|
15 Nisan, Vakıflar İdaresi'nin İngiliz Müstemleke Hükümeti tarafından Kıbrıs Türk halkına devrinin 52'nci yıldönümüydü. Kıbrıs Türklerinin var oluş mücadelesinde çok yaşamsal bir olay... Ne ki, bu yıldönümü hak ettiği önemde ve yaygınlıkta anılmadı. Vakıflar İdaresi Bahçesi'nde mütevazı bir törenle geçiştirildi bu yıldönümü... Yeni nesillere verilebilecek anlamlı mesajların ve bilincin vesilesi olabilirdi oysa... Geçmiş yıllarda yapılan buydu... Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in törendeki araştırmaya ve birikime dayanan içerikli konuşması, günün altı çizilmesi gereken tek jestiydi. O konuşma, 15 Nisan'ın toplumsal tarihimizdeki yerinin önemini irdeleyici nitelikte...
Giderek önemli tarihsel dönemeçlerimizden ve değerlerimizden kopma halimiz, ne acıdır ki bu olaya da hazin biçimde yansıdı...
Dr. Fazıl Küçük'ün liderlik kimliğini perçinleyen olgu, Vakıfların Türk halkına devrine büyük katkı koyan olağanüstü mücadelesiydi. Dr. Fazıl Küçük her türlü riski, yıldırmayı ve dışlanmayı göze alarak gazetesi "Halkın Sesi"ni de yıllar boyu bu mücadeleye adamış ve İngiliz Müstemleke Yönetimi'nin inanılmaz baskılarını göğüslemişti.
Oysa Vakıflar Mücadelesi'nin bayrağı "Halkın Sesi" bile bu yıldönümünü sıradan ve birkaç satırlık bir haberle geçiştirmekle kalmadı. "Vakıfların kuruluşunun 52. yıldönümü kutlandı" şeklinde yanlış bir başlık da attı haberine. Gerçek olan şu ki, Vakıflar İdaresi 52 yıl önce kurulmamıştı. Zaten Osmanlı yönetimindeki atalarımız tarafından kurulmuş olan dev bir toplumsal kurum, İngiliz'in sultasından koparılarak halkımıza emanet edilmişti.
İngilizlerin, çok güçlü ekonomik bir kurum olan Vakıfların idaresini Türk halkına devretme niyeti yoktu. Vakıfların yönetimine atanan kişiler seçme İngiliz dostlarıydı. Bu gibi kişiler o göreve atanınca "Türk halkının lideri" konumuna da gelip siyasal kimlik kazanıyorlardı. Böylece İngiltere, kendi atadığı ve denetiminde tuttuğu o "lider" aracılığıyla Türk halkı üzerindeki mutlak otoritesini sürdürürdü...
Uzun süren çileli bir mücadeleden sonra Vakıfların Türk halkına devri 15 Nisan 1956'da sağlanınca, İngiliz ataması ve Londra uydusu liderliklerle yönetilme süreci de son bulmuştu. Türk halkı kendi özgür iradesiyle siyasi liderlerini ve geleceğini belirleme evresine girmişti. Bu evrenin getirdiği ilk tarihi aşama "Müslüman cemaat"in "Kıbrıs Türk Halkı" kimliğini kazanarak 1959'da Londra ve Zürih Anlaşmalarıyla oluşturulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu ortağı konumuna gelebilmesidir. Olayın en önemli boyutu bu.
* * *
Kıbrıs Türk halkında müstemleke baskılarına karşı büyük hoşnutsuzluk ve tepkiler başlayınca gerginliği yumuşatma çareleri aranır. İngiliz Vali, 11 Haziran 1948 tarihli Resmi Gazete'de yayımladığı kararla Türk İşleri Komisyonu'nu kurar. Türk halkındaki hoşnutsuzlukların nedenlerini araştırmak ve bunlara çözüm getirecek önerileri üretmek Komisyonun temel göreviydi. İngiliz Müstemleke Yönetimi, Türk halkıyla ilgili çalışmalarını, siyasetini ve ilişkilerini de bu Komisyon aracılığıyla yürütmeye başlar.
