|
Son zamanlarda en az beş farklı ortamda genel ekonomik durumumuzu tartışırken oradakilerle aynı yargıya vardık. OLMAYAN EKONOMİNİN NEYİNİ KONUŞACAĞIZ.
Aslında kendiliğinden yaşam bulan bir ekonomik yapı var bizde.
Kendiliğinden ekonominin rakamları da ortaya çıkıyor tabii.
Ancak ekonomi ile ilgili konuşup, sağlıklı yorum yapabilmek için ekonomi politikasının olması gerekir.
İşte bu saptamayı yaptıktan sonra daha doğru olanın şu olduğu noktasında da buluşuyoruz: OLMAYAN EKONOMİ POLİTİKASININ NEYİNİ KONUŞACAĞIZ.
Anımsayın, Annan Planı'nın halkoyuna sunulmasının ardından esen tatlı meltem özellikle inşaat sektöründe patlamaya neden oldu.
Pek çok insanın cebi yetmediği için torbasına hayal edemeyecekleri paralar girdi.
Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan değil, nüfus sayımın sayılan hatta daha da daraltırsak vatandaş olanlar hesaplanarak kişi başına düşen gelirin 15 bin dolarlara yükseldiği söylendi.
Bu köşede uyarıp, "halk cebini yokluyor bu para insanların cebinde yok", dedik.
Bir ekleme daha yaptık, "madem ülke bu boyutta zenginleşti çalışanlara da zam yapın".
O günlerde küçük bir azınlığın zenginleşmesiyle ortaya çıkan durumun DOPİNG ürünü olduğunu anlatmaya çalıştık.
Halk anladı da anlamasına gerekenleri anlamazlıktan geldi.
1974 sonrası çalışana ilk kez SIFIR ARTIŞ öneriliyor.
Aslında hükümet haklı.
Neden haklı? ÇÜNKÜ PARA YOK.
Siyasilerin attığı nutukları boş verin, ülkede 2001'lerdeki büyük krizlerde bile yaşanmayan boyutta ekonomik kriz var.
Aslında Lokmacı Kapısının açılması sonrası o civardaki bulunan ve sayıları yüzü anca bulan işyerindeki "dopingli baharın" siyasetçiler tarafından "mabede" dönüştürülmesi boşuna değildir.
Kuzey Kıbrıs'ın bir başka yeri yoktur ki siyasiler ziyaret ettiği zaman "teşekkürlerle" karşılansın.
* * *
Bu gün yaşananların faturasını tabii ki CTP'ye kesmem.
Türkiye'de AKP'nin pay çıkardığı ekonomik istikrarın temelinde Derviş Kemal Deniz'in harcı var.
Rahmetli Ecevit'in Başbakanlık günlerinde acı reçeteler yazıldı. Uygulamaya konuldu. Meyvelerinin gün gele birileri tarafından hasat edileceği söylendi. Öyle de oldu.
Türkiye'de bugün için geleceği olan sağlıklı bir ekonomi var mı? Devalüasyon ve enflasyon rakamlarına bakıp sağlıklı bir ekonomi yargısı yapmaya kalkarsanız var. Ama orta ve uzun vadede sorunlar yaşanacağı kesin. Çünkü reçeteyle tedavi çok da uyumlu olmadı. Bu bir başka yazı konusu.
Gelelim, "Bu gün yaşananların faturasını tabii ki CTP'ye kesmem" yargıma. Eğer yıllar önce sağlıklı, üretime dayalı bir ekonomi politikası olsaydı bugünkü felaket eşiği günler yaşanmazdı.
Bir Maliye düşünün ki en büyük derdi çalışanların ve emeklilerin maaşlarını düşünmek. Bugün kambura dönüşen cari gider yıllar öncesinin eseri değil midir?
Maaşlarla ilgili her ay ödeme kriz günlerine girildiği zaman devletin yapılmış işlerle ilgili tüm ödeme sorumlulukları buzdolabına giriyor.
Devlete iş yapmak artık cesaret ister hale geldi. Sanırım hiç bir iş adamı ihale kazandım diye kolay kolay sevinemiyor.
İş yapmak kolay peki ondan sonrası. İhaleyi alan müteahhit parasını almazsa taşeronlarını ödeyemez. Taşeronlar parayı almadı, onları ödemelerini yapamıyor.
Daha önce de yazdım. Ülkede kriz olduğu zaman devlet harcamalarını artırarak piyasalar hayat verir. Acil olmayan alt yapı yatırımlarını ihaleye açar. Hayatın her alanına devlet hayat öpücüğü kondurur.
Bizde sorun şu. HAYATIN HER ALANINA YAŞAM ÖPÜCÜĞÜ KONDURMASI BEKLENEN DEVLETİN KENDİSİNİN YAŞAM ÖPÜCÜĞÜNE İHTİYACI VAR.
Söz açıldı mı hayatın her alanında olduğu gibi "ekonomide de rota yok, pusula bozuk" derken işte bunları anlatmaya çalışıyoruz...
Günün sözü:
Kaptanın iyisi, fırtınalı denizde belli olur
|