|
Gerçek anlamda çokseslilik ancak gazetecilerin gerçek anlamda özgür olarak görev yapmasıyla zenginlik kazanabilir. Gazeteler ve gazetecilerin gerçek anlamda özgür olmadığı bir toplumda ne çokseslilik ne de demokrasiden gerçek anlamıyla söz edemezsiniz.
Bir diğer gerçek, demokrasinin özürlü olduğu yerde hayatın her alanında özür, sakatlık, çağdışılık kaçınılmazdır. Doğru kulvarda yapılan gazetecilik demokrasinin iyileşmesinde de tarihi rol oynar
Önceki gün DAÜ'deydim. Kariyer günleri çerçevesinde geleceğin mektepli gazeteci adaylarıyla yüz yüze geldim.
Önce konuştum, sonra soruları yanıtladım.
Yüksek öğrenim aşamasındaki tercih bir anlamda meslek tercihidir.
Hatta diplomasıyla yaptığı iş örtüşmeyenler, "Mesleğiniz nedir?" sorusuyla karşılaştıkları zaman bir bocalama geçirirler. Sahip olduğu diplomada yazılı olan mı yoksa fiilen yaptıkları iş mi?
Her mesleğin kendine özgü heyecan çıta yüksekliği var. Gazetecilik heyecan çıtası yüksek meslekler arasında ilk sıralarda yer alır mutlaka.
Kariyer günleri yerinde bir etkinlik.
Örgün eğitim, öğretim sürecinde alınan bilgiler pratiğin derlenmiş hali olsa da meslekten insanların aktaracakları ciddi bir katkı mutlaka.
Okuldan alınanlar ekmek kadayıfıysa kariyer günlerinden eklenenler de üzerindeki dondurmasıdır denebilir.
* * *
Konuşmayı dinleyenlerin çoğunluğu Türkiye'den öğrencilerdi.
Ana sunuşumu hazırlarken böyle olacağını tahmin ediyordum.
Ancak gazetecilik dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın sorunlar ve uygulamalar bakımından ortak özellikler taşır.
Bizler Kıbrıs'ta gazetecilik yapsak da Türkiye ve dünya deneyimleri yabancımız değil.
Bizim "Ana - yavru" yakınlığımızın çağdaş gazetecilik bakımından sıkıntı bakımından ortak kaynak özelliği yarattığı da bir başka gerçeklik.
Gazetecilik konusunda görüşüm de duruşum da nettir.
Halkın gazetecisi oldum. Benim yazdıklarımla hatta yazmadıklarımla uğraşılır ama ben hiç bir zaman başkasının yazdığıyla uğraşmadım.
Hemen hemen tüm iktidar unsurlarıyla karşı karşıya geldim. Yanlış gördüğümü, doğru bildiğimi yazdım. Tetikçiliği, arzuhalciliği kabul etmediğim için tetikçilerin hep hedefi oldum. Neredeyse hiç umursamadım. Sonuçta kendilerine verilen bir görevi yerine getiriyorlar.
* * *
Ülkemiz gazeteciliği dünden daha iyidir.
Özgür, yürekli gazeteci oranımız hem Türkiye hem de Güney Kıbrıs'tan fazladır. Buna içtenlikle inanıyorum.
Gazetecilikle ilgili görüşlerimi yıllardır her fırsatta seslendiririm ve özeti şudur:
"Bu ülkede en kolay iş, köşeyi dönmeyi yüzsüzce becerebilmektir. Eğer yüzünüzdeki deri insan derisi değilse korkmayın.
Yalandan kim öldü ki? Adam bir ayağının üzerinde kırk değil, milyon kırk yalan söyler. Hele halkın yalanı yakaladığı zaman anımsatma yeteneği köreltilmişse Sarayönü Meydanı, İnönü Meydanı, Namık Kemal Meydanı kısacası Kuzey Kıbrıs'ın tüm meydanları yalancılara 24 saat açıktır.
Mevcut koşullar altında en zor iş onurlu gazeteciliktir.
Ciddi bir yanılgı var aslında.
Gazetede çalışan herkes gazeteci midir?
Evrensel gazetecilik ilkeleri, gazetecilik etiği, fikir emekçiliği, özgür gazetecilik önemli değil salt gazetede çalışmış olmak yeterliyse sorun yok.
1971 yılında Lefkoşa Yediler Bölgesi'nde küçük bir dükkandaki Savaş gazetesinde başladı gazetecilik serüvenim. Öğretmenlik ve kamu görevinde geçen yıllarım beni gazetecilikten koparmadı. Geriye dönüp baktığım zaman nelere tanık olmamışım bu meslekte?
Gazetecilik etiğiyle uzak yakın ilişkisi olmayan anlayışları basında doğru diye yutturmaya çalışanları nasıl unutayım?
