|
Kendimi bildiğim ilk günden beri insanların çoluk çocuğunu "kuzum" diye sevmelerine tepki koydum.
Bir... Kuzu hangi hayvanın yavrusudur? KOYUNUN.
İki... Kuzu büyüdüğü zaman ne olur? KOYUN.
Bizi gerek tek tek, gerekse toplum olarak hep "kuzum" diyerek sevdiler. Bizi severlerken bile bizi ne olarak görmek istediklerini fısıldadılar kulaklarımıza sanki de.
Ne aslan dediler ne de kaplan...
Yazılarım genelde günlük not tutma içeriği taşır. Bu nedenle zaman zaman o yazılarımı anımsayıp sizlerle paylaşırken hem zaman tünelinde o günleri yolculuk ediyoruz hem de o yazıların güncel geçerliliğini yorumlama şansı buluyoruz.
Dün yazımı yazmak için bilgisayarın başına geçtim. Telefonlar susmuyor. Sağlık sorunundan, trafikteki düzensizliğe kadar şikayetler akıp gidiyor...
Taksici bir arkadaş Beyarmudu kapısından aradı. Geçişte işlem yavaşlığından şikayet etti. "İki memur oturuyor. Uzattığım beş kimlik ve pasaportu bölüşüp, hızla sonuçlandıracaklarına biri işlem yapıyor öteki seyrediyor. İtiraz edince de, 'Nere istersen git' dediler. Basit bir sorun olabilir ama her geçişte yaşadığımız benzer davranışlardan usandık."
Hakikaten aktarılan öteki sorunlarla kıyaslandığı zaman çok basit olabilir ama sonuçta insanımızı rahatsız ediyorsa sorundur...
Çünkü taksici arkadaş bu olaydan yola çıkıp, "İnsan sevgimiz özürlü" dedi.
Bu söz bana bir biçimde 1 Ocak 2005'te yazdığım, "Bizi hep "kuzum" diye sevdiler" yazımı anımsattı... Gelin bu Cumartesi günü üç yıl önce yazdığım o yazımı birlikte okuyup dünden bugüne bir düşünce yolcuğu yapalım...
İşte 1 Ocak 2005'teki yazım...
* * *
"1960'lı yıllardan başlayarak yılbaşlarını anımsarım.
K. Kaymaklı, Lefkoşa'nın dibindeydi ama köydü. Bugünle kıyaslandığı zaman Lefkoşa bile köydü o yıllarda.
1963 olayları sonrası orta büyüklükte bir açık hava hapishanesi gibiydi Lefkoşa'nın Türk kesimi.
Sosyal yaşam neredeyse sıfıra yakındı.
Kebapçı Anibal ile Gençlik Gücü kulübü arasındaki yol açık hava hapishanesinin volta yeri gibiydi.
Düşünebilir misiniz özellikle pazar öğleden sonra, Atatürk heykeli önündeki bayrak törenleri insanlar için bir eğlenceydi. Bando yerini alır, İstiklal Marşı ile bayrağın gönderden indirilmesinden önce marşlar, çeşitli popüler parçalar çalardı.
O ortamda yılbaşı akşamları için insanların gideceği en lüks yerler Saray Otel ve Çağlayan'dı.
En zor koşullarda bile yılbaşı akşamlarının yeri vardı insanların yaşamında.
1974'e kadar yılbaşı akşamları yenilen yemekler ve eskilerin anılarını anlatmasıyla yaşanırdı.
Değişen zamanla yılbaşı kutlama kültürü de değişti.
Dün öğle saatlerinde Köşklüçiftlik'te Osman Paşa ve Mehmet Akif caddelerinden şöyle bir geçtim.
Çoğunluğu liseli gençler, okuldan eğlenceyi küçük lokantalara taşımışlardı. Bayramda bile giymedikleri en şık en renkli giysileriyle havalarını atıyorlardı. Neredeyse kaldırımlara taşan eğlenceleri beni ne rahatsız etti ne de kaygılandırdı. Yakışıyordu eğlenmek onlara.
Gençlere bakarken biz Kıbrıslı Türklerin dünden bugüne, bugünden yarına yaşam serüvenimizi düşündüm.
Kıbrıs Türk insanına bir kez daha hayran olduğumu fark ettim. Kıbrıslı olmaktan duyduğum gurur bir kez daha kıpır kıpır oldu içimde.
