|
Islak sokaklı bir sabah... Kedi kadar huzurlu birkaç şarkı bulup, onların eşliğinde olmayan bir yere doğru yolculuğa çıkıyorum... Tembelleştiren serin bir esinti kolumdan, bacaklarımdan sarıyor beni. Çok uzağa gidemiyorum bu havada. Kalbimin içine varmışım. İçerisi darmadağın, târumar, düzensizdir; bugün öyle gözükmüyor gözüme. Şarkılara yoruyorum...
"18'inci yüzyıl dekorunda başlıyor sana kurulan her düş. Sana mektup yazıyorum her seferinde. Kahverengi hâkim her karede, kareler yavaşça geçiyor gözlerimin içinden. Özleniyorsun, mumla aydınlanamayan taş duvarlı bir evde. Kalemimi mürekkebe batırıyorum, mürekkep sıcak, yapışkan. Kağıda giderken masaya damlıyor, siyah...
Tek bedenin içinde ruh olsaydık, ayrı düşemeseydik birbirimizden. Ruhlarımız sürtünseydi birbirine. İnanmak zorunda kalmasaydık sözlere. Sözler tarif edecek mecâle varamasalardı bizi görünce... Konuşmayan şarkılara bulanıyor kulaklarım, sessizlik yankılanıyor boş bedenimde. Sana her zaman yer var içeride, hatta bu sefer geldiğinde kal, gitme. Benden sıkılırsan... Sıkılırsan, gidersin...
Şimdi kovduğum sözlere ihtiyacım var. Keman sesi duyuyorum yazacaklarımı düşünürken. "Sevgilim," diye başlıyorum, sana bu ismi koymalılarmış. Tüylerim irkiliyor düşündüklerimden, beni ısıt. Tut.
Yapraklar yeşil mi orda da hâlâ? Sonbahara meylediyor mu gülüşün, kıvrım kıvrım dudakların? Seni özledim. Sen de düşünüyor musun beni, gecede dağılıp uyku olmadan? Başka bir ruh buldun mu kendine şimdiden, yalnız değilsin, değil mi?
Seninle paylaşmalıyım bu âşık halimi. Hebâ oluyorum boş yere. Sen hebâ etmelisin beni, harcamalısın... Uzak, tuzak kafiye değiller sadece, karındaşlar. Biz her ikisine de düştük. Mideme ağrılar giriyor bugünlerde, öksürüyorum. Yalnızım ben... Kedilerimin nefes alışlarını seyrediyorum. Sana kızıyorum yetmiyorsun diye bana! Oysa ne suçun var senin?
Ben büyüyorum sana uzanabilmek için. Teşekkür ediyor içimden bir ses. Sonra yeniden küfrediyorum sana çocukluğumu çaldın diye!
Gözyaşlarımın tadını yadırgamıyorum. Yastığım ıslak uyumaya da alıştım. Bir tek üstümü örten yok. Ardından bana sarılıp uyuduğunda, onu seyrettiğimin farkında olmadan beni sıkıca tutan... Senin üstün açık mı geceleri?
Kıskanıyorum, evet! Bunu itiraf edebilecek kadar da büyüdüm sayende. Hem de çok kıskanıyorum! Benim olmalısın, yalnızca benim! Benden sıkılırsan... Sıkılırsan, gidersin...
Sıkılmana müsâade edecek mi uzunca saatler, bilmiyorum. Dedim ya, çok midem ağrıyor benim, öksürüyorum... Doktorsa kayıp bu düşün içinde. Korkuyorum. Korkuyorum... Çok...
Olmayan bu yeri neredeyse sevmeye başlamışken, gerçek dünya (!) çağırıyor beni gürültüyle. Şarkımı bastırıyor kornalarını yumruklayan iki ürkek boksör! Yaşamak için başka bir dünya bulmalıyım! Ya da hepinizi birkaç günlüğüne kafamın içine beklerim, güzel burası...
GONCA NEDİM
(*) 21 yaşında üniversite öğrencisi bir kalemden geldi bu deneme... Okuyucu Gonca Nedim'le ilk kez bu köşede buluşuyor... Bana tanıdığı ayrıcalıktan dolayı gencecik sanatçıya teşekkürler... ŞEREFE YALNIZLIK! adlı ilk kitabını yakında sunacak olan sevgili Gonca, edebiyat öğretmeni annesiyle babasından, güzel Türkçe'nin kullanımına dair çok şeyler öğrendiğini duyumsatıyor... Genç kızımız, aynı zamanda müzisyen... Şair Yüksel Nedim, babası... Yüksel Nedim, kızı için "Yerleşmiş, kanıksanmış her şeye soğuk bakarak, hatta kontra giderek başarıya ulaşmak, O'nun hayat düsturudur" diyor... Nitekim bana da kontra gitti Gonca!.. "Seni tanıtabilmem için fotoğrafını da ilet" dediğimde, şu yanıtı aldım ondan: "Ben kitaba da fotoğraf koymadım. Yüzsüz kalmayı yeğliyorum şimdilik." (A. TOLGAY)
|