|
Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe'nun devam etmekte olan ziyareti ve görüşmeleri Kıbrıs sorununda yeni bir evreye girildiğinin göstergesidir.
Pascoe ve ekibi adaya varır varmaz pazartesi günü Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofiyas ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldiler.
Pascoe ve ekibinin bugün de 2 liderle buluşması bekleniyor.
Bu görüşmelerden çıkacak sonucun taraflar arasında müzakerelerin yeniden başlaması olmadığı malumdur.
Liderler komiteler kurarak müzakereleri başlattılar ve komitelerin 3 aylık çalışma periyotlarından sonra yeninden bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.
Bu nedenle görüşmelerin başlayacağı kesindir.
Kesin olmayan şey Pascoe'nun temaslarından sonra ortaya çıkacaktır.
O da şudur: Görüşmeler Birleşmiş Milletler'in inisiyatifinde ve onun gözetiminde yapılacaktır.
Peki taraflar Birleşmiş Milletler'e ne kadar yetki devrinde bulunacaklardır?
İşte Pascoe'nun saptayacağı budur.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon geçmişte yaptığı açıklamalarda "Kıbrıs'ta taraflar irade ortaya koyarlarsa biz devreye girmeye hazırız" demişti.
İradeye gereksinim olduğunun altını defalarca çizmişti.
Genel Sekreter'in yardımcısı Pascoe da liderlerle yüz yüze görüşerek bu iradenin ne ölçüde olduğunu tespit etmeye çalışacak.
Ondan sonra da Genel Sekreter'e ve onun vasıtasıyla Güvenlik Konseyi'ne rapor sunacak.
Nihai kararı da Güvenlik Konseyi alacak.
***
Referandumlarla sonuçlanan Birleşmiş Milletler Çözüm Planı (Annan planı) sürecinde Kıbrıs'ta taraflar Birleşmiş Milletler'e hakemlik yapma ve uzlaşılamayan konularda görüş ortaya koyma yetkisi devretmişlerdi.
Bu yetki aslında bir arabulucuya verilebilecek en yüksek yetkiydi.
Uluslararası topluluğun ve etkili güçlerin de devreye girmesiyle oluşan bu durum Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumları referanduma kadar götüren süreci başlatmıştı.
Şimdi başlayan süreçte bu tür yetki devrine ihtiyaç var mıdır?
Diplomatik kulislerden sızan bilgilere göre Pascoe liderlerle bu konuları konuşuyor.
Görüşlerini alıyor ve ortak noktalar saptamaya çalışıyor.
Rum tarafı "hakemlik ve baskıcı takvimler istemiyoruz" şeklindeki görüşünü Pascoe'ya iletti.
Türk tarafı görüşmelerin ilanihaye sürmemesi gerektiğini aktardı.
Bir de Genel Sekreter'in en kısa sürede özel temsilci atama gerekliliğini.
Şimdi üzerinde durulması gereken nokta şudur: Komiteler çalışmalarını yürütür, liderler bir araya gelir ve müzakere yaparlar ama temel konularda anlaşmaya varamazlarsa ne olacak?
Örneğin Rum tarafı Garanti ve İttifak Anlaşmalarının iptal edilmesinde ısrar ederse ve Türk tarafı da bunu reddederse ne olacak?
İşte bu noktada arabulucuya ihtiyaç duyulmayacak mı?
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Talat ve Hristofiyas'ın farklı görüşlere sahip oldukları bir gerçektir.
Eğer farklı görüşleri olmasaydı Hristofiyas seçilir seçilmez bir anlaşmaya ulaşılırdı.
Farklı görüşlerin bir ortak noktada buluşmaması da mümkündür.
Arabulucu bunun için gereklidir.
Tarafları mümkün olabilecek en iyi uzlaşmaya götürmek arabulucunun işidir.
Ve bu işi yapması için de taraflarca yetkilendirilmelidir.
Umarız Talat ve Hristofiyas Pascoe'ya gerekli yetkiyi verirler.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri de özel temsilcisini atar ve süreç başlar.
Yoksa Kıbrıs'ın değerli zamanını yöntem tartışmalarıyla harcama lüksümüz yoktur...
|