Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Yoldan çıkıp takla atan otomobilin sürücüsü öldü
Bebek kürtajla alınacak
Ya yasanız gidecek, ya da siz
Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklenti olmamalı
Kemal Sunal, mezarı başında anıldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

İş yerine laf üretenler

Hasan Hastürer

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   29 Mart 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

İş yapması gerekirken yapmayıp, laf üretenlerle, iş üretenlerin ortak dilde buluşması çok zor adeta imkânsız. Laf yapanlar için her türlü adımın amacı "lafa" malzeme bulmaktır. Bu yaklaşımda olanlar için iş yapma gailesi yok. Aslında iş yapmaktan da çekinirler. Çünkü iş yapan insanın uzun vadeli istikrarlı bir tavır izlemesi gerekir. Halbuki laf yapan adam, dün söylediğini bir gün sonra yalar ve yerine başka laf koyar. İşi laflamak olanın, işi üretmek olana karşı gizli bir kıskanma içinde olması da çok doğaldır

Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırMIŞ...

"-MIŞ" diyorum çünkü salt konuşmak anlaşmak için yetmez.

Bazen insanlar konuşurken "Ayni dili konuşuyoruz, mutlaka anlaşırız" gibi laflar ederler.

Halbuki şeklen ayni dili konuşmak anlaşmaya yetmez.

Anlaşmak için kelimelerin ötesinde özde, konunun ruhunda ortak dili bilmek, bulmak gerekir.

Bizim küçük dünyamızda ciddi anlamda bir diyalog sorunu vardır.

Konuşur gibiyiz genelde. Ancak ortak dili bulma sorunumuz çoktur.

* * *

Bazı insanlar konuşarak kendilerini anlatmaya çalışır, bazıları ise yaptıklarıyla.

İş yapması gerekirken yapmayıp laf üretenlerle iş üretenlerin ortak dilde buluşması çok zor adeta imkânsız.

Laf yapanlar için her türlü adımın amacı "lafa" malzeme bulmaktır. Bu yaklaşımda olanlar için iş yapma gailesi yok. Aslında iş yapmaktan da çekinirler. Çünkü iş yapan insanın uzun vadeli istikrarlı bir tavır izlemesi gerekir. Halbuki laf yapan adam, dün söylediğini bir gün sonra yalar ve yerine başka laf koyar. İşi laflamak olanın, işi üretmek olana karşı gizli bir kıskanma içinde olması da çok doğaldır.

Neden doğaldır?

Çünkü o laf üreten de çok iyi bilir ki yüz kilometre laf, bir milimetre işten değerli değil.

İşle laf arasındaki kıyaslamayı ortadan kaldırmanın yolu, iş üreteni sindirmeden geçer.

Bu nedenle değil mi ki bizim ülkemizde iş yapmaya kalkanların başına "belalar" gelir ve sonunda pek çoğu "İş yapmaya kalktık, başımıza bela aldık" diyerek pes etmektedir.

İş yapan cepheden her pes, lafçılar cephesinde "şampanyalar patlatılarak" kutlama nedenidir.

* * *

Bu genel geçer doğruyu net bir şekilde gördüğünüz zaman ilişkileriniz çok rahatlar.

İlişkileriniz rahatlar çünkü, kimin ne olduğunu bilirsiniz.

Büyük çoğunluğun bunu görmesinin önünde ciddi bir engel vardır.

Statükoda statüleri olanların ortak yan mesleklerinden biri "iyi perdeci" olmalarıdır. En geniş kesimlerin gerçekleri görmesi perdelendiği oranda lafların iş gibi değer bulması kolaylaşır.

* * *

Her gün yazarım... Çok sayıda radyo ve televizyon programına katılırım...

Hiç bir zaman ikna etme gibi bir yaklaşım içinde veya iknacı olmadım. Çünkü özellikle bizim coğrafyamızda ikna, kandırarak inandırma için yapılandır. Ne kadar çok iyi kandırmacıysanız o kadar iyi iknacısınız.

Her türlü propaganda çalışmasının amacı da iknadır. İkna ederek ürün pazarlanır, ikna edilerek bir şirkete ortak yapılır ve ikna ederek oy alınır. Örnekleri daha da çoğaltmak olası.

Bu yaklaşımla bakıldığı zaman ikna etik bir davranış değil. Çünkü gizlenen, açıkça söylenmeyen "kandırma" niyetidir.

Amaca ulaşıldığı zaman ikna etmek için söylenenlerin, yapılanların tümüne yakını çöpe atılır.

Siyasal amaçlı ikna malzemelerinin hepsi seçimin ertesi günü çöpe yollanmıyor mu?

Demokrasisi gelişmemiş toplumlarda siyasal partiler için propaganda dönemi söylevleriyle sonrası bu nedenle oldukça farklı.

* * *

Kuşkusuz iknacılığı da savunanlar var.

İknacılığı savunanlara göre ikna edilme olmazsa, karşıdakinin yapması istenen, şiddet dahil başka yöntemlerle yaptırılır. Bu yaklaşımla ikna yani kandırma yöntemleri savunulmakta.

İşte tam bu noktada aslında insanların boyun eğmesi, eğdirilmesi savunulurken söylenen, savunulan, "Ya kandırarak ikna et, ya da susturarak yok et" yaklaşımıdır.

Kuşkusuz yok etme her zaman öldürerek gerçekleştirilmez. Baskıcı bütün yöntemler bu noktada geçerli.

...Böyle noktalarda iknacı kadrolar bu tür etik dışı davranışları da çok profesyonelce savunup pazarlarlar.

Günün sözü:

Gerçek güneşini örten en yoğun bulut kişisel çıkardır

   434 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Aziz Kent'in gördüğü adres TC Büyükelçiliği...
04 Temmuz 2008, Cuma   Yurt dışındaki insan kaynaklarımızı da bilmiyoruz...
03 Temmuz 2008, Perşembe   Rauf Denktaş'tan mektup var...
02 Temmuz 2008, Çarşamba   Talat'ın dört buçuk saatlik sabrı ve Hristofyas'ın sıkıntısı...
01 Temmuz 2008, Salı   Sıkıntı lafı kıvırmada...
30 Haziran 2008, Pazartesi   Bunun adı adres olmaktır...
29 Haziran 2008, Pazar   Dün, bugün, yarın... İşte Budapeşte...
28 Haziran 2008, Cumartesi   KTHY'nin talihsizliği nerede?
27 Haziran 2008, Cuma   Kalitesizlikten öte kullanılamaz su...
26 Haziran 2008, Perşembe   Tarihi izlerine baktım, bugünü ve geleceği düşündüm...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

DENKTAŞ'I DA TUTUKLARLAR MI?

Ali Baturay

BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ

Hasan Hastürer

Aziz Kent'in gördüğü adres TC Büyükelç...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALKTA İPSARO DUYARLILIĞI...

Bilbay Eminoğlu

Bir bardak yeşil çaya ne dersiniz?

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınları ve cilt kanseri

Dr. Umut Altunç

KLİMA İLE GELEN ATEŞ!

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

Sarkozy'nin Akdeniz projesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

ULUSLARARASI İSKELE FESTİVALİ II. ŞİİR BUL...

Psikolog Ayla Kahraman

Zamanı yaşamak ya da harcamak

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Ç İ N Tuzu Dedikleri...

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK EGEMENLİK, TEK VATANDAŞLIK

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital