|
Annan planının hazırlandığı ve henüz taraflara sunulmadığı günlerdi. Dönemin Birleşmiş Milletler yönetimi tarafların nabzını yokluyor ve hassasiyetleri not ediyor, sunulacak planın kabul görmesi için çalışıyordu.
Kıbrıs Türk tarafı ve Rum tarafı arasındaki en derin görüş ayrılığı, yeni oluşturulacak devlete yani yaygın olarak bilinen söylemi ile birleşik Kıbrıs'a nasıl ulaşılacağına ilişkindi.
Rum tarafı "tanınmış bir devlettir" tezinden hareketle Kıbrıs Cumhuriyeti'nde ısrar ediyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anayasası ile yasalarında yapılacak değişiklikle soruna çözüm bulunabileceğini öne sürüyordu.
Türk tarafı ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmamış olmasına karşın 28 yıllık süreçte birçok icraat yaptığını, geriye dönüşü olmayan kararlar aldığını söylüyor ve yeni yapının KKTC zemini üzerinden şekillenmesi gerektiğini belirtiyordu.
Bu kritik ve gergin tartışma dönemin Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides'in Birleşmiş Milletler'e sunduğu bir belge ile yeni bir hal aldı.
Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides 13 Mayıs 2002 tarihinde dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a aşağıdaki belgeyi sundu:
"This Non Paper Does Not Represent A Proposal Of The G/C Side But A Last To Overcome The Debate On Visions And Begin At Last Negotiations On Core Issues" başlıklı kağıt. (Taraflar -anlaşma olmayan - şu ön sonuçlara ulaştılar:
a- Zürih Anlaşmalarına dayalı 1960 Anayasası yeni düzenlemeleri yansıtamaz ve lağvedilir,
b- Kıbrıs Devleti Anayasasının dayanacağı yeni bir kuruluş anlaşması gerekir
c- Yeni kuruluş anlaşması Kıbrıslı Türk ve Rumların yeni siyasal ilişkilerini yansıtmalı ve siyasal eşitlik, iki kesimlilik ve iki toplumluluğa dayanmalıdır,
d- Siyasal eşitlik sayısal eşitlik değil, ama açıkça iki taraf siyasal eşit olmalı ve yürütme yasama ve yargıda aktif katılım sağlanarak Kıbrıs Rum çoğunluğu sayısal Türk azınlığa isteklerini empoze edememeli,
e- Taksim ve ayrılık yasaklanmalı. Tek egemenlik, tek kimlik ve tek yurttaşlık olmalı. İki kendi kendini yöneten devlet olmalı. Her birinin yürütme yasama ve yargı organları yanında polis ve sivil servisleri kuruluş anlaşmasına dayalı anayasada öngörüldüğü çerçevede çalışmalı
f- Kıbrıs devleti devlet olabilmenin tüm organ ve güçlerini taşımalı,
g- Kıbrıs devleti devletlerini empoze edememeli,
h- Güvenlikle ilgili her konuda anlaşmaya bağlı olarak garanti anlaşmaları devletlerin toprak bütünlüğü ve anayasal düzenlerini de kapsamalı,
i- Belli bir zaman içinde Türk tarafının ulusal gelirini yükseltecek plan hazırlanmalı,
j- Ana konular al-ver ruhu içinde tartışılmalı,
k- Varılacak anlaşma Avrupa Birliği'ne giriş ile birlikte Kıbrıslı Türkler ve Rumların ayrı referandumlarına sunulmalı ve olumlu olursa, taraflar egemen Kıbrıs Devletini yeni state of affairs'inin ortak kurucuları (cofounders) olmalı. (13.5.2002)
(Pilatus'un gölgesinde isimli kitabımda olayın detayları var)
***
Belgeden de açıkça görüleceği üzere Klerides, ilk kez Zürih anlaşmalarına dayalı 1960 yapısının yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin lağv edilmesini kabul eder.
Ve böylece kurulacak devletin egemenliği nerden alacağı tartışmalarında yeni bir terimin doğmasına yataklık eder.
Bu, son günlerde çokça tartışılan bakire doğum "Virgin Birth" terimidir.
İsa'nın annesi Meryem'in bir erkekle ilişkiye girmeden, Tanrı tarafından doğrudan hamile yapılmasını anlatır bakire doğum.
Kıbrıs sorununa uyarlanması da kurulacak devletin daha önce meydana gelmiş başka oluşumlardan etkilenmeyeceğini anlatmasıdır.
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, egemenliği kendiliğinden oluşacak ve daha önceki yapılarla bir ilişkisi olmayacak.
***
Bu teknik tartışmaya girmenin nedeni şudur.
Rum basını, "ki buna Annan planına evet diyenler de dahildir", bakire doğum terimini yeni işitmişler gibi yayınlar yapmakta ve tümü de retçi bir tutum izlemektedir.
Yukarıdaki belgeden de anlaşılacağı üzere bakire doğum kavramının deyim yerindeyse "isim babası" Klerides'in ta kendisidir.
Şimdi yeni bir dönem başlıyor.
Yeniden görüşmeler ve pazarlıklar olacak.
Annan planının 24 Nisan 2004'de yapılan referandumda reddedildiği ve yürürlüğe girmediği bir gerçektir.
Fakat, bu geçmişte yapılan pazarlıkları ve önerileri yok sayma anlamına gelmez.
"Dün dündür, bugün bugündür" mantığından hareket edilirse Kıbrıs sorunu gerçekten içinden çıkılmaz bir hal alır.
Tarihten kısa bir hatırlama ile bunu vurgulamakta yarar vardır sanırım...
|