|
Keşke bize Avustralya'da, zirai ilaç kullanmadan, biyolojik mücadeleyi nasıl başardıklarını öğrenip aktarsaydınız. ( yaptıysanız ve ben görmemişsem özür dilerim. Lütfen tekrar yayınlayın) Biz de öğrensek, hep beraber ilgililerden talep etseydik! Çünkü Cumhurbaşkanı ve ailesi tabii ki, çareyi bulmadı. Bulamadı.
Halkın yediğini yiyor ve bu konuda dikkatli olduklarını söyleyen üreticiler birliğinin üyelerine güvenerek yaşamaya devam ediyor.
14 Mart 2008 Cuma günü bu köşede yazımın başlığı "Sağlık sistemi zaten hasta..." idi.
O yazımın bir bölümünde de şunları yazıyordum:
"... Kaderin cilvesine bakınız 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, o zaman ciddi bir kalp ameliyatı geçirmişti. Şimdiki Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da göreve daha yeni seçilmişken kalp ameliyatı geçirdi.
Ameliyat sonrası Sayın Talat, sağlığına özen gösteriyor. Özen gösterirken özellikle beslenme konusuna titiz.
Masasında kendi üretimi sebzeler var.
Zaman zaman Türkiye'den hormonsuz sebze ve meyvelerin hediye olarak kendisine gönderildiği haber olur.
Demek ki Cumhurbaşkanı Talat, manavlarda, marketlerde satılan sebze ve meyveleri sağlıklı beslenme bakımından uygun özellikte bulmuyor.
Hiç ama hiç kuşku yok, Cumhurbaşkanı, manavlardan örnek toplayıp tahlil yaptıracak kişi değil. Ama eğer bu ülkenin Cumhurbaşkanı, manavdan, marketten alınan sebze ve meyveleri tüketmekten kaçınıyor ve bunu kamuoyundan gizlemiyorsa bundan mesaj alması gerekenler var.
Eğer bunun mesajı alınmıyorsa, Cumhurbaşkanı'nın günlük hayatta tüketilen ürünlere güvensizliği kamuoyu ile paylaşılmasın.
Hade Cumhurbaşkanı çareyi buldu, hormonsuz sebze, meyve bulup tüketiyor... Peki vatandaş ne yapsın?
"Bugün tıp bayramı hormonlu sebzeleri mi konuşacağız?", diyenlerin sesini duyar gibiyim. Evet, konuşacağız. Çünkü sağlıklı yaşamın en önemli kaynaklarından biri sağlıklı beslenmedir."
* * *
Yazımla ilgili Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat, 18 Mart 2008'in ilk saatlerinde elektronik postayla aşağıda aynen size aktardığım mektubu iletti.
" Sayın Hastürer,
Öncelikle, adaya hoş döndünüz. Dünyanın bir ucu diye nitelediğimiz Avustralya'da bulunduğunuz süre içerisinde oralardan haberler ilettiniz. Ben dâhil birçok okuyucu da eminim ki okuyup bilgilenmekten mutlu olduk. İzlenimlerinizi bize aktarmanız oldukça hoş ve ilgi çekiciydi.
Ancak 14 Mart 2008 tarihli Kıbrıs Gazetesinde yayınlanan köşenizi okurken, kusura bakmayın ama bende yine o kurtulamadığım hastalık depreşti. Zaman zaman içine düştüğüm bir kötü durum bu. Arzu ettiğim bir şey değil ama ne yapayım? Siz gazetelerde köşe yazıları yazanlar veya haberlerin yayınlamasında görev alanlar bunun sebebi oluyorsunuz zaman zaman.
Neyin mi? Anlattıklarınız acaba ne kadar gerçek ne kadar yalan veya ne kadar uydurma diye düşünmekten kendimi alıkoyamama sendromu benimkisi. Aslında hoş bir hastalık tablosu değil. Güvensizlikle, her okuduğunuzun ardından "acaba doğru mu" diye sormak ve tedirgin olmak... Sürekli kuşku duymak... Gazeteciler örgütlerine büyük görev düşüyor bu konuda biliyorum ama onlar da anlaşılan hala bir tedavi yöntemi bulamamışlar.
