|
Biraz da liderler arası görüşmenin yarattığı heyecanla siyasi gündeme takılıp kaldık ama Hristofiyas'ın deyimi ile "Kıbrıs sorunundan sonra en büyük felaket" bizi bekliyor.
Bu felaket nedir diye soranlara ve aslında konuyu umursamaz görünenlere yanıt hazırdır.
Biz Kıbrıs sorununun çözümünü bekliyoruz ama Kıbrıs'ı da korkunç bir susuzluk bekliyor.
Hem de nasıl.
Son 35 yılın en sıcak mart ayını yaşıyoruz.
"Mart kapıdan baktırır" derdi eskiler ve mart soğuğunun dert soğuğu olduğunu söylerlerdi.
Mart ayında serinlemek için klima yakacağımızı söyleseler gülerdik herhalde.
Ama gerçek o ki ne martın soğuğu kaldı ne de kısa süren nisan yağmurlarını göreceğiz.
Çölden gelen tozlu bir hava ve korkunç sıcak.
Mesele kuraklık boyutunu çoktan geçti.
Çimlenecek suyu dahi bulamayan arpalar ve buğdaylar olayını da aştık.
Yer altı suları bir bir kurumakta.
Akanlar da son demlerini yaşamakta.
Ve üstelik daha mart ayındayız.
Önümüzde ekim sonuna yani yağış mevsimine (eğer yağarsa) kadar 7 korkunç ay var.
Ve biz bu devasa sorun için ne yapacağız?
Ne gibi tedbirler alacağız ve ne planlamaktayız?
***
"Yunanistan'dan borularla su getireceğiz" görüşü Rum başkanlık seçimleri günlerinde söylenmişti.
Birçoğumuz gülmüştü bu görüşe, "seçim propagandasıdır" demişti.
Şimdi seçimler bitti ve Güney Kıbrıs'ta 2 seçenek üzerinde duruluyor.
Birincisi Lübnan'dan tankerlerle su taşınması.
İkincisi Yunanistan'dan borularla getirtilmesi.
Bir özel şirket ikincisine talipmiş.
Önümüzdeki günlerde Rum başkanlık sarayında konuyla ilgili toplantı yapılacakmış.
Kıbrıs Yunanistan'a yüzlerce kilometre mesafededir.
Sadece boru döşemenin maliyeti milyarlarca doları bulacağı belirtiliyor.
Fakat bu projeyi savunanlar "buna değer" diyor.
Çünkü küresel ısınma çağına girdik.
Susuzluk artık kaderimiz olacak.
***
Sadece 70 kilometre uzağımızda bulunan ve birçok nehri denize dökülen Türkiye'den su getirtilmesi için ne nutuklar atıldı, ne masallar söylendi.
Sırf şov olsun diye balonla taşındı da.
Ama o kadar.
Oysa şimdi tam zamanıdır.
Belki de 2 toplumlu bir proje yapılabilir.
Ortak derdimiz susuzluksa ve iki lider gündelik sorunların çözümüyle ilgili komiteler kurulmasına ilişkin anlaşmışsa neden olmasın.
Ve bizim yapmamız gerekenler.
Yeşilırmak'ta milyonlarca metreküp su denize akıp gidiyor.
Su Rum tarafına da gidebilir takıntısı nedeniyle oraya baraj inşa edilemiyor.
Güzelyurt'ta dalında kalacak portakallar için milyonlarca metreküp su harcanıyor.
Haspolat artıma tesisleri geliştirilemediği için tarımda kullanılacak milyonlarca metreküp su boşa gidiyor.
Kuyulardan hala denetimsiz bir şekilde su çekiliyor.
Susuzluğumuzu bir nebze giderecek denizden su arıtma tesislerinin inşası için gereken hızla çalışılmıyor.
Yapılan sadece şudur: kendi kendini dahi ikna etmekten aciz "suyu boşa harcamayın" kampanyaları.
"Su hayattır" gibi soyut sözlerinin arkasına saklanıp vicdanları rahatlatma.
Halbuki vicdani rahatlamadan öteye suya ihtiyacımız vardır.
Hem de en acilinden...
|