|
Rum tarafındaki başkanlık seçimleriyle ilgili Ankara'da gözle görülür bir sessizlik var.
Ne seçim öncesi, ne de Papadopulos'un kaybetmesine yol açan seçim sonrası herhangi bir açıklamanın yapılmadığı dikkatlerden kaçmadı.
Ankara'nın şu sıralar türban ve Kuzey Irak'tan oluşan gündemi nedeniyle mi yoksa başka bir hesaptan dolayı mı bilinmez ama Güney Kıbrıs'taki yönetim değişikliğinin Türkiye'ye de etki edeceği bir gerçektir.
Avrupa Birliği müzakere başlıklarını veto ederek Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışan, limanların açılması noktasında ısrarcı davranan Papadopulos yönetimi palyatif başarılar elde etmiş fakat Avrupa Birliği Komisyonu'nun kararlı tutumu nedeniyle de zor durumda kalmıştı.
Göreve yeni seçilen Dimitris Hristofiyas görünen odur ki Avrupa Birliği konularında Papadopulos'tan farklı bir politika izlemeyecek.
Yani Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kullanımına açması politikasını sürdürecek.
Bunun için de müzakere başlıklarını veto etmeye devam edecek.
Peki, Hristofiyas Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik farklı bir tutum ortaya koyması halinde Ankara ne yapacak?
***
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "2008 yılında bir çözüme ulaşılabilir" açıklaması her iki tarafta da iyimserlikle karşılandı.
Bilakis Hristofiyas'ın Birleşmiş Milletler'e başvurup "Talat ile görüşmek istiyorum" demesi de öyle.
Şimdi sıra pratik adımlara gelebilir.
Lokmacı'nın açılması gibi veya 8 Temmuz anlaşmasında da yer alan günlük yaşamı kolaylaştıracak işbirliklerine gidilebilir.
Arkasından da pazarlık masasının oluşturulacağı kesindir.
Pazarlık masasında şüphesiz ki Türkiye'nin de söz hakkı olacaktır.
Peki, böylesi önemli gelişmeler arifesinde ve Güney'deki değişimle ilgili Ankara'nın sessizliğinin sebebi nedir?
***
Annan planı sürecini organize eden dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül idi.
Çoğu zaman dönemin Cumhurbaşkanı Denktaş'la çatışan, zaman zaman asker ve dönemin Türkiye cumhurbaşkanı ile karşı karşıya gelen.
Çıkan her engeli aşan ve sürecin referandumla sonuçlanmasına katkı koyan da Abdullah Gül idi.
Şimdi cumhurbaşkanıdır.
"Kıbrıs'ı sattı" suçlamalarının hedefi olan Başbakan Erdoğan ise seçimlerden güçlenerek çıktı ve dolaylı da olsa Kıbrıs sorunuyla ilgili izlediği politikalara halktan onay aldı.
Peki bu ekip şimdi Kıbrıs sorununda ne yapacak?
***
Papadopulos dönemi Türkiye için Kıbrıs sorununda nispeten rahat bir dönemdi.
Referandum sonrası Paapdopulos'un izlediği politikalar nedeniyle Türkiye'nin fazlaca başı ağrımıyordu.
Şimdi Hristofiyas dönemi başladı.
Türkiye çözüm yönünde yeniden aktif bir politika izleyebilir ve anlaşmayla sonuçlanacak sürecin motor gücü olabilir.
Ya da taksimin.
Konuyla ilgili fazlaca yorum yapılamamasının sebebi Ankara'nın sessizliğinde yatmaktadır.
Bu sessizlik neye gebedir acaba?
|