Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İngiltere donuyor
Maaşlar yargıda!
Yasayı nasıl deldiler?
Bufavento'ya hayat öpücüğü
"Rambo Magnum" zanlıları teminatla serbest
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak
Talat, seçim sürecinde tarafsız kalacak
Hastanelerde gaz bilmecesi

YORUMLANANLAR
Maaşlar yargıda! [2]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [2]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [1]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [3]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
19 Nisan'da seçim var [11]
Tüp gaz krizi [5]
Erken seçime varız ! [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [5]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [2]
Tarih isyan ediyor [1]
19 milyon kez geçiş [4]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [17]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [10]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]



İYİ EĞİTİLMİŞ CANAVARLAR...

Ahmet Tolgay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   29 Eylül 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Öncelikle sevincimi ifade etmeliyim... Kıbrıs Türk halkının yetiştirdiği iki değerli tiyatrocu Yaşar Ersoy ile Hüseyin Köroğlu'nun muhteşem projeler için el ele verdiklerini görebildiğim için...

   Gerçeği anımsamanın zamanıdır: Bir ara Ersoy-Köroğlu anlaşmazlıkları o boyutlara gelmişti ki, sanatsal gerginlik saklanabilecek durumdan çıkmış ve gazete sayfalarına yansımıştı...

   Aslında her ikisi de Kıbrıs Türk halkına tiyatro bağlamında güzel şeyler verebilmenin uğraşındaydı... Ama farklı kulvarlarda birbirleriyle sürtüşerek ilerliyorlardı... Ersoy-Köroğlu polemiği bir ara benim köşeme de yansıdığı için o sert tartışmaları çok iyi anımsıyorum...

   Hüseyin Köroğlu 2002'de OTHELLO oyunuyla ülkemize geldiğinde o polemikler doruk noktasındaydı... Mağusa'nın Othello burcundaki Shakespeare efsanesini unutulmaz biçimde günümüze taşıyan bu oyun, Köroğlu'nun "Kıbrıs'ta ben de varım" mesajıydı...

   O mesaj, daha sonra son derece etkileyici DÖRDÜNCÜ MURAT oyununda da yinelenecekti... Konusu Kıbrıs'ta geçen diğer bazı sinema ve TV filmleri de Köroğlu'nun vatan aşkının altını çizmeyi sürdürürdü... 

   Ersoy ile Köroğlu'nun en sonunda uzlaşma zeminini bularak aynı kulvarda birlikte yürümeye başlamaları ne kadar güzel bir gelişme...

   İşte CANAVAR SOFRASI, bu birliktelikten doğabilecek başyapıtlara örnek ve umut oluşturacak nitelikte... Tiyatronun ancak sevgi üzerinde yükselebileceğini görüyoruz... 

   Heyecan veren olgu şu ki, sanatsal dayanışmanın ürünlerinden yalnız halkımız değil, Türkiye'deki sanatseverler de yararlanacak...

   Galası geçen cuma gecesi Lefkoşa'da yapılan CANAVAR SOFRASI, İstanbul'da 22 kez perde açacak...

   Bu bir ilk... İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ile Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ortak bir yapıma birlikte imza attı...

               *    *    *

   Adana doğumlu, Ermeni kökenli ve Fransa vatandaşı Vahe Katcha'nın savaş karşıtı oyununda, çok iyi bildiğimiz o acı gerçeğe; yani "insanın iyi eğitilmiş canavar" olduğu gerçeğine iz bırakan vurgusunu yapıyor...

   O çok başarılı ekip çalışmasını ustaca yöneten Hüseyin Köroğlu, bu insanlık trajedisini görkemli bir sahne kurgulamasıyla yorumlarken, olağanüstü koşulların olağanüstü ölçüleri olduğunun altını çiziyor...

   Öyküdeki olağanüstü koşul, dışarıda savaş tüm şiddetiyle sürerken bir doğum günü partisindeki tuzu kuru 7 insanın birdenbire faşizmin pençesine düşmesidir... Olağanüstü ölçüler ise yaşamda kalabilme adına insanların alçalabileceği sınırlardır... 

   Doğum günü partisi başladığında birbirlerine karşı çok sevecen ve bağlı görülmektedir bu bir grup insan... Dışarıdaki korkunç savaşta acı çeken milyonlarca insanı umursamaz çılgınlıklar içindedirler... Derken sokakta silahlı bir çatışma... Direnişçiler iki Nazi subayını öldürür... Az sonra, ileride lezbiyen olduğunu öğreneceğimiz bir kadın Gestapo subayının komutasındaki askerler partiyi basar. Öldürülen Nazi'lere karşılık apartmandaki her kattan iki rehine alınacaktır... Partidekilere iki rehineyi kendi aralarında seçme şansı tanınır...

