|
Anayasa Mahkemesinin AK Parti ile ilgili kapatma davasını reddedeceğini sanıyordum.
Görünen o ki Türkiye uzun süre "kılıçların çekildiği" bir kavga ile boğuşmak zorunda kalacak.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dava kapsamından çıkarılmasına yönelik "uzlaşma" girişimi de Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi.
Dolayısı ile hem Cumhurbaşkanını, hem başbakanını hem de iktidar partisinin önemli yöneticilerini yargılayan bir ülke pozisyonuna düşecek Türkiye.
Geçmişte cumhurbaşkanlarının ipten döndüğü, başbakanların ya asıldığı ya da hapse gönderildiği göz önüne alınırsa aslında mahkemede yargılamak gayet masumane kalabilir.
"Her 10 yılda bir darbe yapılır" gerçeği Türkiye'nin makus talihine dönüştürülmüşken uzun süredir yaşanan siyasi istikrar ve ekonomik gelişme belli ki Türkiye pratiğinde bir anlam ifade etmiyor.
Anlamlı olan İttihat ve Terakki'den kalma "kışla ile cami" arasındaki mücadeledir.
Bu mücadele Türkiye'ye çok pahalıya mal olmaktadır ama kimse pahalı ödenen bedeli umursamamaktadır.
Önemli olan mücadelenin kendisidir.
Henüz galibi olmayan fakat Türkiye'yi hep ağır yaralı pozisyonda tutan bu kavganın nasıl sonuçlanacağı bilinmiyor.
Tıpkı AK Parti'nin kapatılıp kapatılmayacağının bilinmediği gibi. Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın siyasi yasaklı pozisyona düşüp-düşmeyeceğini kimsenin bilmediği gibi.
***
Bu bilinmezliklerle dolu Türkiye'nin Kıbrıs sorununda ne yapacağı da elbette bilinmemektedir.
Bu açıdan da Türkiye'ye bel bağlayanlar hüsrana uğrayacaklardır.
"Kıbrıs'ta olanlar Türkiye'nin sorumluluğundadır" deyip de Kıbrıs sorununda Türkiye'yi hedef alanlar da hüsrana uğrayacaktır, Türkiye'nin adım atmasını bekleyenler de.
Türkiye, iç politika açısından tarihinin en zorlu dönemlerinden birinden geçiyor.
Dolayısı ile bütün konsantrasyonu bunayken "Türkiye asker çeksin, garantörlükten vazgeçsin" türünden bastırmalardan sonuç alınacağını zannedenler hayal görüyorlar.
Türkiye böylesi zor bir dönemeçteyken Avrupa Birliği'nin "Kıbrıs sorununda adım atmıyorsun, öyleyse seni cezalandıracağız" demesini bekleyenler de hayal görüyor.
Avrupa Birliği'nin, Türkiye'yi tam üye yapmak için uğraşan bir hükümete tam destek vereceği açıktır.
Ve bunu yapmaya da başlamıştır.
Kendi içine kapanacak olan Türkiye'nin Kıbrıs sorununda 2004 sürecinde olduğu gibi cesur adımlar atması mümkün olmayabilir.
Ama bu pozisyonun da Kıbrıs sorununun kilitlenmesine yol açmaması gerekir.
Nasıl mı?
***
"Kıbrıslılar kendi aralarında uzlaşmaya ve çözüme ulaşmalıdır" tezi belki de ilk kez önem ve değer kazanmıştır.
Türkiye ve Yunanistan'ın Kıbrıs sorununda etkili oldukları muhakkaktır ama Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların varacağı bir uzlaşma da belirleyici olacaktır.
"Biz anlaştık" diyenlere kim çıkıp da "siz kendi ülkenizi düzenlemek için anlaştınız fakat ben kabul etmiyorum" diyebilir.
Kıbrıs sorununa taraf olanların elbette asgari çıkarları korunacak ve bu noktada Kıbrıslıların varacağı bir çözüm şekli de kabul görecektir diye düşünüyorum.
Bunun için fırsat vardır, konjonktür uygundur ve her iki tarafın liderliği de gerekli perspektiflerle donanmıştır.
Şimdi liderliklerini gösterme zamanıdır.
Kıbrıslı bir çözüm için...
|