|
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen'i iki saatlik yemekli bir sohbette çevre bağlamında ülkeye damgasını vurma kararlılığında gördüm.
Sohbetin yemekli olduğunu neden yazıyorum?
Çünkü masamızda bol miktarda su vardı...Suyu doyasıya içmememiz konusunda yaptığı vurguyla son günlerde gündemin baş sıralarına yükselen Gökmen, yemek boyunca bol miktarda tükettiğimiz suya karşı oldukça hoşgörülü idi!.. Dahası kendisi de tercihli su tüketicisi... Çünkü kesinlikle alkol ve meşrubat kullanmıyor!..
Diyor ki "Uç noktadaki o vurgulamayı bilerek yaptım... Amacım su darlığımızın vahametine dikkati çekebilmek... Yoksa söylediğimin mecazi bir anlamı olduğu ortada... Nitekim söylemimin yankı getirdiğini görmekten memnunum..."
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de su tasarrufunun önemine değindiği bir konuşmasında klozetlerin içine litrelik pet şişe konulmasını önermedi mi?..
Nitekim Başbakanın önerisi de çeşitli esprilere yol açtı...
Ama gerçek olan şu ki, ülkemizin su kaynakları kaygı verici boyutlarda azalmış durumda... Gelecekte çok daha kötü günler görmek istemezsek şimdiden bazı köklü önlemleri almak zorundayız... Ve hiçbir önlem de tasarruf bilincinden arınmış olamaz...
Azaldıkça daha bir değerleneceği ve pahalılaşacağı kesin olan suyu istesek de istemesek de har vurup harman savuramayacağız... Bu bağlamda bir tasarruf kültürü kendiliğinden gelişecek...
* * *
Örneğin çevreden sorumlu bakanımız Mustafa Gökmen uzun vadeli çözümlerden birinin Türkiye'den su getirtmek, ötekinin ise deniz suyunu arıtmak olduğunu söylerken "Bu işlemler ucuza mal olmayacak... Bedelin tüketiciye yansıması kaçınılmazdır..." diyor.
Son günlerde teknik komitelerde de ele alınan Türkiye'den su getirtme projesi, iki halkın barışçı işbirliğinin ve dayanışmasının da en önemli sembollerinden biri durumuna gelebilir...
Projelendirmeye göre Anamur'daki Dragon Çayı'ndan Kıbrıs'a aktarılacak olan su, şu anda faaliyete geçilse kaç zamanda ülkemize ulaşır?... Gökmen bu soruya "En az 3 yılda" yanıtını veriyor... Hemen şimdi denizden tatlı su üretmek için büyük tesislerin kurulmasına geçilse de yine sonuç alabilmek için o kadar bir zamana gereksinim var...
Gökmen "Uzun vadeli kesin ve kalıcı önlemlere kadar su tasarrufu kültürümüzü geliştirmekten başka bir seçeneğimiz olamaz" diyor...
Ama o bağlamlardaki çalışmaları kendi bakanlığı döneminde tetikleyebilmek için de canla başla çalışmakta olduğunun altını çiziyor...
Seçeneklerden biri de Yeşilırmak'ta Trodos'tan beslenen su havzasını ülke çıkarına kullanabilmek. "Duyarlı konu, bu sorunu tarımsal üretime büyük katkıda bulunan Yeşilırmaklıların verimli arazilerini saf dışı etmeden çözümleyebilmek..." diyor Gökmen. Tahminlere göre Yeşilırmak havzasının 8 milyon metre küplük bir su kaynağını içerdiğini belirten Bakan, bu suyun üretim alanlarına zarar vermeyecek biçimde yeraltından çekilmesi ve tarımsal verimi olmayan bir bölgede değerlendirilmesi düşüncesini seslendiriyor...
