|
Sayın Ahmet TOLGAY;
KIBRIS Köşe Yazarı...
Bugün sizlere bir 20 Temmuz 1974 anısını anlatacağım. Daha doğrusu 15 Temmuz 1974 anısını...
Ünlü Yunan darbesi, Lefkoşa'da 15 Temmuz 1974 Pazartesi sabahı, saat 10'da başlamıştı. Darbeler genelde seher vakti olur ama Rumların darbesi kuşluk vakti oldu, her nedense!
Silah seslerini duyunca Rum radyosunu açtım. Bayan anonser Milli Muhafız Ordusu'nun idareye el koyduğunu, Makarios'un öldüğünü söylüyordu. Durum çok ciddi idi.
O zamanlar, iç çamaşır üretiyorduk ve 50 kadar çalışanımız vardı. Üretimi durdurmaya ve herkesi evine, köyüne göndermeye karar verdim.
Çalışanlar makinelerin gürültüsünden silah seslerini duymamışlardı. Atölyeye girdim ve elektrik şalterini indirdim. Onlara durumun ciddiyetini kısaca anlatıp o gün tatil olduğumuzu, herkesin en kısa zamanda evine gitmesini ve ortalık sakinleşince ertesi gün işe gelmelerini söyledim.
Savaş yüzünden, bir sonraki toplanmamız 6 ay sonra ve 50 çalışandan ancak toplayabildiğim 15 kişiyle olabildi.
Ben de yedek Mücahit idim. O yıllarda bir hafta süreli seferberlik eğitimleri yapıyorduk. 'Pekiştirme' de dediğimiz bu seferberlik eğitimlerinde, olağanüstü durumlarda katılacağımız birlikler de bize bildirilmişti.
Benim katılacağım birlik Lefkoşa'nın Köşklüçiftlik bölgesini savunan 30. Bölük idi. Saat 11.00'de işyerimi kilitleyip 30.Bölük karargahına gittim.
Karargah şimdiki Pizza Pronto lokantasının müşteri park alanı olan boş arsanın içindeki eski bir evde idi. Bölük Komutanı İbrahim Latif, bir kasa havan roketini alıp mevzilerimize intikal etmemizi istedi.
Sekiz adetlik roket kasasının bir ucundan ben, diğer ucundan da arkadaşım Hüseyin Dellaloğlu tutarak, Ledra Palace Hotel altındaki havan mevzilerimize doğru yürümeye başladık.
Ledra Palace o günlerde Rum silahlı grupların işgalinde idi. Aslında bizim havan mevzilerimiz yanlış seçilmiş bir yerde idi. Çünkü bir savaş çıkarsa, Ledra Palace'ın terasına mevzilenmiş Rumların bizi kolayca avlayabilecekleri menzilde ve konumda idik.
Ancak o gün bizim için bir tehlike yoktu. Yunanistan Cuntası ile Rum Milli Muhafız Ordusu, Makarios ve solculara karşı askeri bir darbe başlatmıştı. Darbe girişimi öğleye doğru hemen hemen tamamlanmış ve silah sesleri de susmuştu. Rum radyosu da Türklere hiç dokunulmayacağını, endişe etmememizi anons ediyordu.
Mevzilerimize doğru yürürken bir yandan da, "Akşama doğru gerginlik biter, biz de evimize döneriz'' diye düşünüyordum. Birkaç adım daha yürüdükten sonra, çok yakınımızdan gelen otomatik silah sesleri duyduk.
Arkadaşım Hüseyin Dellaloğlu hemen kendini yere attı. Ledra Palace üzerindeki bir Rum bizi vurmak için Bren tipi otomatik silah ile ateş ediyordu ve ilk olarak arkadaşıma nişan almıştı. Otomatik silahın üçüncü ve dördüncü darbe seslerini duyduğumda, kollarımın ve bacaklarımın arasından mermilerin geçtiğini hissettim. Rum, Dellaloğlu'nu vurduğunu sandı ve sıra bana gelmişti.
Ben de kendimi yere attım. Arkadaşım ise yerden kalktı ve koşarak yakındaki portakal bahçesine girdi. Bu arada Ledra Palace üzerinde bulunan Rum, otomatik silahının şarjöründeki 28 merminin kalanlarını üzerine boşaltmaya devam etti.
