Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Korkunç trafik kazası: 2 yaralı
Taşkın serbest, diğerleri cezaevinde
Yine Afrikalı bu kez hepatitli
Yangın büyüdü
Yine Ercan, yine uyuşturucu
Liderler umut verdi
Soyguncuya 5 yıl hapislik
Yeni santral ünitesi Teknecik'e taşındı
UBP'nin yeni yüzlere ihtiyacı var
Görüşmelerin makul bir sürede tamamlanması önemli

YORUMLANANLAR
Büyük sınav [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [1]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [1]
Bu kez Girne zehirlendi [2]
13. maaş ve emeklilik ikramiyesinin budanacağı iddiaları cinayettir [1]
Defne öykü yazma yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi [1]
YDÜ Tıp Fakültesi törenle eğitime başladı [4]
Bankalarımız güçlü [1]
Bu sefer ölümlü isyan çıkacak [1]
Girne'de yine fuhuş, yine Afrikalı [5]
Annesini dövdü, tutuklandı [4]
Mecbure Esen kurtarılamadı [4]
Talat değişmezse çözüm bulamayacağız [1]
KKTC'de "ozon"lu tedavi başlıyor [2]



Yasemini, Mağusa'da buldum...

Hasan Hastürer

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Temmuz 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bana nostaljik yolculuk yaptıran, ipliğin üzerine dizilip satılan yasemini Mağusa'da bulmuştum...

Belki o an hissettiklerim pek çok insan için abartılı bir duygusallıktı.

Heyecanla harmanlanmış duygusal coşkumu ben de sorguladım.

Yanıtını bulmakta zorlanmadım aslında... Yitip giden değerlerin bende yarattığı panik, iplicikte dizili yaseminlere çok daha derin bir duyguyla uzanmamı tetiklemişti

 

  Çocukken K. Kaymaklı'daki evimizde bataryalı bir radyo vardı. Ahşap, cilalı kasası, ön tarafta hoparlör bölümünde de kumaş bir yüzeyi vardı.

  Açar açmaz konuşmaz, çalmazdı...

  O zamanlar lambalı derlerdi o radyolara...

  Lambasının ısınması gerekirdi. Çok uzun zaman geçmezdi ama bazen o ısınma süresi çok ama çok uzun gelirdi insana...

  Börekçi'nin kahvesi diye bir kahve de vardı.

  Kahvehanedeki radyo genelde hep açıktı...

  Çocuktuk ama büyüklerin hoş görüsüyle biz çocuklar da kahveye giderdik...

  Çocuk dünyamda toplumsal meselelerin ilk kayıtları Börekçi'nin Kahvesi ve Abohorlu Hüseyin Dayı'nın berber dükkânında duyduklarımdı.

  Çocuk olmama rağmen büyükleri dinlerken lafa girer bir şeyler söylerdim.

  Kahvedeki radyoda en çok ilgiyi istek programları görürdü. İnsanlar mektup yollar ve istek programından yakınları, ailesi ve dostları için şarkı isterdi.

  Yurt dışından da istek mektupları ulaşırdı Kıbrıs Radyosu'na...

  O programlarda yurt dışındaki yakınların istekleri merakla beklenirdi.

  Aslında istek mektubu ile bir mektup da aileye yazılır, "Haberiniz olsun şarkı istedim. Bakın bakalım ne zaman çalacak" denirdi.

  Bir akşam üstüydü.

  Ansızın radyodan Londra'daki ablamın bizler için şarkı isteğini duydum. Tek tek isimlerimizi sıralıyordu sunucu. En küçük olduğum için en son benim adım söylendi. Şarkı başlarken hızla eve koşmaya başladım. Evimiz uzak değildi ama radyonun ısınması gerekiyordu... Şarkının ortasından dinlemeye başladık.

  Rahmetli anacığım yemenisini omzuna atıp ağlayarak dinlemişti.

  Zeki Müren'den bir şarkıydı...

  "Yaseminler dizi dizi/ Kimse bilmez halimizi/ Kavuşmadan öldürecek/ Bu sevda her ikimizi" diye sözler vardı içinde o şarkının anımsadığım kadarıyla.