KKTC'nin günlük su ihtiyacının 25 bin metre küp olduğunu, ülkeye yılda 80 milyon metre küplük bir su ithalatı sağlanabilirse rahatlama olacağını anlatan Gökmen, denizden su arıtılmasına çevrecilerin yaptığı itirazlar için de şunları söylüyor:
"Aslında arıtmada denize kimyasal madde karışmıyor. Sadece arıtmanın yapıldığı bölgede tuzlanma oranı artıyor. Bunun çaresi de herhalde yoğunlaşan tuzu açığa ulaştırarak akıntılara vermektir."
Doğayla barışık şekilde su arıtımının günümüzde başarıyla yapıldığının örnekleri bulunduğuna işaret eden Bakan Gökmen İsrail, Dubai, Bahreyn, Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin aldığı olumlu sonuçlara vurgu yapıyor...
Haspolat'taki arıtma tesislerinin tam randımanla devreye girmesinin zamanının geldiğine de inanıyor Gökmen. Buradaki birimden arıtılacak su, tarımsal alandaki şansımız olabilir... Şu anda ise, o büyük projenin tam tersiyle yüz yüzeyiz... Sinemizde barındırdığımız pislikten ve kötü kokulardan başka bir şey değil...
* * *
Sözü bir kez daha tıbbi atıklar sorununa getirdiğimde Mustafa Gökmen'den şu güvenceyi alıyorum:
"Sözüm sözdür... Kapsamlı ve çağdaş çevre yasasının geçirilmesini beklemeden tıbbi atıkların usulüne göre toplanıp bertaraf edilmesini öngören tüzük yürürlüğe konulacaktır. Emin olunuz bu iş birkaç ay bile sürmez. Zaten tüzük hazırdır. Yaptırımlarla ilgili bölüm üzerinde bazı düzenlemeler yapılarak Bakanlar Kurulu'na sevkedilecek..."
Başkent Lefkoşa'yı rahatlatacak otoparkların yapılması konusuna geldiğimizde Gökmen'in Zahra Burcu altındaki alanın o bağlamda değerlendirilmesine sıcak baktığına tanık oldum. "Sadece" diyor "Zeminin tarihsel dokuya uygun biçimde düzenlenmesinden yanayım. Özelikle asfaltlama düşünülmemesi gereken bir yöntemdir..." Çok katlı otoparklar döneminin de artık başlaması gerektiği görüşünde...
Başkent Lefkoşa parklarının yüz günü aşkın bir süredir elektriksiz ve susuz bırakılmasından yakındığımda, bu konuya özel ilgi göstereceğini belirtti... Görelim bakalım gösterilecek özel ilginin sonucunu!.. Halkın parklarının bu acımasızlığa dayanma gücü sıfırlanıyor...
Anayollardaki tabela anarşisine son vermekte de kararlı gördüm Bakanı... Çağdaş ülkelerde uygulanan standartların bizim ülkemize de getirilmesinin çabası içinde... Hem görsel açıdan, hem de dikkat dağıtıcı özelliklerinden dolayı trafik kazalarının azaltılması açısından da anayollardaki trafik panolarına el atılması zorunluluğuna işaret ediyor...
Sahi hiç düşünüldü mü?.. Şu bitmez tükenmez trafik kazalarının acaba kaç tanesi bu tabela anarşisinden kaynaklanmakta?...
Sohbetimizin sonunda bir de sinerji veriyor bize Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen:
"Medyanın desteği olmazsa çevresel sorunlarla başa çıkabilmemiz olanaksız... Lütfen bu konudaki yayınlarınızı, yorumlarınızı, eleştirilerinizi ve önerilerinizi artırarak sürdürünüz."
Hiç kuşkusu olmasın ki, çevresel kültürle ilgilenmek temel görevlerimizden biri olacaktır her zaman... Bizim sözümüz de söz!...
* * *
ÇEVRE SKANDALI: Bugün Lefkoşa parklarının elektriksizliğe ve susuzluğa mahkum edilişinin 110'ncu günü... Başkent parkları bir daha yeşillenmemecesine çölleşiyor... Çölleşen bu çevre çocuklarımızın emanetidir... Emanete hıyanet edenleri ve buna kayıtsız duran herkesi buradan protesto ederim... (A. TOLGAY)
|