Ben yerde yüz üstü yatırken mermiler başımı yalayarak geçiyor ve önümdeki otları biçiyordu. Bir mermi de şakağımı sıyırıp gözlüğümü parçaladı.
Vurulmamak için birkaç defa yerde yuvarlandım. Olay topu topu 2-3 saniye sürmüştü. Bizi öldürmek isteyen Rum'un şarjörlerindeki mermiler bitince, ben de yerden fırlayıp kendimi portakal bahçesinin köşesindeki garaj duvarının arkasına attım. Artık güvende idim.
Katil Rum aslında iyi nişancı idi. Kollarımın, bacaklarımın, arasından; başımın, omuzlarımın yanlarından geçen mermilerin rüzgarını hissetmiştim. Doğrusu çok da şanslı idik ve bu badireyi ucuz atlatmıştık.
Anlaşılan arkadaşları, muhalif Rumları temizlerken, bu Rum da 2 Türk öldürmek istedi. Daha savaş başlamadan, sırf Türk olduğumuz için biz de ölecektik. Aynen Muratağa, Sandallar, Taşkent ve başka birçok yerde olduğu gibi.
Biz sivil giysilerimiz içinde idik ve silahlı da değildik. Elimizde tuttuğumuz kasanın içinde ne olduğunun o mesafeden anlaşılmasına da olanak yoktu. O gün için Rumların bizim ile bir hesaplaşması da yoktu.
Adam bizim vurulmadığımızı görünce hırsı ve kini daha da arttı. İkinci şarjörü taktı ve bütün mermileri protokol bahçesine boşalttı. Attığı mermiler bahçe içinde bulunan 3-4 evin duvarlarını delip geçti.
Biz karargaha dönerken evlerdeki ailelerin panik içinde olduklarını gördük. Bu adam o sivilleri de hiç düşünmemişti. Ama çok şükür ki onlardan da vurulan olmadı.
O gün 15 Temmuz idi ve 20 Temmuz 1974 sabahına kadar ada çapında hiçbir Mücahit veya sivil Türk'e Rumlar tarafından ateş açılmamıştı. Bu sapık Rum da bizim şansımıza düşmüştü.
Oysa ben, 20 Temmuz'da başlayan savaş boyunca, yakınları öldürülen arkadaşlarımızın, esir Rumlara yapmak istediklerini hep önlemeye çalıştım. Onların feveranlarını yatıştırdım. Böylece en azından 10 Rum'un hayatını kurtardığıma inanıyorum.
Şimdi düşünüyorum da; o adam bana bir Türk olduğum için ateş etti. Beni öldürmüş olsa idi, kendisinin ve Rum milletinin eline ne geçecekti?
Başta da yazdığım gibi, o günlerde 50 çalışanımız vardı ve çamaşır üretiyorduk. Ürettiklerimizin yüzde doksanını da Rumlara satıyorduk. O nedenle benim birçok Rum müşterim ve arkadaşım vardı. Şimdi de var. Onlarla çok iyi ilişkilerimiz var. Ben onları seviyorum, onlar da beni. Tabii siyaset konuşmadığımız sürece!..
15 Temmuz 1974 sabahı da Rum toptancı arkadaşlarıma telefon ettim, malzeme siparişi verdim. Rum müşterilerime telefon ettim siparişlerini aldım. Ama saat 10.00'dan sonra darbe başladı ve onların yarattığı darbe olayı nedeni ile 11.30'da bir Rum beni öldürmek için otomatik silah ile bana tam 21 adet mermi attı.
Rumların bir bölümünün Türkleri sevdiklerini biliyoruz ama bir mermilik canı olan insanoğlunun, kurşunu nasıl ve kimden yiyeceğini kimse bilemez.
Rumların "büyük ideal"lerine engel olan Türklerin tümüne karşı bu kin var oldukça canımız her zaman tehlikededir. Ve eğer adada Türk ordusu ile Türkiye'nin yasal garanti hakları olmaz ise... Vay halimize!.. Çünkü bazı Rumlara göre en masum Türk'ün bile bir kuş kadar değeri yoktur... Onların hangi Rum'lar olduğunu da biz bilemeyiz...
Siz ve değerli okurlarımız, esen kalınız...
AHMET SANVER
|