|
Türkler "Uzun Yol", Rumlar "Ledra Street" derler... İngilizlerin 50'li yılların ortasında Kıbrıs'ın bu en ünlü caddesine taktıkları isim ise "Murder Mile" idi. Yani "Cinayet Mili.". Çünkü bu cadde Rum terör örgütü EOKA'nın en yoğun avlanma yeriydi...
EOKA'nın ünlü tetikçisi Nikos Sampson, Rum Kilise'nin finanse ettiği CYPRUS TIMES gazetesi adına basın kartı taşımaktaydı. Cimnasyum öğrencisi Rum kızlarının eteklerinin altına saklayarak getirdikleri tabancayla İngilizleri yakın mesafeden vururdu... Cinayet aleti tabanca yine aynı yöntemle olay yerinden uzaklaştırılırken, Sampson kurbanının kanlı cesedinin fotoğraflarını boynuna asılı kamera ile çeker ve ertesi günkü gazetesinde "Ledra Caddesi'nde bir cinayet daha" başlığıyla yayımlardı...
İngiliz Entelejansı, Nikos Sampson'un yöntemini öğrenip onu kıskıvrak yakalayıncaya dek "Cinayet Mili"nin üzerine sayısız kanlı ceset düştü... Kimi zaman bunlar arasında Türkler de vardı...
Lokmacı Duvarı'nın yıkılmasından sonra, dün sabah ilk kez Ledra Caddesi'nde Eleftheria Meydanı'na doğru yürürken bunları düşünüyorum... Bir yandan da, eski Lefkoşa'nın adını taşıyan o caddeyle ilgili anılarımı canlandırmaya çalışıyorum kafamda... Çünkü bir dönemin ticaret ve eğlence merkezi olan bu caddede bizim kuşağın çok pabuç eskitmişliği vardır yıllar önce... Kah lüks malların satıldığı dükkanlarda, kah barlarda, kah Regina Sokak'taki kafelerde ve o sokağın adını taşıyan modern sinema salonunda...
Türklerle yakın ilişki kuran, Türk basımevlerine sürekli destek sağlayan ve Türklere ait nice kitabı, dergiyi ve gazeteyi basan Zavalli Basımevi de ara sokaklardan birindeydi. Hâlâ orada mı bu Tük dostu basımevi gidip bakamadım henüz... Ne ki, bir zamanlar ada ticaretinde söz sahibi olan Ermenilerin işyerlerinin artık yerinde yeller estiğini gözlemledim hüzünle...
Tabii ki, dondurmaları ve şerbetli tatlılarıyla ünlü Bedevi Ailesi'nin ilk lüks pastanesinin bu cadde üzerinde olduğunun da altını çizmeliyim...
Anılarımla baş başa kalabilmek için tek başıma yürüdüm o caddeyi boydan boya... Ve Eleftheria Meydanı'na çıkmadan tekrar geriye döndüm...
Daha önceleri, Lokmacı kapalı iken birkaç kez Eleftheria'dan uzandığım bu caddeye bu kez Lokmacı'dan girdim... Anılarımı daha kolay yakalıyorum böylece... Çünkü tıpkı yıllar öncesinde olduğu gibi dalıyorum bu sokağa, hiçbir dolambaca gerek duymadan... Ta Ledra Palace'dan girip onca yolu tepmeden...
* * *
İtiraf etmeliyim ki, değişen çok şey var artık bu caddede... Bizim zamanımızın Uzun Yolu'yla bugünün modern caddesi arasında dağlar kadar fark gördüm... Burası artık yeşillendirilmiş ve yayalaştırılmış haliyle, oturma banklarıyla adeta dinlendirici bir parka dönüştürüldü... Bizim çocukluğumuzu yaşadığımız 50'li yıllarda Girne kapısından giren arabaların o zamanki adı Metaksas olan Eleftheria Meydanı'na dek hiç sağa sola sapmadan gidebildiklerini, ya da aynı ulaşımın Metaksas'tan Girne Kapısı'na yapılabildiğini söylesem şaşanlar çok olur... Ama gerçek olan bu... Bu gerçeği tarihe gömen, EOKA'nın bombaları ve kurşunlarıydı...
Dahası çok eski fotoğraflarda henüz asfaltlanmamış bu güzergâh üzerinde ilerleyen deve kervanları da görülür, en önde bir Kıbrıs eşeği... "Bir zamanlar bu güzergâh Kıbrıs'ın İpek Yoluymuş meğer" diye düşünürüz o görüntülere bakarak.
