|
Bizde hassas ve yıpratıcı uygulamalara karşı bir yapı oluşturma çabası var. Ya da olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Ancak bizde de en ciddi sorun kurumlaşma yerine iki dudak düzeninin devam etmesinden yana olanları etkinliğidir. Bir ülkede bakan talimatıyla yapılan işler ne kadar çoksa orada yönetim o kadar bozuktur
Buzdolabının bir köşesinde unutulan ve bozulan bir yiyeceği atarsınız.
Manavda elma kasasında bozuk elma varsa o bozuklar atılarak geriye kalanların ömrü uzatılır.
Bozulmaya karşı hayatın herhangi bir alanında duyarsız kalırsanız bozulma, kokuşma toplumu tümden sarar ve çare adeta olanaksızlaşır.
Geleceğini düşünen tüm toplumlar öncelikle toplumsal bozulmaya karşı özel duyarlılık gösterir.
Biz ölçülebilir değerler bakımından küçük bir ülkenin, küçük bir toplumuyuz.
Hani bir söz var, KIRK DERVİŞİZ BİR BİRİMİZİ BİLMİŞİZ...
Ülkenin küçüklüğü nedeniyle "Mağusa'da bir kaçırsa, Lefke'de kokusu duyulur" da derler...
Kirlenmeye, bozulmaya karşı duyarlılık bir kez geri vites taktı mı, yeniden ileri vites takmak çok daha zordur.
Gazetecinin kulağı delik olur.... Kulağımızı delik tutan da bilgi akışını sağlayan duyarlı insanlarımızdır.
* * *
İnsanımız espri yüklüdür.
Az kelimeyle neler anlatmaz ki insanlarımız?
Dün bir okur arada...
"Hasan Bey beni eyi dinleycen. Tamam mı?" dedi.
"Tamam" dedim.
Arayan kamu görevlisiydi.
Kendini de tanıttı ama ekledi: "Söylediklerimi yazacaksan yaz ama adımı goma ha!"
"Merak etme" deyince anlatmaya başladı:
" Asparagasya diye bir ufacık devlet varmış.
Şakaynan garışık devletcilik oynarlarmış.
Müzik aleti olarak değil, bildiğin mecliste yapılan ganunları da varmış.
Bakanlar bakmazken o galabalık bakanların da gözlerini boyamışlar... Bakıyorlar ama görmüyorlarmış..."
"Eeee hade bakalım saadete gel" dedim.
"Tamam Hasan Bey, azıcık sabırlı ol" deyip devam etti.
" Asparagasya da ırgatların çoğu başka yerlerdenmiş. Kaçak olmasınlar diye ganun yapılmış.
Uymayanlar hapı yutacak demişler.
Aldanıp da kaçak çalıştıranların başına kocaman kocaman daşlar bırakırlarmış.
Namuslu ya da gorkan tüm işverenler işlerini dosdoğru yapmaya başlamış. Onlarda da bizdeki gibi Sosyal Sigorta, İhtiyat Sandığı varmış...
Guruşuna kadar yatıranlar başını yastığı rahat goyup uyurmuş.
Ama bazıları o kadar safmış ki SU UYURKANA DÜŞMANIN UYUMADIĞINI unutmuş.
Gene garşıdan gelen taşeronlara iş yaptıranlar olurmuş.
Taşeronla anlaşmasına "kaçak çalıştırma olmaz haaa!" diye madde goysa da her Allahın günü taşeronun adamlarını kontrol edecek hali de yok tabii..
Taşeron rakip inşaat şirketlerinden biriyle anlaşıp izinsiz işçileri işyerine sokar. Anında bakanlık haberdar edilir. Bakan talimatı çatlatır... İşyerine merkezden komiser Colombolar gider... Yüz küsur çalışandan sadece 3-5'ini ismen arayıp pirinç torbasında gara daş gibi bulurlar... Onların taşeronun adamları olduğu anlatılmaya çalışılsa da ahbap hatırına operasyon devam eder... O güne kadar bu konuda ihtarı bile olmayan iş sahibini kafasına topuzu çatladırlar...
Namuslu iş adamı goşturur ama nor deyenlere peynir dedirtmek için anası ağlar. Ama nafile...
Bakanın iki dudacığı kolay kolay doğru yönde peynir dememekte direnmiş..."
* * *
Espri ile anlattı.
Ben de dinledim.
Aslında her gün ne hikayeler dinliyoruz ki...
Sonunda sordu: "Bu tür olaylar bizde da olur mu sizce?"
Üstüne basa basa yanıtımı verdim: "ASLAAAAA!!!"
Çatlattı kahkahayı...
* * *
Bizde hassas ve yıpratıcı uygulamalara karşı bir yapı oluşturma çabası var. Ya da olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Ancak bizde de en ciddi sorun kurumlaşma yerine iki dudak düzeninin devam etmesinden yana olanları etkinliğidir. Bir ülkede bakan talimatıyla yapılan işler ne kadar çoksa orada yönetim o kadar bozuktur.
İşin bir diğer yanı Bakanın gizli diye verdiği talimat beş dakika sonra en yüksek tirajlı fısıltı gazetesinde yayındadır.
Bakanın her akşam eve gitmeden kiminle yeme içme muhabbeti yaptığından tutun daha neler neler konuşulur?
Bunların tümü gerçek mi? Bana göre değil... Ama yetişip ipin ucu kaçıp, burna gelen kokular bozulursa, arkası yıpratıcı olarak gelir... Bütün mesele dikkatli olmak... KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAMAK, KENDİ AYAĞINIZI KURŞUN SIKMAMAK...
Günün sözü:
Kendini görmeyen kördür
|