* * *
Kendimi bildiğim ilk günden beri insanların çoluk çocuğunu "kuzum" diye sevmelerine tepki koydum.
Bir... Kuzu hangi hayvanın yavrusudur? KOYUNUN.
İki... Kuzu büyüdüğü zaman ne olur? KOYUN.
Bizi gerek tek tek, gerekse toplum olarak hep "kuzum" diyerek sevdiler. Bizi severlerken bile bizi ne olarak görmek istediklerini fısıldadılar kulaklarımıza sanki de.
Ne aslan dediler ne de kaplan...
Gün boyu sürü olarak güdülen, akşam olduğu zaman da mandıraya kapatılan bir hayvanın adıyla sevildik.
Kıbrıs Türk insanı uzun yıllar sömürge idaresini yaşadı. Sömürge döneminde başını kaldıramadı.
Sömürgeciliğe karşı dünyanın hemen hemen her köşesinde mücadeleler yükselirken biz kendi dünyamızda Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ile tanıştık. EOKA'ya karşı kurulmuştu ama önceliği Kıbrıs Türk Halkını baskı ile sindirmeye vermişti.
"İmza teşkilat" diyerek neler yapılmadı bu toplumda...
Kıbrıs Türk Halkı dünyada en uzun süre sivil olmayan koşullarda yaşayan toplumlardan biridir.
Onurlu Kıbrıs Türk insanına yıllardır "koyun" muamelesi yapılmaktadır.
Bizim toplumumuzda demokrasi mücadelesi gibi görülen mücadele aslında "koyunluktan" ya da Kıbrıs ağzıyla, "GOYUNLUKDAN" kurtulma mücadelesidir.
Yıllarca bize çoban seçme hakkını bile çok gördüler.
Sonra kağıt üzerinde çoban seçme hakkı daha demokratik oldu.
İşte bu noktada mücadele sırat köprüsü üzerinden geçer bir hal aldı. Halk, koyunluktan kurtulma mücadelesini öne çıkarıp seçimleri çoban seçme özgürlüğü olmaktan kurtarmak isterken en önde görünenlerin bunu algılayamadıkları gözlendi.
Halbuki koyunluktan kurtulmadıktan sonra çobanın iyi ya da kötü olması neyi değiştirebilirdi?
* * *
Dün akşam bu satırları yazmadan aklıma bir soru daha geldi.
"En çok ihanete kim uğrar"
Kuşkusuz akla ilk gelen; sevgililer. Sevginin bittiği yerde bitirici adımı atan sevgiye ihanet etmiş kabul edilir. Ancak sanırım en geniş kesimleri ilgilendiren ihanet demokrasiye karşı işlenen ihanettir.
Demokrasi ihanetleri bizim küçük dünyamızda da sık sık yaşanıyor.
Demokrasi, bazılarına göre köprüyü geçene kadar "dayı" denilen "ayıdır."
Demokrasi, en yalın tanımlamasıyla halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimidir.
Aile içi demokraside halk, aile bireyleridir.
Spor kulübünden, siyasi partilere kadar uzanan örgütlerdeki demokraside halk, üyelerdir.
Halkın egemenlik hakkını kullanmaya getirilen her türlü kısıtlama demokrasiye, demokratik yaşama karşı bir darbedir.
Koşullar öyle şekillendirilir ki halk kendi egemenliğine karşı yapılan darbeyi alkışlayabilir de. Ancak bu alkışlar demokrasiye karşı darbeyi meşru konuma getirmez.
2005'in ilk gününde bu konuya niye dokunmak istedim? Çok açık. Hayran olduğum Kıbrıs Türk insanı tüm baskılara ve yıllardır sürdürülen "koyun muamelesine" rağmen onurlu kişiliğini özünde korumaktadır. Ancak 2005 yılında Kıbrıs sorununun çözümü kadar hatta daha önemli olan koyunluktan kurtulmadır. Seçimleri bu yönde değerlendirdik ala, değerlendiremezsek yaşanacak gelişmeler ne olursa olsun mandıra düzeni devam edecek, çobanın kim olduğu ise hiç önemli olmayacaktır."
Günün sözü:
Zavallı koyun sürüsü! Çobanı da besler, çobanın köpeğini de, kurdu da...
|