Baş yargıç Mehmet Zeka Bey'in başkanlığındaki 8 kişilik komisyonun üyeleri şunlar: A. Pertev, Fadıl N. Korkut, Mehmet Dana (Müftü), A. Faiz Kaymak, Dr. Nazif Denizer, Suphi Kenan ve Rauf R. Denktaş. Komisyonun sekreterliğini ise Oktay Feridun ve M. Salahattin yürütmektedir. Tabii ki Türk İşleri Komisyonu'nun ele aldığı en önemli ve öncelikli konulardan biri de, Vakıflar İdaresi'nin durumu idi. Komisyonun 1949 yılında Vakıflar'la ilgili olarak hazırlayıp İngiliz Vali'ye sunduğu ayrıntılı rapor, Vakıflar İdaresi'nin Türk halkına devrini sağlayan önemli ve tarihi bir belge niteliğini kazanır. Vakıfların Türk halkı için taşıdığı önemi vurgulayan raporda, bu büyük ekonomik kurumun sakıncalı ve önyargılı yönetimi yüzünden Türk halkının nasıl haksızlığa uğratıldığı ve feci biçimde mağdur edildiği de belgelenmekteydi...
Raporun Valiye sunulmasından 3 yıl sonra Vakıflar İdaresi'nin Türk halkına devri gerçekleşir ve toplum genelinde coşku ve sevinçle karşılanır bu olay...
* * *
Tarihi raporda, Komisyonda görev yapan Türk hukukçuların etkin yorumlarıyla İngiltere'nin hukuk ve adalet anlayışına hitap edildi... Muhatap üzerinde "suçluluk duygusu" yaratacak denli güçlü ifadeler kullanıldı. "Vakıf"ın ne anlama geldiği İngiliz hukukundan kaynaklanan argümanlarla açıklanırken, Vakıflarımızın yönetiminde hukuksallık olmadığı, İngiltere'nin kendi hukukuna bile ters düştüğü belgelendi. Bu arada ehil olmayan uydu yönetimler yüzünden Vakıf malları ile gelirlerinin bunların gerçek sahibi olan Türk halkı aleyhine nasıl kullanıldığı çeşitli örnekler verilerek kanıtlandı.
Bu örnekler arasında, halkımızın hangi evrelerden geçerek bugünlere ulaştığını yansıtan ilginç göstergeler vardır...
İngiliz Müstemleke İdaresi, kendine hizmette bulunabilecek hatta ajanlık yapabilecek bir yığın insanı Vakıf gelirleriyle maaşa bağlamıştır. Komisyon bu gibi kişilerin hiçbirinin Vakıflara ve topluma hizmet etmediğini kanıtlayarak bunların görevlerinin aslında neler olduğunu sorgular.
Evkaf'ın zamana göre çok yüksek olan gelirlerinin faizsiz olarak bankaya yatırıldığını ve bu birikimlerin yüksek faizli kredi şeklinde yabancı sermaye çevrelerine tahsis edildiğini rakamlarla ortaya koyar...
Evkaf'ın dinsel niteliği aşikar olduğu halde, Vakıf mallarının gayrimüslim kişilere peşkeş çekildiğinin altı çizilir. Bu olgunun Müslüman Türk halkı üzerinde yarattığı olumsuz etkilere vurgu yapılır.
Girne Kapısı'ndaki çok değerli bir arazinin 40 yıllığına B.C. Petrides adlı zengin Rum iş adamına yıllığı 18 sterlinden kiralanması ve buraya FORD garajının inşa edilmesi o bağlamda verilen örneklerin en ilginci. Bu olayın 10 bin nüfuslu Lefkoşa Türk halkı üzerindeki etkisi çok büyük olmuştu. 1958'de İngiliz İdaresi'ne karşı yapılan başkaldırıda öfkeli Türk halk yığınları Petrides'in FORD garajını yakıp kül eder. Sözünü ettiğim yer daha sonraları kışlık "Şahin" sinemasına dönüştürüldü. Arkasından, tamamen yıkılarak yerine bugünkü "Vakıflar İş Hanı" inşa edildi...
(Bu yazının hazırlanmasında zengin arşivinden yararlanmamı sağlayan değerli hukukçumuz Oktay Feridun Beyefendi'ye şükranlarımı sunarım.)
|