|
Kıbrıslı bir Türk'ün anıları da var belgeselde... Kıbrıslı Rumlarla çok uyumlu, kardeş gibi çalıştıklarını anlatıp sonradan başlayan toplumlar arası gerginlik ve çatışmalarla ilgili aynen şöyle konuştu: "... Millet sonradan delirdi."
Dün akşam Güney Lefkoşa'da PEO genel merkezinde belgesel bir filimle 60 yıl önce Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum maden işçilerinin birlikte yazdıkları tarihi yaşadım.
Müthiş etkilendim...
Pashalis Papapetru'nun rejisörlüğünde hayat bulan "Madencilerin Anıları" harika bir derleme... Filimde hem Kıbrıs'ın yer altı zenginlikleri olan maden hem de maden ocaklarında çalışan gerçek işçilerin yaşamları ve mücadelesi ekrana taşındı.
* * *
Filimde o yılların madencileri anılarını aktardı.
Jeolog Dr. Yorgos Konstantinu ise filme bilgisiyle özel katkı koydu. Pashalis Papapetru o katkının altını çizip şunları söyledi:
" Eminim ki onun bilimsel katkıları olmasaydı bu film yoksul kalacaktı, ülkemiz açısından genel olarak madenlerin ve özellikle de bakırın önemini ortaya koyamayacaktı."
* * *
Belgesele anılarıyla en büyük katkıyı Trikomolu Pandelis Varnava yaptı. Kapıların açık olmasının verdiği kolaylıkla 1940'larda çalıştığı maden ocaklarının yerlerini yeniden gezip anımsadıklarını aktardı.
O yılları anlatan yaşlı bir Rum'un şu söylediklerine bakınız:
" 12 lira biriktirmek için en az 2 sene çalışmak gerekiyordu. Çok zor şartlarda çalışıyorduk. Gece eve gider dinlenmeden gene madene dönerdik. Hayvan gibi işletilirdik. Bir söz var HAYVANA YEM VERİRLER AMA YİYEMESİN DİYE DE İPİNİ KISA TUTARLAR... Bizim durumumuz aynen öyleydi."
Bir başkası anlattı:
"... Bazı maden ocaklarında madeni katırlar taşırdı. Çok ağır olan yükü çekemeyen katırların bazılarının ayakları kırılırdı. Ayakları kırılan katırlar vurularak öldürülür, öldürülen her katır için sahibine 100 lira tazminat verilirdi. Madende çalışırken ölen işçilerin de tazminatı 100 liraydı. Ama o parayı almak için iyi avukat tutmak gerekirdi. Anlayacağınız insanın katır kadar değeri yoktu."
Kıbrıslı bir Türk'ün anıları da var belgeselde... Kıbrıslı Rumlarla çok uyumlu, kardeş gibi çalıştıklarını anlatıp sonradan başlayan toplumlar arası gerginlik ve çatışmalarla ilgili aynen şöyle konuştu: "... Millet sonradan delirdi."
* * *
Madenlerdeki işçilerin örgütlülüğü ve mücadelesi Kıbrıs'ta işçi sınıfı mücadelesinin hem örgütlenme hem de eylem bakımından bir anlamda başlangıç noktasıdır.
O yıllarda Kıbrıs adasında çalışanların % 17'si maden ocaklarında çalışıyordu. Madenlerde çalışanlar işi olmayanlarla tarımdan beklediği geliri elde edemeyenlerdi.
İşçilerin hem çalışma hem de yaşam koşulları çok ağırdı.
Baf gibi uzak yerlerden madene işlemeye gidenlerin yatacak yeri yoktu. Kahvehanelerde sandalye hatta yerde yatan işçiler olduğu anlatıldı. Bir tanesi, " Benim uyku için üç parça eşyam vardı. Yere serdiğim hasır, başımın altına koyduğum bir yastık ve bir pataniya" dedi.
İşçiler haftalık toplam 44 saat çalışma dahil daha iyi çalışma koşulları için mücadelelerini ileri taşıma noktasına gelirken dönemin Amerikan Maden Şirketi CMC'nin Amerikalı Müdürünün söylediği şu sözlerin altı çizildi belgeselde: "Amerika dünya genelinde komünistlere karşı milyonlarca dolar harcıyor, burada da birkaç bin dolar harcarsak ne olur?"
* * *
1948 yılında Rum ve Türk işçiler omuz omuza Kıbrıs tarihinin en şanlı eylemini gerçekleştirdiler. Polis ateş açtı... Kıbrıslı Türk ve Rum işçiler yaralandı... Ama pes etmediler... Mücadeleye çocuklar, kadınlar da omuz verdi ve sonunda dün akşam konuşan PEO Genel Sekreteri Pambis Kiritsis'in vurguladığı gibi, " Ülkemizde daha önce benzeri yaşanmamış boyutlardaki 1948'in kahramanca verilen sınıfsal mücadelesiyle, onlar örgütlenme haklarının, ücret ve çalışma koşulları için toplu müzakere haklarının tanınmasını başardılar. Kısacası sendikal hareketin varlığının ve rolünün tanınmasını başardılar."
* * *
Dün akşam ki ilk gösterim öncesi konuşma yapanlardan biri de DEV- İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis'di.
Salonu tıka basa dolduran kalabalıktan büyük alkış alan Seyis'in konuşmasından bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum:
"... Sınıfını ve geçmişteki onurlu kavgasını bilmeyenler, geleceğini doğru kuramaz. İşte bunun için Kıbrıs işçi sınıfının Türk ve Rum işçilerin ortak kavgasını konu alan bu etkinlik çok anlamlı.
... 1948 Maden Grevinde Kıbrıs işçi sınıfı bir bütün olarak acıyı da sevinci de paylaştı. Sırasında bir dilim ekmeği, 3-5 zeytini kardeşçe bölüşerek yediler. Birlikte vuruldular, birlikte hapis yattılar, sermayenin polisine karşı birlikte savaştılar. Tümü de eşleri ve hatta çocuklarıyla birlikte canları, kanları pahasına bu onurlu kavgayı vererek "Kıbrıs İşçi Sınıfı Tarihini" yazdılar.
İşte bugün ve gelecekte de bunların tüm Kıbrıslılar tarafından bilinmesi açısından bu etkinlik çok önemli. Kıbrıslıların kardeş olduğunun ve tüm yaşanan acıların aslında Ulusal değil, Sınıfsal olduğunun bilinmesi açısından bu etkinlik çok önemli.
... Kıbrıslıyız ve biliyoruz ki mutlaka Kıbrıs İşçi Sınıfı olarak ülkemizi yeniden birleştireceğiz. Çünkü bizler yüzyıllardır ayni acıları ve ayni sevinçleri paylaştık, ayni gelenek ve görenekleri sürdürdük. Ve tabii ki ayni kültürle yoğrulduk. Ve biz Kıbrıslılar çok anlamlı bir ortak geçmişe birlikte imza attık.
Şimdi bizlere düşen, bu kader birlikteliklerimizi unutmamak ve hiç unutturmamaktır."
Günün sözü:
Güzellikler unutulursa, yerini hatırlatılan çirkinlikler alır
|