  *               *             *

  Yasemin, Kıbrıs'ın iklim özellikli bir bitkisi değil herhalde.

  Doğal yaşamda yok.

  Evcil hayvan gibi evcil bir çiçektir.

  Daha çocukluk günlerimden anımsarım, her evde bir yasemin vardı mutlaka.

  Turistik bir yayında okumuştum...

  "Bir yaseminler adasıdır Kıbrıs, nerede olursanız olun, kokusu içinize sızar ve siner, hissedersiniz... Sadece bir çiçek değil, yaşama dair sessiz bir tanıktır yasemin, zor kazanılan bir başarı gibidir yetişmesi, yaz akşamları, dar sokak aralarından iç bahçelere salınarak dolanır ruhunuza kokusu, sadece hissetmez yaşarsınız... Uğur kabul eder eskiler, altından geçmeden girilen evde bir şeyler eksik gibidir..."

  Yasemin, Kıbrısın, Kıbrıslılığın bir parçasıdır...

  Kıbrıs'ta çiçekçiliğin ticari bağlamda geçmişini araştırmadığım için bilmem.

  Kimseyi rahatsız etmeden, dilenme çağrışımı hiç yapmadan yasemin satıldığını herkes gibi ben da hatırlarım.

  Yasemin üç şekilde dizilip satılırdı...

  Bir... Hurma yaprağına. Hurmanın sivri yaprağı ikiye ayrılır, yasemin çiçeklerini narin uzantısının ortasından yaseminler hurma yaprağına dizilirdi.

  İki... Yaseminler, iğne yardımıyla ince ipliğin üzerine top şeklinde dizilirdi.

  Üç... Yaseminler boyna asılacak şekilde ince ipliğin üzerinde toplanırdı.

  *             *         *

  Özlenen, eksikliği hissedilen, lahmacun kokularına karşı var olma mücadelesi veren yasemin kokusu evlerde ağacı üzerinde olanlardan çok kültürümüz parçası olarak satılan yaseminlerdir.

  Kıbrıs'ı bir bütün olarak severim... K. Kaymaklılı olduğum için Lefkoşa aşkım bir başka...

  Lefkoşa'nın her şeyini severim...

  Değişim Lefkoşa'da özlediklerimizi çoğalttı.

  Özlediklerimizden biri de yasemin kokusu...

  Nerede yasemin satan birini görsem mutlaka alırım... Lefkoşa'da yıllardır yasemin satan ve satın alırken nostaljik tatmin duygusunu bana yaşatacak birini görmedim.

  Geçen yaz Lefkoşa'nın eğlence yolu olan Dereboyu'nda gül satan çocuklar görmüştüm. Çiçekle insanı buluşturma anlayışı yoktu gül satan çocuklarda... Bu nedenle de garsonlar onları uzaklaştırıyordu.

  Eminin yasemin satan birileri olsaydı kültürel bir sahiplenme yaşanabilirdi.

  Aslında yasemini sadece çocuklar satmadı.

  Yıllar evvel yaz akşamlarında yasemin satan yetişkin kadın erkeklerin varlığını unutmadım.

  Yasemin satanlara, özellikle çocuklara karşı özel bir hoş görünün varlığı da söz konusuydu.

  Hiç kuşkusuz her evde bir hade iki yasemin ağacı olsundu... Onun yaseminleri yetmezdi... Yasemin dizip satacak olanlar komşulardan da yasemin toplardı. Henüz açılmadık yaseminler toplanıp hurma yaprağına ya da ipliğe dizilirdi.

  Yavaş yavaş açılırlar, açılırlarken de mis gibi yasemin kokusu etrafı sarardı.

  Sanırım o güzel yaz akşamlarında parfüm kokularının çok önünde yasemin kokuları yollara, sinemalara hakim olurdu.

  *           *          *

  Geçtiğimiz günlerde Mağusa'daydım.

  Bir yaz akşamüstünde Belediye Başkanı Oktay Kayalp'la Namık Kemal Meydanı'nda kahvelerimizi yudumlarken bisikletin üzerinde bilek hizasında dizilmiş yaseminlerle yaşlı birinin geldiğini gördüm.

  Bir anda sohbeti kesip, ona yöneldim... Yöneldiğimi görünce bisikletini durdurdu.