Girne Kapısı'ndan Metaksas'a kadar uzanan ve sur içi Lefkoşa'yı tam ortasından ikiye bölen o yol işte Lokmacı dediğimiz yerde ilk kez 50'li yılların ortasında İngiliz askerleri tarafından dikenli tellerle kesilmeye başlanır... Zaman, EOKA'nın zamanı... Dikenli tellerden amaç, çatışmaya başlayan Türklerle Rumları birbirinden ayırmak ve durumu denetim altında tutabilmek...
Ortaklık Cumhuriyeti döneminde 3 yıl kadar bir süre dikenli teller kalksa da, Cumhuriyetin çatırdamaya başladığı günlerle birlikte oralarda korku yoğun biçimde kol gezmeye koyulur... TMT ile EOKA'nın birbirini en sık yokladığı bölgedir artık orası...
AKRİTAS Planı yürürlüğe girip de toplumlararası iç savaş başlayınca BM'den önce Barış Gücü görevini üstlenen İngiliz askerleri, sur içini ikiye bölen o yolu tam da Lokmacı dolayında uzun süre açılmayacak biçimde barikatlarlar. Bölgeye adını veren Ermeni lokmacının da tası tarağı toplayıp oradan ebediyen kaçtığı dönemdir o günler...
Yine bir itirafta bulunmalıyım ki, o Ermeni lokmacının yaptığı hamur işlerinin tadı bir başkaydı... Anadolu göçmeni Ermeni, orada açtığı turistik dükkânında, ada genelinde ün salan lokmalarını, şamişilerini ve kahvaltılıklarını müşterilerine yetiştirebilmek için canla başla çalışırdı günün her saatinde... Ermeni'nin dükkânı barut kokuları arasında kapanınca, Girne Caddesi'nde şamişici Abdullah'ın yıldızı parlar... Ermeni ustayı aratmayan bir mahareti vardı onun da doğrusu... Dükkânı Mevlevihane'nin hemen karşısındaydı... Bugünkü Polis Emeklileri Derneği'nin orada...
Lokmacı barikatıyla birlikte Ermu Caddesi üzerinden geçen Yeşil Hat da, İngilizlerin imzasını taşır... Her iki tarafın da bölgelerarası sınır olarak kabul edeceği bu işlem, Lefkoşa'nın 45 yıllık bölünmüşlüğüne vurulan damgadır... Yeşil Hat'ın siyasi literatürdeki adı, "Mason-Dixon Line"dır... Amerikan iç savaşında, Kuzeylilerle Güneylileri birbirinden ayıran sınıra verilen addı bu aslında... Ve Kıbrıs'ta da uygulandı birkaç yüz yıl sonra o American Line...
Ne var ki, Lokmacı Barikatı'nın 45 yıl boyunca hep kapalı kaldığını söylemek yanlış olur... Bu yanlışlığa düşenlere de rastlandı son gülerde... 1968'den 1974'e 6 yıllık bir açılmışlığı vardır o barikatın... Rum Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios'un uygulamaya koyduğu normalizasyondan sonra sadece Türklere açılan barikat, 1974 Temmuz'unun savaş ortamında tahkim edilerek kapatıldıktan sonra, ilk kez 3 Nisan 2008'de açılmış oluyor yeniden... Yani 34 yıl sonra... Bu kez Rumlar da geçebiliyor artık oradan...
1968'deki açılış, aslında Makarios Doktrini'nin uygulamaya konulmasından başka bir şey değildi... Bu doktrin, Türklerin ekonomik Rum gücüyle tasfiye ve asimile edilmesi amacını taşıyordu temelde... Ve o doktrin çok başarılı bir şekilde uygulanırken 1974 Temmuz'u Kıbrıs'taki süreci bambaşka bir vadiye sürükler...
* * *
Gördüğünüz gibi siyasete hiç bulaşmayan nostaljik bir Lokmacı yazısı döktürdüm bugün...
Siyaset yapmadan önce bu yeni pozisyonun denenmesinde yarar görüyorum... Bazı şeyleri bekleyip görmeden peşin yargıdan ve kehanette bulunmaktan kaçınmak gerekir diye düşünüyorum...
Coğrafyamızın o yöresi çok kan, çok facia, çok gözyaşı, çok entrika ve çok acı gördü...
Oralarda bundan sonra güvenin ve barışın rüzgârlarının hiç dinmemecesine esmesi hepimizin içten dileğidir...
|