1990 yılının başlarında Atatürk Kültür Merkezi'nde ülkemizdeki gazetecilik ve basın özgürlüğü konusunda düzenlenen konferansın konuşmacıları arasında vardım. "Ülkemizde en önemli sorun mücadele gazeteciliğinin ilk günden bugüne bitmemesi, bağımsız gazeteciliğin olmamasıdır" dediğimi çok iyi anımsıyorum. Bu saptamayı 18 yıl önce yapmışım.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki yalan söylemek kolay, doğruyu söylemek, doğruyu yazmak ise cesaret istiyor. Ve en önemlisi sinmiş olanlar kendinin söylemediği doğruları gazetecinin söylemesini, yazmasını ister, rezilliklerin üzerine gitme görevini, Donkişotluğu gazetecilere verir. Gazetecinin ne koşullar altında görev yaptığı, gazetecinin gerçek anlamda ne kadar özgür olup olmadığı vatandaşın pek fazla ilgi alanı içinde değildir.
Ülkemiz özelinde gazetecilerin gerçek anlamda örgütlü olmaması, gazetecilerin mesleklerini evrensel gazetecilik ilkelerinin koruması altında yerine getirme noktasından uzak olma nedenlerinden biridir.
Halbuki toplumda gerçek anlamda çokseslilik ancak gazetecilerin gerçek anlamda özgür olarak görev yapmasıyla zenginlik kazanabilir. Gazeteler ve gazetecilerin gerçek anlamda özgür olmadığı bir toplumda ne çokseslilik ne de demokrasiden gerçek anlamıyla söz edemezsiniz.
Bir diğer gerçek, demokrasinin özürlü olduğu yerde hayatın her alanında özür, sakatlık, çağdışılık kaçınılmazdır. Doğru kulvarda yapılan gazetecilik demokrasinin iyileşmesinde de tarihi rol oynar."
* * *
Gençleri duyarlı buldum. Soruları, basında nelerin yaşandığının işaretçisiydi. İşlerinin zor olduğunu söyledim ama ardından ekledim PES ETMEK YOK...
Günün sözü:
Bilgi, konuşmanın sınırını belirler
Şengül Kırmızı'nın mektubu
Sn Hastürer,
15.04.08 tarihli köşenizde yazmış olduğunuz yazı aile olarak dinmeyen acılarımızın daha da tazelenmesine neden olmuştur.
Kazanın gerçekleştiği ilk günden bugüne susmayı tercih ettik. Susmamız bizce yanlış bazı kanaatlerin oluşmasına kolaylaştırmıştır. Bunu da üzülerek gördük. Bu nedenle bu satırları sizlerle paylaşmak için kaleme aldım.
Şunun tarafınızca bilinmesinden yanayız biz adalete saygılı insanlar olup bu davanın görüşülmesini engellemek için herhangi bir girişimimiz olmamıştır.
Aynı şekilde kimse böyle bir kazanın yaşanmasını istemez, Allah kimsenin başına vermesin. Oğlumuz yargıdan asla kaçmamış olup halen vatani görevini asteğmen olarak yerine getirmektedir. Başkaları ne der bilemem ama bizler "Giden gitti bizim çocuğumuz hapislerde mi çürüsün" diyecek bir aile değiliz öyle olmadığımızı herkes biliyor.
Gazetelerde çıkan gece kulüplerinde eğlenmekten geliyordu haberi de asılsız olup Kanada'dan Larnaka havaalanına gelen misafirlerini alıp Girne'de kalacakları otellerine yerleştirmeye gittiği polis kayıtlarında sabittir.
Kazanın oluş biçimi de polis kayıtlarında vardır ancak o konuda yargı aşamasında olunduğu için yorum yapmak istemiyorum.
Kazada yaşamını yitiren Süleyha Bolçucuk'un ailesi gibi yasını tutmuş olup halen mezarına gidip dua etmekteyiz.
Osman, Üniversite'den mezun olmuş Tuzla Piyade okulunu başarı ile bitirmiş, sicili temiz, Milli takımda yıllarca güreş yapmış sporcu ve şerefli bir Türk gencidir. Bu olaydan almış olduğu psikolojik yarayı anlatmak imkansızdır.
Bizi rencide eden diğer olay ise oğlumuzun daha önce geçirmiş olduğu büyük kazada suçlu gösterilip aleyhte bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılmasıdır.18.02.2002 tarihinde olan o kazada Osman günlerce yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermiş, çene kemikleri, elmacık kemiği platinlerle değiştirilmiş ve halen vücudunun çoğu yerinde izlerini taşıyor olmakla birlikte %100 suçsuz bulunup %400 promil alkollü Zafer Sukuşu'nun kurbanı olmuştur. İlgililerden o kazanın bilgilerini temin edebilirsiniz. Bizim adalete güvenimiz tam olduğu gibi merhumenin ailesine de saygımız sonsuzdur onların derin üzüntü ve acılarını paylaşıyoruz. Saygılarımızla.
Şengül Kırmızı"
|