkileyecek herhangi bir eylem yapılmadı. Dolayısıyla Girne Belediye Meclisi üyelerinden hiçbiri de alınan karara tavır koymak gibi bir paradoksa düşme talihsizliğini yaşamadı, şu bizim Lefkoşa'da olduğu gibi... Orada da eğer bir tepki gösterilip kimi topluluklar hareketlendirilseydi, Girne Belediye Meclisi'nde de popülizmin kol gezip gezmediğini öğrenmiş olacaktık!..
* * *
Bu arada Cumartesi yazımı anımsatmalıyım... Çağlayan'daki asimilasyon tehlikesine karşı duyarlılık gösterenlerimizi gündemdeki diğer çok ciddi asimilasyon olaylarına karşı da tavır koymaya davet etmiştim o yazıda... Örneğin nelerdir bunlar?
1. Karpaz'daki Rum çocuklarını Rum öğretmenlerin eğitmesine Türk tarafı itiraz etmezken Güney'deki birkaç yüz Türk çocuğuna bizim öğretmenlerimizin ulaşmasına Rum Yönetimi izin vermemekte diretiyor. Kuzey'deki Rum çocukları Rum eğitimcilere, Güney'deki Türk çocukları yine Rum eğitimcilere emanet...
2 . Mahmut İslamoğlu, Şevket Öznur ve Eralp Adanır Güney Kıbrıs'ı adım adım dolaşarak 400 kusur yıllık Türk kültürünün nasıl haritadan silindiğini belgeleyip dosyaladılar.
3. Yetişen nesillerimiz Kıbrıs Türk kültürüyle ilgisi olmayan devşirme yaşam türlerinin sarmalında...
4. Çeşitli kültürel, ekonomik ve sosyal kurumumuz Kıbrıslılığı bile çağrıştırmayan isimlerle ve karakterle donatılmakta...
5. Toplumsal kültürümüzün parçaları olan başkentin nefes boruları ve ciğerleri konumundaki parklar, belediye-hükümet sürtüşmesi yüzünden elektriksizliğe mahkum edilip kültürümüzden dışlanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı...
Asimilasyona kaşı duyarlı olanlarımızdan ve internet ortamında Çağlayan meselesi için gruplar oluşturanlarımızdan, sapına kadar Kıbrıslı bir Türk olarak istirhamımdır: Lütfen bu asimilasyon tehlikelerine karşı da kılınızı kıpırdatınız!..
|