   İşte bu kırılma noktasında, savaşın acımasız koşullarına sürüklenen o 7 insanın hayatta kalabilme mücadelesi başlar... "Can benim canım, benden sonrası tufan" mantığına dayalı bu mücadelede egoizm tüm çirkinliğiyle ön plana çıkar... Doğum günü partisindeki dostluk ve sevgi sofrası artık bir canavar sofrasına dönüşmüştür... Her kişi, öteki bireylerin canavarıdır... Partidekilerin, iki rehineden biri olmamak için tenezzül etmedikleri alçaklık kalmaz... Birbirlerinin kirli çamaşırlarını da teker teker ortaya sererek rehine olmayı hak edeni belirlemeye çalışırlar...

               *    *    *

   CANAVAR SOFRASI' na giden izleyici, fuayeden itibaren kendini oyunun atmosferi içinde bulur... (Hüseyin Köroğlu bu denemeyi OTHELLO'da da, burcu meşalelerle dekore ederek yapmıştı...) Toplama kamplarının tel örgüleri, kum torbalı kanlı siperler ve Nazi propagandası yapan ekranlar ve objeler arasından geçerek sahneden gelen militarist buyruklar arasında salondaki yerini bulmaya çalışanlar, nasıl bir dramla yüzleştirileceklerinin de bilincine varırlar... Açıkçası oyun, daha tiyatronun girişinde, izleyicisini teslim alıyor...

   Yönetmen Hüseyin Köroğlu, üç boyutlu gösterişli dekoruyla müthiş etkileyici bir anlatım tarzı yakalamış... Ön planda partinin verildiği salon var... Yükseltilen arka plana dış mekan, yani tehlikenin kol gezdiği sokaklar dekore edildi... Sahnenin iki yanındaki büyük ekranlar ise izleyiciyi sahne gerisine taşan olaylarla ve insan manzaralarıyla yüzleştiriyor... Kimi zaman izleyiciye kendini sinemadaymış gibi duyumsatan müthiş yaratıcılık örneği bir kurgulama...

   CANAVAR SOFRASI gerçekten büyük prodüksiyon... Bu gösterişli yapıma oyuncu ve teknik ekip olarak 60'ın üstünde sanatçı katkı koydu... Disiplinli bir ekip çalışmasının harikulade yaratıcılığını kanıtlayan tüm sanatçıları gönülden kutlarım...     

   803 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
07 Ocak 2009, Çarşamba   CTP - UBP KOALİSYONU TARİHİ BİR İHTİYAÇ...
06 Ocak 2009, Salı   KÜLLERDEN YENİDEN DOĞMAK...
05 Ocak 2009, Pazartesi   İKİ MEKTUP: SU ARITIM PROJESİ VE GENÇLİK SORUNLARI...
04 Ocak 2009, Pazar   ŞEKEROĞLU'NUN ŞEKER GİBİ YAPITLARI...
03 Ocak 2009, Cumartesi   LAFORİZMALAR
02 Ocak 2009, Cuma   ...VE TANRI KADINI YARATTI...
01 Ocak 2009, Perşembe   NEREYE GİTTİ GÜZELLİKLERİMİZ?..
31 Aralık 2008, Çarşamba   O RENKLİ İNSAN MANZARALARIMIZ...
30 Aralık 2008, Salı   AVUSTRALYA...
29 Aralık 2008, Pazartesi   YILIN ASPARAGASI!..


Yorum Sayısı:   1
  Oznur         - Chicago) Lefkosa) Iskele 29 Eylül 2008, Pazartesi 15:24 
Sn Tolgay,

Iyi ki varsiniz. Her zaman yazilarinizi buyuk bir keyifle okuyorum.
Sizlere ve sevdiklerinize nice mutlu bayramlar diliyorum.
Saygilar,


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5145 1.5252
1 STERLİN 2.2171 2.2336
1 EURO 2.0281 2.0424



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Yurdun her yanında seçim heyecanı

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Hasan Hastürer

Sevgi çemberiyle ortak insani dayanışma

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

KKTC'de sağlık olayı ve Veteriner Fakü...

Ahmet Tolgay

CTP - UBP KOALİSYONU TARİHİ BİR İHTİYAÇ...

Bilbay Eminoğlu

Hangi "Necati"ye oy vereceğiz?

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

TARİH KİMİN ESERLERİNİ KORUYACAK!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital