|
Bir arkadaş bana dedi ki "Parkların ısrarla elektriksiz olduğunu yazıyorsun ama Çağlayan'daki parkta elektrik var. Geceleri pırl pırıl... Sulama da düzenli yapılmakta."
Ben de ona dedim ki "Herhalde oranın elektriğini Ankara'dan Melih Gökçek ödemektedir... Kesinlikle bilinen, bizim Belediye Başkanı Bulutoğluları'nın elektrik parasını ödemeye yanaşmadığı için parkların Kerbela'ya döndüğüdür..."
Merak bu ya!..Pazartesi gecesi yürüyüşümü Kumsal'dan Çağlayan'a dek uzatarak durum tespitinde bulundum...Gerçekten o park pırıl pırıl...
Çağlayan'ın ünlenmesinden önce oraların adı "Işıklar" idi zaten... Mazideki adıyla müsemma... Işıklar içinde yüzmekte Çağlayan'ın parkı...
Yolumun üstünde olduğundan Onuncu Yıl Parkı ile Mücahitler Parkı'na da baktım... Elektrik durumu oralarda da tamam...
Yine de bu tanık olduklarım Kumsal Parkı ile öteki başkent parklarının 100 günü aşkındır elektriksiz ve susuz olduğu gerçeğini değiştirmiyor...
Ortaya daha da düşündürücü bir durum çıktı şimdi: Parklarla ilgili çifte standart mı uygulanıyor bu başkentte?..
Bazı parkları pür nur, bazılarını da Abdülhak Hamit'in "Makber"i gibi koyan Cemal Bulutoğluları bu çifte stardın nedenini de açıklamalı Lefkoşalılara sık sık arz-ı endam eylediği o TV ekranlarında!..
* * *
Pazartesi sabah sevgili Levent Özadam'ın programındayken kulak misafiri oldum bir ara... Bulutoğluları başkenti yeşillendirme çalışmalarının başlamak üzere olduğunu müjdeliyordu...
Zaten aynı günün gazetelerinde benzeri bir açıklama da Park, Bahçeler ve Fidanlık Şubesi sorumlusu Ferdiye Sav'ın ağzından duyuruluyordu...
Belediye Sarayı'ndan gelen seslere mi güvenelim, yoksa kendi gözlerimize mi?..
Lefkoşa yeşillenemiyor... Tam tersine Van Gogh tablosu gibi sararıyor elektriksiz bırakılan parklarından başlayarak...
Bay Bulutoğluları ile Bayan Sav'ın zahmet eyleyip sembolik bir ziyaret düzenlemelerini istirham ederim Kumsal Parkı'na... Bir efsaneydi bu park... Ve şimdi kurumaya yüz tutan ağaçları ve öteki yeşillikleriyle mezbeleliğe dönme sürecinde...
Eserlerinizle övünün efendim...
* * *
Önemle altını çizmek isterim ki, burası güvenlik açısından da bir başkent sorununa dönüşmeye başladı. Karanlık insanlar parkın karanlığını keşfetmekte gecikmedi...
Karanlık insanların hegemonyası yüzünden geceleri aklı başında aydınlık insanlar bu parka girip havalanma ve serinleme cesaretini gösteremiyorlar...
Sabah manzaralarında tanık olduğumuz düzinelerle içki şişeleri neyse... Alkoliklerin gece partilerine alıştı bölge sakinleri... Ama her tarafta atılı duran kullanılmış enjektörler de neyin nesi olmakta?.. Sağlık Bakanlığı herhalde burada sağlık kursları düzenlemiyor!..
Ama uyuşturucu kepazelerinin gençlere uçma kursu düzenlemekte oldukları kesin...
Nerede belediyenin zabıtaları?..
Kumsal Parkı karanlığa gömüldüğünden bu yana, kendilerine en fazla ihtiyaç duyulan bu dönemde zabıtalar da sırra kadem bastı...
Yaratılan korku parkından çekinmekte o çocuklar da haklı... Canlarını ne yerde buldular, ne de Kumsal Parkı'nda...
Varsın bölge insanları başlarının çaresine baksın!..
* * *
Bir zamanlar aynı frekansta olduğumu düşündüğüm Yeşil Barış'a da imdat çağrısı yapmaktan artık farıdım... Çünkü onca uğraşmama karşın Lefkoşa park skandalı konusundaki sessizliğini bozamadığım Yeşil Barış'ın, aslında yeşil palavradan başka bir şey olmadığını bizzat gözlemledim... Bir bildiricik çıkarmaktan da mı acizsiniz be biraderler?...
Çevre Koruma Dairesi'nin Beşparmaklar ile kuzey sahillerine ilişkin özel koruma açıklamasının da bir başka Kıbrıslı palavrası olduğunu düşünüyorum...
Başkentin çevresini koruyamayan ve parkların katliamına seyirci kalan bir Çevre Dairesi'nin dağ başlarını ve uçsuz bucaksız ovalarla sahilleri nasıl koruma altında tutabileceği yanıtlandırılması gereken güncel sorudur...
Karpaz'da eşekler üstünde atış talimi yapılmasını önleyebildiler mi?..
Caretta kaplumbağalarına tahammül edemeyip onları boyuna kıyımdan geçirenlere karşı şimdiye dek ne yapabildiler peki?..
Son olarak inanılmaz bir şeye tanık olduk... Bir Caretta'yı başkent Lefkoşa'ya kadar getirerek burada infaz ettiler... Yuh!.. Gazetede fotoğrafı da çıktı bu rezilliğin...
Alagadi nire, Lefkoşa nire!..
Ama Caretta'ları kıyımdan geçirme fantezisi sınır tanımıyor...
Tıpkı diğer acımasız çevre katliamlarında olduğu gibi...
|