Evet, önceden de rastlamıştım bazı yanlış aktarımlarınıza ama bu sonuncusu beni yine üzdü. Siz ve sizin gibi yazılı, sözlü ve görüntülü basında yer alanlar aslında çok dikkatli olmalılar. Güvensizlik yaratmaktan öte, geleceğe düşülen notların yanlış ve yalan olmaması gerek. Sonra ileride yapılacak araştırmalar olursa eğer, ki mutlaka olacaktır, sizin bu gerçeği öğrenmeden, defalarca düzeltilmiş olmasına rağmen, başka bir yalan habere dayalı olarak alıp kullandığınız haber kim bilir nasıl yer alacak? Mesela şöyle bir anlatım yer alırsa 30 yıl sonra bir araştırmacının sayfaları arasında bunda sizin de katkınız var diye sevinç duymanız gerek diye düşünüyorum:
"2008 yılında KKTC'nin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hormonlu gıdalarla beslenen halkını hiçe sayarak, kendini kurtarmak yolunu bulmuş ve manavlara uğramadan kendi bahçesinde ürettikleri ve Türkiye'den getirdiği hormonsuz gıdalarla beslenmeyi adet edinmişti... ) (bkz. Habere Bakış, H. Hastürer. 14.03.08 Kıbrıs Gazetesi)"
Şimdi, Sn. Talat'ın en yakınında yaşayan ve durumun böyle olmadığını en iyi bilen ben, böyle bir düşünceye sahip ise bir telefonluk mesafesinde yaşayan ve istediği her an ona ulaşıp bilgi aldıktan sonra hakkında yazabileceğini bildiğim birisi böyle yazınca ne yapmalıydım? Üstelik de zaman zaman arkadaşı olduğunu da söyleyen bir köşe yazarı olan sizin bu yazdıklarınızı okuyunca neler hissetmeliydim? Sizin camiada yazan ender güvendiklerimin giderek azalmasına mı yoksa bu tavrın aslında insanlara haksızlık olduğunun da bilinci ile karşı çıkıp sizi hemen aramalı mıydım? O "bir kasa domates" meselesinin, aslında hormonsuz değil de sadece eski domates tadının anıldığı bir ortamda sırf bir yörenin güzel bir tadını hatırlatmak için gönderilmiş bir hediye olduğunu belki de okumuş bile olsa unutmuş olan size anımsatmalı mıydım?
Neyse, Siz Avustralya'da iken Tarım Bakanlığının denetimleri sonrasında yok edilen fasulyeler ve diğer sebzeler de vardı bu memlekette diye sonlandırayım sözlerimi.
Denetimler tamam mı değil mi ayrı bir konu ama bu konuda eleştiriler yapmadan ve öneriler getirmeden önce, öncelikle ilgili örgütleri aramak ve konunun ne boyutlarda olduğunu öğrenmek gerek diye düşünüyorum.
Ve Sn. Hastürer, lütfen bir fikri yazıp yayınlamadan önce daha hassas davranın. Geleceğe haksızlık yapmayın.
Mehmet Ali Talat'ın eşi olarak ben, biraz da ilgi alanım ve profesyonel yaşamımla da alakalı olduğundan, yıllardır mutfağımızda dikkatli davranmaya çaba harcıyorum. Gıda ürünlerinde var olabilecek pestisitlerin ve kullanılan hormon ve türevlerinin varlığının insan sağlığı için ne kadar kötü olduğunun bilinci ile bu uğurda verilen bilinçlenme çalışmalarına da hep katkı koymaktayım.
Turfanda sebzelerin tüketilmesinde cimriyim. İlaçlı olduğunu düşündüğüm meyveleri iyice yıkayıp kullanıyorum. Ve bu bilincin bir kültür olarak üreticinin de yaşamına girmesi için yakın çevremden başlayarak genişleyen bir halka içerisinde elimden geldiğince propagandalarımı sürdürüyorum.
İlgili kişilerin, çevreciler dahil, herkesin bu konuda ortak bir mücadele yürütmesi şart. Bu konuda size de düşen görev, başkalarına sataşmadan ve rahatsız etmeden, üretici- idareci işbirliğinde bu önemli konunun bilince çıkarılmasını sağlayıcı, teşvik edici ve bilgilendirici yazılar yazmak olmalıdır.
Keşke bize Avustralya'da, zirai ilaç kullanmadan, biyolojik mücadeleyi nasıl başardıklarını öğrenip aktarsaydınız. ( yaptıysanız ve ben görmemişsem özür dilerim. Lütfen tekrar yayınlayın) Biz de öğrensek, hep beraber ilgililerden talep etseydik! Çünkü Cumhurbaşkanı ve ailesi tabii ki, çareyi bulmadı. Bulamadı.
Halkın yediğini yiyor ve bu konuda dikkatli olduklarını söyleyen üreticiler birliğinin üyelerine güvenerek yaşamaya devam ediyor.
Sağlıkla kalın.
Oya Talat
Günün sözü: Yalanla dolanı yan yana koymuşlar, sevgisizlik doğmuş.
18.3.2008"
* * *
Okurlardan gelen mektupları sizlerle paylaşırken yorum yapmama ilkemi korumak istediğim için Oya Talat'ın yazdıklarıyla ilgili de hiç bir yorum yapmayacağım.
Günün sözü:
En yüce yargı halkın yargısıdır
|