  Bana nostaljik yolculuk yaptıran, ipliğin üzerinde dizilip satılan yasemini Mağusa'da bulmuştum...

  Belki o an hissettiklerim pek çok insan için abartılı bir duygusallıktı.

  Heyecanla harmanlanmış duygusal coşkumu ben de sorguladım.

  Yanıtını bulmakta zorlanmadım aslında... Yitip giden değerlerin bende yarattığı panik, iplicikte dizili yaseminlere çok daha derin bir duyguyla uzanmamı tetiklemişti.

  Aldım bir dizi yasemin... Parayı verdim. Paranın üstünü alıp, cebime koydum. Yaseminlerin kaç para olduğunu sormadım, cebime koyduğum paranın üstünün ne olduğunu kontrol etmek de aklımdan hiç geçmedi.

  *             *          *

  Mağusa'da yasemin satan Ali Galip Özyolaç, Karpaz'dan Galatya'dan yaşam yolculuğuna çıkan bir insanımız. Daha küçük bir çocukken çok talihsiz bir şekilde anacığını kaybetmiş.

  Anacığını kaybettiğinde takvimler daha 1940'ı yazmamıştı.

  "O günlerde anasızlık çok daha zordu" der eskiler.

  Mağusa'ya gelip Sinemacı Orhan'ın yanında büyümüş. O zamanlar sinema filmleri çığırtkan diyeceğimiz kişilerce halka duyurulurdu. Galatyalı Ali, o işi da yaptı. Akideli söz söyleme yeteneğinin oralardan geldiği söylenir.

  Ali Galip Özyolaç, hayatla savaşını hep küçük ama alın teriyle yoğrulan kazançla sürdürmüş.

  Gazete sattığı yılların etkisiyle Gazeteci Ali diye bilenler çok onu. Gazeteden sonra pilavuna da satmış...

  Beş çocuğunu yetiştirmek için hep çalışmış...

  Belediyeden de emekli şimdi. Sordum... Yaklaşık yirmi yıldır yasemin satıyor... Yirmi yıldır Mağusa'nın tek yasemin satıcısı... Yaşı yetmiş ama o bisikletinin üzerinde yaseminlerini satıyor...

  Aslında yasemin satmıyor, kültürel bir değerimizi yaşatıyor... Yasemin kokularıyla Kıbrıslılığı yaşatıp, dünün bugünlerde sahiplenilerek geleceğe taşınmasına katkı koyuyor...

  Keşke Mağusa'nın Yaseminci Ali Dayıları gibiler Lefkoşa'da, Girne'de, Omorfo'da, Lefke'de, İskele'de kısaca Kıbrıs'ın her yerinde olsa...

  ... Tüm bunları yazarken yaseminin unutulmuşlukla boynu büküklüğünü yazmak istemedim. Kültürel değerlerini yaşatmak isteyen Kıbrıslı Türklerin çok büyük çoğunluğunun evinin bahçesinde yasemin var. Kiminin dış kapısının üzerinde kemer gibidir, kiminin bahçesinde bir buket gibi... Ama sonuçta var...

 

  Günün sözü:

 

  Sahip çıkmak, var olmaktır

 

   461 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı?
10 Ekim 2008, Cuma   Barışın elçileriyle yürümek...
09 Ekim 2008, Perşembe   Durumumuz çok vahim...
08 Ekim 2008, Çarşamba   Ne oldu bize? Sevinemiyoruz bile...
07 Ekim 2008, Salı   "Beş YTL'lik dana eti kuyruk yağı bol olsun!!!"
06 Ekim 2008, Pazartesi   Kötü senaryolar kurmak istemem
05 Ekim 2008, Pazar   Mehmet Ali Talat'ı dikizledim...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Teknoloji içeri, emek dışarı...
03 Ekim 2008, Cuma   Dünyanın merkezi Dikilitaş değil...
02 Ekim 2008, Perşembe   Dün Strasbourg'ta bizim için tarihi bir gündü...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ÇIKARLAR MI KORKULAR MI?

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Desmond Tutu'yu kim tutar?..

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Okurlardan güncel konulara ilişkin görüşle...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Mali kriz ve AB

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital