|
27 Mart akşamı Mağusa'da hoş bir nostalji yaşadık.
27 Mart tiyatrolar günüydü.
Mağusa Kültür Derneği yetkilileri derneğe bağlı Gençlik Kulübü, Tiyatro Kolu'nun sahneleyeceği oyuna davet etmişlerdi bizi.
Bizi derken, 22 yıl önceki ekibi. Çürük Elma ekibini.
Derneğin Tiyatro Kolu, 22 yıldan sonra ilk kez Çürük Elma oyununu sahneleyecekti.
Gençler uzun ve zorlu bir hazırlık sürecinden sonra 27 Mart'ta seyirci karşısına çıkmaya karar vermişler.
Şüphesiz ki hepsi de amatör ve tiyatro aracılığı ile sevenleriyle buluşmaktan başka amaçları yok.
Bir de seçtikleri oyunla gençlerin bakış açısıyla yaşanan sorunları duyurmak istiyorlar.
Eğitim sorunları, aile ve toplum ilişkilerindeki çarpıklık, öz değerlerimize uygun olmayan ön yargıların getirdiği bunalımlar ve benzeri gençlik sorunları çok güzel betimleniyor oyunda.
Gençler de iyi bir performans sergiliyorlar.
22 sene önce bu oyunu biz de oynamıştık. O dönem üniversiteli gençliğin örgütlü olduğu önemli bir güç olan Üniversite Temsilciler Konseyi'nin (ÜTK) Ankara şubesi üyeleriydik.
12 Eylül askeri yönetiminin olanca baskısına karşı toplumsal ve sosyal olaylara ilgi duyan, ülkesini ve dünyayı yorumlamaya çalışan bu çerçevede de siyasetin içinde olan üniversitelilerdik.
Aylarca süren zorlu bir çalışma temposundan sonra çıkarmıştık oyunu. Yalnızca Çürük Elma isimli tiyatro değildi çalıştığımız. Halk dansları ve Kıbrıs türküleri söyleyen korosuyla güzel bir program hazırlamıştık. Sadece Ankara'dan yüzü aşkın öğrenci görev alıyordu bu programda. İstanbul ve İzmir'deki arkadaşların da çıkardıkları benzer programlar vardı.
Yaz tatilinde Thallasemialılar Derneği yararına adım adım bütün Kıbrıs'ı dolaşmıştık. Çok sayıda kentte, kasabada ve hatta köyde sergilemiştik programımızı.
Derneğe hatırı sayılır bir yardım toplamıştık. Thallesemia belasının toplumun gündemine girmesini sağlamıştık.
Biz de toplumumuza karşı olan vefa borcumuzu bir nebze yerine getirmenin vicdani rahatlığıyla dönmüştük üniversitelerimize.
Üniversite Temsilciler Konseyi, kendinden önceki KÖGEF hareketinin bir devamı gibi görülüyordu ama kesinlikle ondan farklıydı.
KÖGEF'liler şimdi ülkeyi yönetiyorlar.
KÖGEF'in ilk başkanı şimdi cumhurbaşkanı makamında.
İkinci başkanı ise Başbakan.
Ve soğuk savaş yıllarında aldıkları eğitim çerçevesinde oluşturdukları biraz da tarikata benzeyen yapılarıyla bir döneme damgalarını vurdular.
ÜTK, onlardan farklı olarak dogmalara soğuk bakan, "örgüt disiplini" adı altında yapılan dayatmalara mesafeli ve bu ölçüde de tarikat görüntüsünden uzak, dünyayı yorumlamakta ve ülkeyi anlamakta daha özgür davranan, şimdi hepsi mesleklerinde son derece başarılı kuşağın örgütüydü.
Başka bir yazımızda bu sosyolojik ve politik olguyu ele alırız.
Mağusa Kültür Derneği'nin gençleri 22 yıl sonra hoş ve heyecan dolu bir nostalji yaşattılar bize.
Oyunun ilk repliği "bırakın beni haykırayım" sözleridir.
22 yıl önce haykırılanların bugünlerde ses vermesinden inanılmaz mutluluk duyduk.
***
Biraz gecikmiş de olsa tebrik etmek istiyorum Sevgili Sevilay Sadıkoğlu'nu.
Yüreğinin imbiğinden süzdüğü ve 10 yıldır biriktirdiği şiirlerini bir kitapta topladı.
Kitabın ismi Yüreğimin Seyir Defteri.
Güzel bir baskı ve toplam 283 sayfayla mutlaka okunması gereken şiirler var içinde.
Sevilay Sadıkoğlu "yaşantım hiçbir zaman tozpembe olmadı. Onu hep ben boyadım mantık fırçamla, gökkuşağına..." diyor önsözünde.
Yaşamının bir dönemine ben de tanık oldum. Birlikte çalıştık ve hala çalışmaktayız.
Realistik ama duygusal yaklaşımları her zaman beni etkilemiştir.
Kuşkusuz şiirleri de.
İşte kitaptan bir şiir: Eline, yüreğine ve bilincine sağlık Sevilay Sadıkoğlu diyerek:
Dünya savaşı
"Sırtımda bir kırbaç gibi şaklarken dertler,
başlar her sabah bir yaşam savaşı
her akşam ateş-kes...
her sabah yeniden başlar
bitmek tükenmek bilmez
kahrolası yaşam savaşı
nerede, ne zaman, nasıl bitecek
sırtımda kırbaç gibi şaklayan dertleri
ihtiyar dünyanın..."
|